Avrupa Medyasının Emperyal Yaklaşımı: Türkiye ve Mısır Örneği
Avrupa Medyasının Emperyal Yaklaşımı: Türkiye ve Mısır Örneği
19 Mart 2014 Çarşamba günü Cenevre/İsviçre’de BM Milletler Sarayı’nda gerçekleştirilen, Avrupa Medyasında Yükselen Irkçılık başlıklı panelde "Avrupa Medyasının Emperyal Yaklaşımı: Türkiye ve Mısır Örneği" başlıklı bildirimiz UHİM Genel Sekreteri Veysel Başar tarafından sunuldu.
 
Kamuoyuna dünya üzerinde yaşanan olayları en doğru, en çabuk ve en objektif biçimde aktarmakla yükümlü olan medya organlarının başlıca görevi, toplumları bilgilendirmektir. Ancak Avrupa medyasının habercilik anlayışı incelendiğinde derin bir ayrımcılık ve çiftestandart göze çarpıyor. Bu ayrımcılık son yıllarda özellikle İslamofobi bağlamında gerçekleşiyor. Bunun örnekleri Avrupa’da yaşayan Müslümanlara dair yapılan haberlerde görülebilir. Biz bu sunumumuzda Avrupa medyasının kendi toprakları dışında halkı Müslüman olan ülkelere karşı da aynı anlayışla hareket ettiklerini göstermek istiyoruz. Bu bağlamda iki örnek üzerinde duracağız.
İlk olarak geçtiğimiz yıl Türkiye’de yaşanan Gezi Parkı olayları sırasındaki Avrupa medyasının yaklaşımı ile yakın tarihlerde İngiltere’nin Londra ve Almanya’nın Hamburg kentinde gerçekleştirilen protestolar karşısındaki tavırlarını ele alıp kıyasladığımızda, derin bir ayrımcılığın izlerini görüyoruz.
Hatırlanacağı üzere Avrupa medyası Gezi Parkı sürecini, “İstanbul’un savaş alanına döndüğü”, “ülkenin bir içsavaşın eşiğine geldiği”, “silahlı güçlerin gerçek mermiler kullandığı” ve “masum sivillerin toplu bir şekilde katledildiği” gibi provokatif ve manipülatif ifadelerle dünyaya duyurdu. CNN, BBC, Reuters, Associated Press gibi uluslararası yayın organları İstanbul’a savaş muhabirlerini gönderdi ve saatlerce süren kesintisiz canlı yayınlarla dünya kamuoyunda suni bir kaos ortamı oluşturulmak istendi. Yayın ve haberlerde “Türk baharı”, “Türk savaşı” ve “İstanbul savaş alanı” gibi üst başlıklar kullanıldı.
Almanya’nın resmi televizyon kanallarından ZDF, olayları, “İnsanlar mutluluk içinde eğlenirken bir anda polis, vahşice saldırdı” şeklinde aktarırken, Alman Bild gazetesi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı için “beton kafa” ifadesini kullandı. Yine Almanya’dan Focus dergisi ise Erdoğan'ın akıl sağlığını sorguladı. Almanya’nın önde gelen bir başka yayın organı Der Spiegel ise 24 Haziran 2013 tarihli sayısında 10 sayfalık Türkçe bir ek verdi ve yayın hayatında ilk kez Türkçe olarak “Boyun Eğme” başlığı ile çıktı. Almanya'da yayın yapan Morganpost gazetesi, ise eli bağlı bir kadına tekme vuran polis fotoğrafı yayımlayarak, bu polisin Türk polisi olduğunu ve olayın Taksim’deki Gezi Parkı olayları sırasında gerçekleştiğini iddia etti. Ancak bu olayın ABD’de 2009 yılının Mayıs ayında gerçekleştiği ortaya çıktı.
İngiliz The Economist dergisi, 8 Haziran 2013’teki sayısında Başbakan Erdoğan’ın yüzünü Osmanlı padişahı III. Selim’in bir minyatürüne kopyaladı ve “Demokrat mı sultan mı?” başlığını kullanarak Erdoğan'ın yetkilerini devretmesi gerektiğini söyledi. The Economist’in bir başka sayısında da Türkiye'deki siyasi sistem için “Zombi demokrasisi” ifadesi kullanıldı. İngiliz BBC kanalı ise Hatay'ın Samandağı ilçesinde Alevi vatandaşlar arasında anket yaparak hükümet aleyhine cevaplar almaya çalıştı. Rusya devlet televizyon kanalı Vesti de “Kalabalıklar Tahrir'de olduğu gibi Taksim'i almak istiyor” başlığını kullandı.
