Barış Güvercinlerinin(!) Vazgeçilmez Oyuncağı: BM
Barış Güvercinlerinin(!) Vazgeçilmez Oyuncağı: BM

Aldığı kararlarla tarafsızlığı sürekli tartışılan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, geçtiğimiz günlerde yine ilginç bir yaptırım kararına imza atmıştır. BM Güvenlik Konseyi’nde; Brezilya ve Türkiye’nin red oyuna karşılık ABD’nin, Güvenlik Konseyi’nin diğer daimi üyeleri Fransa, İngiltere Rusya ve Çin’in de desteğini alarak, İran’ın nükleer enerji alanındaki faaliyetleri karşısında aldırdığı yaptırım kararı, uluslararası hukuk alanında yeni bir ihlal dalgasının başlayacağının sinyallerini vermektedir. 
Söz konusu ambargonun ne anlama geldiği ve kararın arkasındaki nedenlerin neler olduğu hususunun net olarak anlaşılabilmesi için, kararın altına imza atan küresel aktörlerin tamamının nükleer enerjiye sahip olduklarını, yine ambargo kararının arkasındaki en önemli güç olan ABD’nin, 2. Dünya Savaşı’nda atom bombası kullandığını ve söz konusu ülkelerin bu alanda gayriresmî faaliyetler ve denemeler gerçekleştirdiğini görmek gerekir. Bu kararlarla dünyanın hegemonik güçleri enerji gibi hayatî bir meselede, başta İran olmak üzere sistem dışı olarak gördükleri aktörleri istemediklerini gözler önüne sermiş bulunmaktadırlar.  
Yaptırım kararları, henüz tasarı aşamasındayken, özellikle Rusya ve Çin gibi, İran ile sıkı ilişki içerisinde bulunan ülkeler tarafından yumuşatılmış ve bu nedenle bazı maddeler yaptırım kararlarının dışında bırakılmıştır. Alınan kararlarda, “İran'a mal götüren gemiler, açık denizde durdurularak kontrol edilebilecek” maddesi yer almaktadır. Bu madde, İran gemilerine seyahat sınırlamaları getirmekte ve bu da uluslararası sularda İran gemilerine gerçekleştirilecek hukuk dışı müdahalelerin yolunu açmaktadır. Bölgede gerginlik ve savaş ortamından beslenen İsrail’in de bu durumu fırsat bileceğini tahmin etmek zor olmayacaktır. Böylesi bir durum, en temel varoluş gerekçelerinden biri de ‘dünya barışına katkı sağlamak’ olan BM için, ‘varlık sebebini ortadan kaldıran’ bir işlev görecektir.
Öte yandan, Türkiye ve Brezilya’nın, yaptırım öncesi süreçte oynadıkları rolün göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Türkiye’nin arabuluculuk görevi üstlendiği süreç, aynı zamanda İran’ın nükleer enerji alanındaki çalışmalarını barışçıl yollardan sürdürmek istediğine dair güçlü bir kanıt oluşturmaktadır. Ancak, bu iki ülkenin barışçıl çözümler üretmek adına sarfettikleri çaba, küresel güçler tarafından görmezden gelinmiştir. Yalnızca bu yaklaşım bile, İran’ın nükleer enerji alanındaki faaliyetlerinden, “dünya barışı adına kaygılanan(!)” söz konusu ülkelerin, asıl kaygılarının, dünya üzerinde küresel sistem dışı bir nükleer güç istemiyor olduklarını göstermektedir.
Nükleer güce sahip oldukları resmen bilinen ve aynı zamanda NPT’ye (Nükleer Silahları Yayılmasını Önleme Antlaşması) üye olan ülkeler
Nükleer silahlara sahip olup, aynı zamanda nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla yapılan antlaşmayı (NPT) imzalayan hegemonik güçler, aşağıda vereceğimiz tahmini bilgilere göre çelişkili ve tutarsız bir tabloyu gözler önüne sermiş bulunmaktadırlar.
BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri olan; ABD’nin 5.200 adet, Fransa’nın 300 adet, İngiltere’nin 160 adet, Rusya’nın 2.800 adet ve Çin’in ise 180 adet nükleer savaş başlığına sahip olduğu tahmin edilmektedir. 
