Avrupa’da Yükselen Ayrımcılık: Nefret, İslamofobi ve Irkçılık
Avrupa’da Yükselen Ayrımcılık: Nefret, İslamofobi ve Irkçılık
"Avrupa'nın Gerileme Raporu: Nefret, İslamofobi ve Irkçılık" adlı basın açıklamamız Üsküdar'da bulunan tarihi Balaban Tekkesi'nde  UHİM Genel Sekreteri Veysel Başar, Yönetim Kurulu Üyeleri Ercan Öztürk ve Atıf Gönenç, tarafından yapıldı.
 
Tarihsel Süreç
Kendi içinde yüzlerce yıl süren savaşlardan sonra gözünü dünyanın geri kalan kısmına diken Avrupa; Asya’dan Amerika’ya, Afrika’dan Avustralya’ya uzanan bir sömürge hareketi başlatmıştır. Yeryüzü ölçeğinde yüzlerce yıl süren sömürgecilik hareketi, yüzmilyonlarca insanın yaşamını yitirmesine, çok daha fazlasınınsa köleleştirilmesi ya da asimile edilmesine sebep olmuştur. Sömürge bölgelerinden elde edilen zenginliklerle refah düzeyi yükselen Avrupa, giderek daha çok tüketmeye ve bunun doğal bir sonucu olarak daha çok iş gücüne ihtiyaç duymaya başlamıştır. Bu ihtiyaç da köle taşımacılığı ve sömürge bölgelerinden gerçekleşen zorunlu göçlerle karşılanmış ve 20. yüzyıla gelindiğinde, dünyanın dört bir tarafından farklı milletlere mensup milyonlarca insan vatanlarından kopartılarak Avrupa ülkelerinde hayatta kalma mücadelesi vermeye mahkûm edilmiştir.
2. Dünya Savaşı sonrasında başta Afrika olmak üzere klasik sömürge uygulamalarından vazgeçen Batı devletleri, bunu da söz konusu ülkelere özgürlük ve bağımsızlık verdiği imajı uyandıracak şekilde uygulamaya sokmuştur. Ancak yerlerine bıraktıkları kukla yönetimler ve bağlayıcı antlaşmalarla bu topraklardaki kazanımlarını devam ettirmişlerdir.
Yüzlerce yıl öncesinden bugüne uzanan uygulamalarla tüm gelir kaynaklarına elkonulan, eğitim imkânları yok edilen, tarım ve hayvancılık gibi geleneksel faaliyetlerine darbe vurulan, küresel finans kuruluşlarının politikaları ile ekonomileri çökertilen, sürekli körüklenen içsavaşlarla istikrarsızlaştırılan onlarca ülke, bugünkü modern dünyanın kurucusu olan Avrupa medeniyetinin eserleri olarak görülebilir.
Hal böyleyken, bu ülkelerde yaşayan milyonlarca insan, çareyi Avrupa ülkelerine göç etmekte bulmaktadır. Eğitim, istihdam, ticaret gibi gerekçelerle Avrupa’ya gelen bu insanlar, gittikleri ülkelerin vatandaşı olsalar dahi ikinci sınıf insan muamelesi görmekte, hayatın her alanında yoğun bir baskıya maruz kalmaktadırlar.
 
