Anayasa Referandumu Sürecinde Mısır
Anayasa Referandumu Sürecinde Mısır
GİRİS
‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan sürecin kuşkusuz en önemli durağı Mısır... Gerek tarihi, gerek Arap ve İslam dünyası üzerindeki etkileri, gerek jeopolitik ve jeostratejik önemi bakımından Mısır, sadece bölgesel değil küresel ölçekte büyük önem taşıyor. Tunus’ta başlayan olayların ardından Kahire’deki Tahrir Meydanı da benzer talepleri seslendiren farklı görüşlere mensup yüzbinlerce insan tarafından doldurulmuş, protestolar 11 Şubat 2011’de Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlanmış ve Mısır için ne getireceği kestirilemeyen yeni bir süreç başlamıştı.
Hüsnü Mübarek’in devrilmesinin ardından yapılan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri Mısır için demokratik ortamda yapılan ilk seçimler olma özelliği taşıyordu. Parlamento seçimlerini Müslüman Kardeşler’in partisi Hürriyet ve Adalet, cumhurbaşkanlığı seçimlerini ise yine Müslüman Kardeşler’in adayı Muhammed Mursi kazandı. Kasım 2011-Ocak 2012 tarihleri arasında üç tur şeklinde yapılan parlamento seçimlerinde Hürriyet ve Adalet Partisi oyların yaklasık %40’ını, Selefi cemaatine bağlı Nur Partisi ise oyların yaklaşık %30’unu kazandı. 23-24 Mayıs ve 16-17 Haziran 2012 tarihlerinde iki tur şeklinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turundan %25’lik oy oranıyla birinci çıkan Hürriyet ve Adalet Partisi’nin adayı Muhammed Mursi, iki adayın yarıştığı ikinci turda ise, %51.7’lik oy oranıyla rakibi Ahmed Sefik’i geride bıraktı ve cumhurbaşkanı seçildi.
Ancak uzun yıllar devam eden diktatörlük kadroları, yönetimi Mısır halkının tercihleri doğrultusunda işbaşına gelen Mursi’ye ve meclise bırakmak istemedi. Böylece Mısır, tehlikelerle dolu bir yola girmiş oldu. Hem statükocu yapılarla yeni kadroları, hem de Mısır halkını karşı karşıya getiren bu sürecin nelere gebe olduğu, Mısır’daki bu istikrarsız ortamın daha ne kadar devam edeceği bilinmiyor. Bu durum ‘Arap Baharı’nı sorgulayıcı bir gözle ele alan yaklaşımı daha dikkate değer kılıyor. Bu konuda Yusuf Kaplan şunları söylüyor:
“(…) yaşanan şey, bir bağımsızlık dalgası değil, tam anlamıyla bir ayartma ve ayartılma çabasıydı. Bu durumu, Arap dünyasında 'tarihin hızlandırılması' olarak tarif ettiğimde, söylediklerim pek anlaşılmadı.
(…) 'Tarihin hızlandırılması' şu: Eğer Arap dünyası, kendi hâline bırakılacak olursa, önümüzdeki çeyrek asırda, bütün diktatörlükleri kendi iç dinamikleriyle tarihin çöp sepetine gönderebilirdi. Çünkü Ortadoğu'daki en az yüzyıllık Batı hâkimiyeti, yalnızca kan, gözyaşı ve katmerlenen devâsâ bir sorunlar yumağı armağan etmişti. Bunun böyle gitmesi mümkün değildi. Ortadoğu'da sosyalist ve milliyetçi projeler bitmişti. Sömürgecilik sonrası süreçte Ortadoğu'ya yerleştirilen Batılıların uydusu elitler, Batılıların çıkarlarını artık koruyamayacak kadar Ortadoğu'daki meşrûiyetlerini yitirmişlerdi.
Bu sürecin sonu, İslâmcı hareketlerin, Arap dünyasının her bir bölmesinde en güçlü entelektüel, siyasî, kültürel ve sosyal hareketler hâline gelmesi ve bu hareketlerin Arap dünyasının kaderini belirleyebilecek bir konuma ulaşması olacaktı. İşte tam bu noktada, 1989'dan itibaren kültürel olarak hızlandırılan tarih, siyasî olarak da hızlandırıldı. Arap dünyasında nihâî olarak düğmeye basıldı: Arap dünyası, bir anda karıştı ve sokağa döküldü kitleler hâlinde.
(…) Tarihin hızlandırılması süreci, 1989 yılında Soğuk Savaş'ın bitirilmesiyle başlatıldı ve 2001 tezgâhından sonra ise ivme kazandırıldı.”