Avrupa medyasının Türkiye’ye karşı bu ayrımcı yaklaşımını en iyi özetleyen örneklerden biri de, TIME dergisinin her yıl yaptığı “Yılın Kişisi” anketinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Mısırlı darbeci general Abdülfettah El-Sisi’yi kıyaslaması oldu. TIME, bir tarafa ülkesindeki demokratik seçimlerde %50 oranında oy alan Erdoğan’ı, diğer tarafa ülkesinin demokratik tercihleri doğrultusunda işbaşına gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi kanlı bir darbeyle deviren cuntacı Sisi’yi koydu. Mısır’da yaşanan darbe sürecinde Avrupalı siyasilerin yaklaşımı da düşünülecek olursa, kanaatimizce TIME’ın Sisi’nin yanına Erdoğan’ı değil, darbeye destek veren Batılı liderlerden birini koymasının daha uygun olurdu.
Türkiye’deki Gezi Parkı sürecini böyle gören Avrupa medyası, Almanya ve İngiltere’de yaşanan gösterileri ve gösteriler karşısında güvenlik güçlerinin tutumunu ise görmezden gelmeyi tercih etti. Kuzey İrlanda’da 17-18 Haziran 2013 tarihinde yapılan G8 toplantısı öncesinde Londra’da gerçekleştirilen protesto gösterilerine İngiliz güvenlik güçleri sert biçimde müdahale ederken, aynı günlerde Türkiye’deki güvenlik müdahaleleri karşısında dünyayı ayağa kaldıran Avrupa medyası bu kez olayları görmezden gelerek büyük bir karartma uyguladı. Türkiye’de yönetimi diktatörlükle suçlayan Avrupa medyası, İngiltere’de protestoların dünya kamuoyuna yayılmaması için Twitter’a blokaj uygulanmasına da ses çıkartmadı.
Diğer tarafta 21 Aralık 2013 tarihinde başlayan ve 2014’ün Ocak ayında iyice alevlenen Hamburg olaylarında da, Avrupa basınının tavrı aynı oldu. Almanya’nın Hamburg şehrinde solcu grupların 'Rote Flora' adı altında kullandıkları binayı geri vermemek için yaptıkları gösterilerde olaylar çıkması sonucu polis protestocu gruplara sert biçimde müdahale etmiş ve 4 Ocak 2014’te Hamburg’un bazı semtlerinde olağanüstü hal ilan edilerek, polise insanları somut bir gerekçe olmadan arama yapma ve bölgeye giriş-çıkışları engelleme yetkisi verilmişti. Gezi Parkı olayları sırasında “Boyun Eğme” Türkçe başlığı ile çıkan Der Spiegel, kendi ülkesinde gerçekleşen Hamburg olaylarında ise sessizliğe gömüldü. Başta Almanya Başbakanı Angela Merkel olmak üzere Alman siyasetçilerin Türkiye’de yaşanan süreç esnasında “Yaşanan vahşeti dehşetle izliyorum”, “Yöneticiler gençlerin taleplerini dikkate almalı” gibi söylemlerini uluslararası kamuoyunun gündemine taşıyan Avrupa medyası, Almanya’da gerçekleşen olaylar sırasında Alman güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri karşısında aynı siyasetçilere bu çelişkinin sebebini sormadı. Öte yandan, Almanya’nın en büyük kablo televizyon şirketlerinden Unitymedia da, bu süreçte TRT’yi yayın listesinden çıkarttı. Uygulamanın TRT’nin Hamburg sürecinde yaptığı yayınlar nedeniyle olduğu iddia edildi.
