Ramazan’A Beş Kala Arakan

Ramazan’A Beş Kala Arakan

Ramazan’a Bes Kala Arakan
Bir yanını okyanus, öte yanını Budist cunta rejimi ve milisleri sarmıs bir toplumun dayanacak nesi vardır? Arakanlılar, tam bir Muhacir gibi Ensarını bekliyor…
Ramazan'a günler kaldı… Ramazan evlerde olaganüstü hazırlık, pazarda, markette yiyecek stoku, alısveriste artıs anlamına da gelir günümüz toplumlarında. Gün boyu tuttugumuz 'oruç'u, aksam ezanıyla bir baska evrene dönüstürürüz…

Dogu'sundan Batısı'na İslam toplumlarında tecrübe edilen farklı bir zaman dilimi Ramazan Arakan için ne anlam ifade eder? Ya da söyle mi sorsak, “Bu, Arakanlıların umutla bekledikleri kaçıncı Ramazan acaba? En yakın tarihler itibarıyla 1941-2'de yasanan sürgünle Banglades sınırlarını zorlayan, 1988'in devrimci ayaklanmaları takiben baslayan kıyım nedeniyle 1991-2'de yeniden ortaya çıkan kitlesel dıs göçlerin yanı sıra, daha kaçıncısının oldugunu bilemedigimiz zorunlu iç göçlere tabi tutulan, öte yandan kimi zaman bireysel veya küçük gruplar halinde can havliyle takalarına atlayıp okyanusta “Ya Nasip, neresi olursa. Yeter ki daha fazla cefa çekmeyecegimiz ve zulmün olmadıgı bir yer olsun” temennisiyle topraklarını, vatanlarını terk eden Arakanlılar. Tüm bu zorunlu ve gönüllü göçler yetmezmis gibi insan kanına ve canına susamıs, ahlâk ve insanlıgı namzetlikten çıkarmıs zalim güçler kadınını, kızını “ihlâl” ederken, buna sahit olmanın acısını da yüklenirler…

Bir yanını okyanus, öte yanını Budist cunta rejimi ve milisleri sarmıs bir toplumun dayanacak nesi vardır… Bu nasıl bir merhamet ve müsamaha anlayısıdır ki, Budizm denilen dinde karsılıgını bulmustur. Sosyolojik olarak dini grupların çatısmacı yönü oldugu söylenegelir… Gerçekliklere yaslanan bu yaklasımların bitmez tükenmez örnegini Burma'da buluruz. Elbette siyasi rejimin, yani askeri cuntanın araçsallastırdıgı degerlerden en güçlüsü olarak ortaya çıktıgını da görürüz Budizmin… Öte yandan, 1988'de oldugu gibi, 2007'de de meydanlarda Budist rahiplerinin de tıpkı diger etnik unsurlarla birlikte 'hak arayıslarına' istirak ettiklerini de… 1948'i, 1998'i, 2007'yi ve de nihayetinde 2010'u bir umut ısıgı olarak kabul etmis, belki de kabul etmek istemis Arakanlılar her daim ters yüz edilmisler.

Arakan'da olan bir din savası mı, etnik savas mı? Yoksa her türlü yoksunluk ve savunmasızlık içinde hayatta kalma mücadelesi veren bir halkın üzerine çullanan bir kabus mu? Her ne olursa olsun ortada bir gerçek var ki Arakanlılar hâlâ acı çekiyor. Asli topraklarında yasamasına ragmen, “Burası senin vatanın degil”; ülkenin asli unsurlarından olmasına karsın, “Sen bizden degilsin” deniyor… Mücadele gücünü yitireli çok olmus Arakanın, Arakanlıların…

Arakanlılar, tam bir Muhacir halinde, Ensarını beklemekte…

“Vallahi bizim haberimiz yoktu”nun hesabını verilebilir miyiz acaba? “Biz, kimiz?” sorusuna cevap verebildigimiz kadardır bunun cevabı da.

Mehmet Özay/ Dünya Bülteni – Malezya