Bugün
Soğuk Savaş sonrası süreçte ABD ve Avrupa’nın dış tehdit algılaması revize edilmiş ve yeni ‘şer odağı’ İslam, dolayısıyla Müslümanlar olarak belirlenmiştir. Avrupa ülkeleri ‘Avrupa Birliği’ projesi ile tek dinli ve tek kültürlü bir yapının imkânlarını zorlarken, 90’lı yıllarda Avrupa’nın ortasında ve dünyanın gözü önünde işlenen Bosna-Hersek soykırımı bunun en somut kanıtı olmuştur.
Aydınlatılmamış pek çok noktayı barındıran 11 Eylül olayları ise ABD ve Avrupa devletlerinin baskıcı ve örseleyici politikalarını meşrulaştıracak bir zemin oluşturmuştur. 11 Eylül ile birlikte Avrupa, başta Müslümanlar olmak üzere, farklı din, dil, ırk ve etnik kökene mensup tüm insanlar üzerinde amansız bir cadı avına başlamıştır.
Bugün Avrupa’da bulunan başta Türkler ve diğer Müslüman unsurlar olmak üzere, farklı din, dil, ırk ve etnik kökene mensup insanlar, hayatın her alanında ayrımcılığa, baskı ve şiddete maruz kalmakta ve bu uygulamalar giderek yükselen bir ivmeyle devam etmektedir. Bu yoğun ihlal dalgası ve yabancı düşmanlığı, yalnızca kıtaya yeni gelen kitleler üzerinde değil, nesillerdir orada bulunan ve yaşadıkları ülkenin vatandaşı olan, o ülke ile kültürel, siyasal, ekonomik entegrasyonunu gerçekleştirmiş milyonlarca insan üzerinde de aynen uygulanmaktadır. Bu tablo, ayrımcılık ve İslamofobinin yalnızca fikrî planda kalmadığını, Avrupa’da insan hayatını ilgilendiren hemen her alanda hak ihlali uygulamalarının gerçekleştiğini göstermektedir. Bu uygulamalardan bazıları şu şekilde sıralanabilir:
Din ve vicdan özgürlüğü kısıtlanmakta, başta Müslümanlar olmak üzere, farklı dinlere mensup insanların en doğal haklarına müdahale edilmektedir. Cami minarelerinden ezana, günlük ibadetlerden başörtüsüne kadar din ve vicdan hürriyeti kapsamında değerlendirilebilecek pek çok konuda yasaklamalar getirilmektedir. 2009 yılında İsviçre’de cami minarelerinin yasaklanmasına dair referandum yapılması Avrupa’da inanç hürriyetine bakışın geldiği noktayı özetlemektedir.
Düşünme ve düşündüğünü ifade etme özgürlüğü konusunda kısıtlamalar yaşanmaktadır. Örneğin bugün Avrupa’nın pek çok ülkesinde ‘Ermeni Soykırımı yoktur!’ şeklindeki düşünceyi dillendirmek suç sayılmaktadır.
Siyasî temsil hakkı bakımından Avrupa’da yaşayan etnik ve dinî unsurlara var olma şansı verilmemekte, ancak bu unsurlardan bazıları ülke siyasetinde nüfusları ile kıyaslanmayacak kadar sınırlı bir temsille yer almaktadır.
Yaşama hakkını tehdit eden uygulamalar Avrupa’da giderek tırmanmakta, bu durum özellikle Ortadoğu’dan Avrupa’ya gelen Müslüman bireyler açısından büyük tehlike arz etmektedir. Almanya’da ırkçı neo-nazi örgütleri eliyle, başta Türkler olmak üzere farklı din ve etnik kökenden yüzlerce insan failimeçhul cinayete kurban gitmiştir. Öte yandan son yıllarda cezaevleri ve gözlem altında öldürülen insanların sayısında da ciddi bir artış yaşanmaktadır.
Eğitim özgürlüğü alanında da benzer ihlaller yaşanmakta, çeşitli ülkelerden Avrupa’ya gelen ve hayatına burada devam eden, işgücüyle ekonomiye ve üretime katkı sağlayan milyonlarca insan, eğitim olanaklarından yeterince istifade edememekte ve kimlikleri sebebiyle çeşitli baskı ve kısıtlamalara maruz kalmaktadırlar. Örneğin İranlıların Hollanda’da nükleer fizik ile ilgili bölümlere alınmaması bunun tipik örneklerinden biridir.
Bunların dışında seyahat etme, örgütlenme gibi temel özgürlüklerin kısıtlanması, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, İslamofobik uygulamalar, fikri-fiili takip ve fişlemeler ile hukuk sisteminin tek taraflı işletilmesi gibi daha pek çok alanda yaşanan ihlaller Avrupa’da yoğun olarak görülmektedir.
Bu ihlaller, bugün dünyada medeniyetin, barışın, adaletin ve yüksek insanî değerlerin temsilcisi olduğu iddiasındaki Avrupa’da bizzat Avrupa devletleri ve Avrupa toplumu tarafından gerçekleştirilmektedir. İnsan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan uluslararası sözleşmelere ve yasalara rağmen bugün böylesi bir tablonun ortaya çıkıyor olması manidardır. Bu durum, söz konusu metinlerin kuşatıcı olmadığını ve yalnızca Batılıların hak ve özgürlüklerini korumaya yönelik olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm dünyada özgürlüklerin teminatı olarak ortaya konan bu sözleşmeler ve hukuki düzenlemeler temel iddiasını ortaya koymaktan oldukça uzak ve dolayısıyla yeniden düzenlenmeye muhtaçtır.
Avrupa’daki yabancı düşmanlığı her geçen gün artmakta ve giderek daha tehlikeli bir boyut almaktadır. İnsanların en doğal haklarının gaspedilerek mağdur edilmeleri asla kabul edilemez! Hiç kimse vatandaşı olduğu bir ülkede ikinci sınıf insan muamelesi ile diğer vatandaşlardan ayrı tutulamaz!
UHİM olarak, yukarıda tarihsel arka planı ve bugünkü boyutlarını kısaca özetlemeye çalıştığımız söz konusu alana dair kapsamlı bir proje başlatıyoruz. “AVRUPA’NIN GERİLEME RAPORU: Nefret, İslamofobi ve Irkçılık” projesi ile Avrupa’da yükselen ayrımcılık sorununun bizzat Avrupa ülkelerinde yapılacak saha çalışmaları ile yerinde tespit edilmesi ve elde edilecek veriler ışığında kapsamlı bir rapor hazırlanması hedeflenmektedir. Ayrıca proje kapsamında yurtiçi ve yurtdışından akademisyen ve düşünürlerin iştirak edeceği paneller organize edilecek, fotoğraf sergisi, film gösterimleri ve imza kampanyası gibi etkinlikler düzenlenecektir. Bugün itibariyle başlattığımız projemizin, Avrupa’daki ayrımcılık sorununun dünya kamuoyunun gündeminde güçlü bir şekilde tartışmaya açılmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

 
BASIN BİLDİRİSİ / 17 Ocak 2013
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
Kayıt Tarihi : 26 - 1 - 2013
Bu sayfa 798 defa ziyaret edilmiştir.