Ayrıca ABD’nin 3.500 adet, İsrail’in 300 adet, Rusya’nın 2.500 adet, Çin’in 400 adet, Fransa’nın 400 adet, İngiltere’nin 200 adet atom bombasına sahip olduğu bildirilmektedir.
Diğer yandan bu küresel güçlerin haricinde de nükleer silaha sahip ülkeler olduğu bilinmektedir. Örneğin Hindistan’ın 35 adet, Pakistan’ın 25 adet, Kuzey Kore’nin de 15 adet nükleer başlıklı silahlara sahip olduklarına yönelik tahminler kamuoyunda yer almaktadır.
Biz UHİM olarak diyoruz ki;
En temel varoluş sebeplerinden biri de dünya barışına katkı sağlamak olan Birleşmiş Milletler, aldığı bu kararla, bu özelliğine bir kez daha aykırı davranmış bulunmaktadır. 
Başta BM üyesi ülkeler olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve basın-yayın organları, alınan bu hukuk dışı karara tepki göstererek, kararın perde arkasındaki nedenlerini deşifre etme sorumluluğunu taşımaktadırlar. BM üyesi ülkeler, diplomatik kanallarla kararı tanımadıklarını deklare etmeli ve söz konusu açıklama, içi kof cümlelerle olmayıp, mümkün olan en üst düzeyden yapılarak, uluslararası hukuk kanallarının, küresel güçlerin güdümünden kurtarılması noktasında çaba göstermelidir.
Nükleer enerji alanındaki geçmişi, telafisi mümkün olmayan hatalarla dolu olan  -başta ABD olmak üzere- küresel güçler, bu alanda gerçekleştirilen faaliyetleri denetlemek şöyle dursun, öncelikle geçmişte insanlığa yaşatmış oldukları tahribat ve acılar için özür dilemeli ve vermiş oldukları zararı tazmin etmek için bir an önce çalışmalara başlamalıdırlar.
BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olan ve dünyadaki en büyük silah üreticisi durumundaki ülkeler İran’a yaptırım kararında iddia ettikleri gibi dünya barışına katkıda bulunmak istiyorlarsa ilk önce ellerindeki silahların imha edilmesi yönünde adım atarak örnek teşkil etmelidirler. Bu adımdan sonra diğer ülkelerden bu silahların üretimini ve yayılmasının engellenmesini talep etmeleri en doğru ve inandırıcı bir tutum olacaktır. 
Nükleer gücü olmayan ülkeler arasında yer alan ve 1970'den beri NPT'de bulunan İran'ın, nükleer enerji elde etmek için var olduğunu savunduğu uranyum zenginleştirme programı mevcuttur. Fakat hegemonik güçler İran'ı nükleer silah geliştirmeye çalışmakla suçlamaktadır. Unutmayalım ki, en büyük hegemonik güç durumundaki ABD, yine ‘dünya barışına katkı sağlamak’ iddiası ile bütün dünyayı ikna etmeye çalışarak Irak’a savaş ilan edilmesini, dünya kamuoyunda ve uluslararası kuruluşlarda dile getirmiş ve bu yönde kararlar aldırmıştır. Ancak bu noktadaki inandırıcılığı geçmişteki sicilinden dolayı pek zayıf olan ABD, BM’den ve NATO’dan istediği sonucu alamamasına rağmen, Irak’ta bugüne kadar yaşanılan durumu ortaya çıkarmıştır. Irak’taki bu durum İran’ın uranyum zenginleştirme programı üzerinden yeni bir savaş senaryosu yazılmaya çalışıldığı düşüncesini akla getirmektedir.
İran’ın nükleer programı konusunda, dünya barışına katkı sağlayan ve uluslararası toplum tarafından dikkat ve ilgi ile takip edilen Türkiye ve Brezilya’nın, İran ile yaptıkları zenginleştirilmiş uranyum takas anlaşması önemsenmeli ve bir an evvel hayata geçirilerek, sorunların savaş ve ambargo yerine diplomatik kanallarla çözülebileceği kanıtlanmalıdır.

BASIN BİLDİRİSİ / 2 Ağustos 2010
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul

Kayıt Tarihi : 2 - 8 - 2010
Bu sayfa 459 defa ziyaret edilmiştir.