Yüksek Askeri Konsey, cumhurbaşkanlığı seçimlerini Muhammed Mursi’nin kazanacağı netleşince, henüz ikinci turda oy verme işlemleri sürerken cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlandırdığını açıkladı. Buna göre yasama yetkisi generallerin eline geçiyordu. Zaten seçimden kısa süre önce, halk tarafından seçilen milletvekillerinden oluşan ‘Devrim Meclisi’ Anayasa Mahkemesi tarafından feshedilmisti. 30 Haziran 2012’de göreve baslayan Mursi, yaklasık bir ay sonra sözkonusu fesih kararını iptal etti, Yüksek Askeri Konsey Baskanı General Tantavi’yi azletti ve seçim sonuçlarını geçerli ve meclisi mesru kabul etti; fakat statükonun kontrolündeki kanallar da bu süreçte bos durmadı.
Kısa bir süre sonra Mursi, Yüksek Askeri Konsey’i siyasetin dışında bırakan kararlar aldı. Böylece yasama yetkilerini Yüksek Askeri Konsey’den devralan Mursi, Başsavcı Abdülmecid Mahmud’u da görevden alarak Vatikan Büyükelçiligi’ne atadı.
Bütün bunlar olurken, yeni bir anayasa hazırlamak için çalısma yapan birinci komisyon idari mahkeme tarafından feshedildi ve ikinci komisyon çalısmalarını Kasım ayı baslarında tamamlayarak halka sunulacak hale getirdi. Anayasa referandumunun bir ay içerisinde yapılması beklenirken, yargı erki bir kez daha harekete geçerek ikinci komisyonu da feshetmek için girisimlerde bulundu. Mursi’nin, Sura Meclisi’nin feshedilme ihtimaline karsı, bu yetkiyi Anayasa Mahkemesi’nden alarak Cumhurbaşkanlığı uhdesinde toplaması, cumhurbaşkanının kararlarının iptal edilemeyeceği kararını alması, Mısır halkının bir bölümünde “Yeni bir diktatör mü doğuyor?” sorusunu gündeme getirdi. Her ne kadar Mursi, bu yetkileri referandum sürecinden sonra devredeceğini ifade ettiyse de, yıllardır Hüsnü Mübarek’in uhdesinde olan bu yetkilerin ani kararlarla Cumhurbaşkanı Mursi’de toplanması, muhalifler tarafından şiddetle eleştirilmişti. Nitekim Mursi 9 Aralık tarihinde gerçekleştirilen bir diyalog toplantısıyla sözkonusu yetkileri kendisine veren kararnameyi iptal etti.
Mısır’da yaşanan bu gelişmeler, Türkiye’nin bundan 15 yıl önce 28 Şubat sürecinde yaşadıklarıyla önemli benzerlikler tasıyor. Uzun yıllar devam eden asker-yargı vesayetinin toplum nezdinde meşruiyetini kaybettiği ve halkın demokratik talepleri karşısında statükonun baskıcı uygulamalarının zirveye çıktıgı 28 Şubat Postmodern Darbe sürecinin bürokratik uygulamalarıyla, bugün Mısır’daki statükocu uygulamalar arasında bağlantılar kurulabilir. Öte yandan anayasa referandumu sürecinde Mısır’da yeni anayasa taraftarları ile muhalifleri arasında yaşananların da Türkiye’nin 12 Eylül 2010 Referandumu öncesi yaşadıgı süreçle benzerlikler taşıdığı söylenebilir. Ancak, Türkiye’de uzun yıllar alan ve hala devam eden demokratikleşme sürecinin hangi aşamalardan geçtiği ve askeri vesayet ve yargı erkine karşı topluma nefes aldıracak adımların nasıl atıldığı, bugün Mısır’da yaşanan sürece örneklik taşıyan kimi noktalar barındırıyor.
UHİM olarak Aralık 2012’de Mısır’da bulunan ve yaşanan gelişmeleri yerinde takip eden heyetimizin gözlemleri, tesbitleri ve görüşme notları ışığında hazırlanan bu rapor, Mısır’da yaşananları doğru anlamayı ve sürece dair çözüm önerileri geliştirmeyi amaçlıyor. ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan sürece ülkemizde verilen siyasi ve toplumsal desteğin kalıcı ve anlamlı olabilmesi için, gerek Mısır, gerek bölgedeki diğer ülkelerde yeni oluşan siyasi yapılanmaları, öneri ve tecrübelerimizle desteklemeliyiz. Başından beri bölge ile ilgili çalışmalarını süreci sağlıklı anlama çabasıyla sürdüren UHİM, bundan sonra da Mısır’ın önümüzdeki dönemde vereceği sınavlara olumlu katkı sağlayacak bir anlayışla çalışmalarına devam edecektir. Dileğimiz; toplumun, sivil yapılanmaların ve siyasî mercilerin de ‘Arap Baharı’yla köklü bir degişim sürecine giren Mısır ve bölge ülkeleriyle bu anlayışla ilgilenmeye devam etmesidir.
 
 
Kayıt Tarihi : 26 - 1 - 2013
Bu sayfa 1198 defa ziyaret edilmiştir.