Avrupa medyasının müdahaleci ve provokatif yaklaşımına örnek olarak gösterilebilecek ikinci ülke ise Mısır… Mısır tarihinde ilk kez demokratik seçimlerle kendi yöneticilerini seçerken, yeni dönemde işbaşına gelen Muhammed Mursi yönetimde kaldığı süre boyunca Avrupa ve ABD basını tarafından sürekli “Hüsnü Mübarek’ten sonra yeni bir diktatör” olarak lanse edildi. Bu dönemde Tahrir Meydanı’nda gerçekleştirilen Mursi karşıtı protestolar özgürlükçü olarak nitelenirken, mevcut yönetime destek veren Rabiatü’l-adeviyye Meydanı’ndaki gösteriler ise gerici, fundamental ve aşırı uç olarak takdim edildi. Avrupa medyasının bu tavrı Mısır’da gerçekleştirilen askeri darbe sürecinde de aynen devam etti. Mursi’yi yeni bir diktatör olma yolunda ilerlemekle suçlayan Avrupa medyası, seçilmiş devlet başkanını silah zoruyla deviren güçler için diktatör, bu hukukdışı uygulamalar için de darbe tabirini kullanamadı. Alman dergi ve gazetelerin internet yayınlarında, “Mısır'da ölümcül karışıklık”, “Mısır Ordusu Mursi'yi gözaltında tutuyor”, “Mısır yeni bir başlangıca hazırlanıyor”, “Yumuşak bir askeri müdahale Mısır'a yeni bir başlangıç sağlıyor” gibi ılımlı başlıklar atıldı. Spiegel’in haberinde ise Sisi'nin dindar birisi olduğu, ancak seküler ve otoriter Cemal Abdulnasır'ın prensiplerine sadık kaldığı belirtildi.
Avrupa’da yayın yapan hiçbir uluslararası medya organı Mısır’daki askeri darbe sürecinde yaşanan katliamları da katliam olarak görmedi. Meydanlarda toplanan ve demokratik haklarını savunan yüzbinlerce insana ateş açılması, yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesi, binlerce kişinin yaralanması katliam olarak değil “çatışma” olarak lanse edildi. Gezi Parkı sürecinde kamu binalarını ateşe veren, araçları kundaklayan, işyerlerini yağmalayan ve sivillere saldıran protestoculara güvenlik güçlerinin müdahale etmesi karşısında yaşananlardan derin kaygı duyduğu yönünde haberler yapan Avrupa medyası, Mısır’da demokratik haklarını korumak adına askeri darbeyi kabullenmeyen sivil halka ateş açan ve darbeye maruz kalan yöneticilerin çocuklarını keskin nişancılarla öldüren cunta rejimini ise görmezden gelmeyi tercih etti. Bu durum Avrupa medyası adına açıklanamaz bir tezada işaret ediyor.
Bu örnekler Avrupa medyasının dünya üzerinde yaşanan olaylara Batılı küresel sistemin emperyal yaklaşımı ile baktığını gösteriyor. Küresel güç odakları kendi ülkelerinde gerçekleşen protesto gösterilerini sistemi tehdit olarak değerlendirirken, kendi coğrafyası dışında gerçekleşen ve çıkarlarına uyan protesto gösterilerini ise şiddet içerse dahi özgürlükçü olarak lanse ediyor. Bir bakıma kendi lehine olan şiddeti makul görüyor ve gösteriyor. Nitekim bu yaklaşım biçimi son dönemde Ukrayna’da yaşanan ve hükümetin düşmesi ile sonuçlanan olaylarda da net biçimde görüldü. Kiev’deki göstericilerin kullandığı şiddet görmezden gelinerek yaşanan süreç özgürlükçü bir halk hareketi olarak dünya kamuoyunda meşrulaştırıldı.
Diğer taraftan İsrail’in Filistin topraklarında yarım yüzyılı aşkın bir süredir gerçekleştirdiği soykırım politikaları da Avrupa medyası tarafından görmezden geliniyor. Sivil yerleşimlerin bombalanması, kadın ve çocukların öldürülmesi, cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin ölümlere yol açması, keskin nişancılarla infazların gerçekleştirilmesi gibi İsrail’in bugüne kadar aralıksız devam eden acımasız uygulamaları Birleşmiş Milletler teşkilatı tarafından da tescil edilmiş olmasına karşın, Avrupa medyası Filistin’de yaşananları görmezden gelmeye devam ediyor.
Son döneme ait bu örneklerle Avrupa medyasının yalnızca kendi toprakları içerisinde yaşayan Müslüman ve diğer göçmen unsurlara karşı değil, sınırları dışında yaşanan olaylarda da son derece ayrımcı ve manipülatif bir dil kullandığını göstermeye çalıştık. Avrupa medyasının bu yaklaşım biçimi başka alanlarda yaşanan örneklerle de teyit edilebilir. Bütün bu örnekler Avrupa medyasının baskın biçimde Batılı emperyal çıkarlar doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyuyor.
 
BASIN BİLDİRİSİ / 19 Mart 2014
         Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
 
Kayıt Tarihi : 26 - 3 - 2014
Bu sayfa 1055 defa ziyaret edilmiştir.