
'Öncesi ve Sonrasıyla 1915: İnkâr ve Yüzlesme' sempozyumu tamamlandı
'Ankara Düsünceye Özgürlük Girisimi' tarafından 24-25 Nisan 2010 tarihlerinde Ankara’da gerçeklestirilen “Öncesi ve Sonrasıyla 1915: İnkâr ve Yüzlesme” konulu sempozyum tamamlandı. Sempozyumun kapanısında Yücel Demirer tarafından okunan Sonuç Bildirisi'nde; “1915’de ne oldu?” sorusuyla sınırlanması mümkün olmayan Ermeni meselesinin tarihsel bir arka planı oldugunu, çözümünün de toplumsal tarihin gelisim dinamikleri ekseninde, AB, ABD ve benzeri müdahalelerle degil, bizatihi halklar tarafından, halkların kardesligi ilkesi temelinde gerçeklesebileceginine” vurgu yapıldı. Sonuç bildirgesi söyle:
“Toplantıya hazırlık döneminde düzenleyici arkadaslarımızın karsı karsıya kaldıkları duruma iliskin birkaç cümle etmek, süreci dogru okumak açısından önemlidir. İmece usulü ve dayanısma ile düzenlenen toplantımız için, 2009 Kasım’ında rezervasyon yaptırılması ve Aralık ayında bedelinin ödenmesine ragmen İMO’nun, bir hafta kala “tamirat” gerekçesiyle salonunu bize vermeyecegini bildirmesi, mekânda adı yasayan Teoman Öztürk’ün kemiklerini sızlatmıstır. Benzeri bir sıkıntıyı su anda toplandıgımız salon için de yasadık. Önce toplantıyı iptal ettigimizi duyurmamız gerekti. Sonra tekrar baslattık ve toparlayabildigimiz katılımcılar ile dün karsınızdaydık. Bunları bir yakınma olmaktan çok devlet politikalarındaki süreklilige isaret etmek için bahsetmek zorunlulugu hissettim.
Toplantımız Fikret Baskaya’nın isaret ettigi gibi konuyu gerçek sahiplerine, biz sıradan insanlar katına getirdigi için önemliydi. Misyonu karartmak ve parlatmak olan resmî tarihçiye karsı, halkların onurlu ortak tarihine katkı saglama yolunda mütevazi ve önemli bir adım oldu.
Baskın Oran’ın tebliginde ifade ettigi gibi konunun karmasık ve fakat birbiriyle ilintili boyutları mevcuttur. Baskın Hoca’nın “Anadolu’da her çarpılan Ermenileri çarpmıstır” sözleriyle belirttigi gibi neredeyse domino etkisiyle ilerleyen kırım ve baskının gelisimine yönelik anlama ve anlamlandırma sürecinin henüz daha basında olsak da, Ankara sempozyumu önemli akademik ve toplumsal boyutlu imkânlara isaret etmesiyle de önemliydi.
İki günlük toplantıda ifade edildigi üzere sürecin anlasılmasında iç ve dıs nedenlerin ayrı ayrı ve sogukkanlılıkla irdelenmesi gerekiyor. Adil Okay’ın “tek gidisli pasaport” utancıyla örneklendirdigi sürecin Mahir Sayın’ın sözleriyle salt dünün sorunu olarak görülmemesi ve kolektif psikolojimizi tahrip eden boyutlarıyla ilgilenilmesi gerekiyor. Bu gerekliligin altında ise dün Ermenilerin karsı karsıya kaldıgı durumu bugün Kürt kardeslerimizden uzak tutulması gerekliligi yatmakta…
İkinci oturumda İsmail Besikçi hocamız arsiv fetisizmine dikkat çekerek 1990’larda yapılan iki mahpus kıyımının 2080 yılında emir belgesinin bulunamayacagı çıkarsaması üzerinden çok önemli bir metodolojik yanılsamayı vurguladı.
Sait Çetinoglu, Osmanlı ve Türkiye cumhuriyeti arasındaki bitmez süreklilik ve kopus tartısmalarında, genellikle yalnızca soyut düzlemde sürdürülen zihniyet sürekliligi tartısmasını, verdigi örneklerle kadrolarda süreklilik boyutuna tasımıs oldu.
Avrupa Süryaniler Birligi’nden Tuma Çelik, Ermeniler dısında yanıbasımızda yasanmıs ve yasanan yakın magduriyetlere deginirken, lisede ismini Tuna olarak verisini anlatısı yüreklerimizi burktu.
Resmî tarih yazımının arsiv kavramını isine geldigi gibi kullanması ve böylece igdis etmesi konusunda Besikçi’nin notuna yanıt ögleden sonraki üçüncü oturumda genç arastırmacılar Mehmet Polatel ve Aslı Comu’dan geldi. Mehmet Polatel emval-i metrukenin (terk edilmis mallar) nasıl talan edildigi, kimlere dagıtıldıgını, sermayenin Türklestirilmesi sürecini tartıstı. Aslı Comu, arsiv materyali üzerinden Adana, Tarsus ve Mersin örneginde Ermeni mallarının kimlere nasıl verildigini tartıstı.
İkinci gün “Ermeni Meselesi: Ne ve Nasıl Yapmalı?” baslıklı panelde Khatchig Mouradian tekçi bir Türk halkı gerçekligi ve tanımlaması yapmanın olanaklı olmadıgını belirterek basladıgı konusmasında, son yıllarda 1915 soykırımının bir demokrasi meselesinden çok bir adalet meselesi olarak tartısılması gerektigini vurguladı. Alısılanın aksine, özür dileme ve tazminat tavırlarının halkları bölen bir durum olmaktansa, saglıklı bir iliskilenmenin baslangıcı olacagını belirtti.
Ragıp Zarakolu, Sao Paulo’da karsılastıgı Maras ve Diyarbakırlılardan bahsederek basladıgı konusmasında Türkiye’de hep bir problem kaynagı olarak suçlanan diaspora Ermenilerinin aslında ne kadar Türkiye’yi yansıttıgı ve negatif genellemeleri yanlısladıgını belirtti. Türkiye’de Ermeni meselesi ile ilgilenen kurum ve komitelerin gizli tutulduklarından yakınan Zarakolu, bunların faaliyetlerinin gün ısıgına çıkarılması gerektigini belirtti.
Henry Theriault dünya düzlemindeki çok sayıda yüzlesme ve özür örnegine deginerek, soykırımı reddin genis toplumsal kesimler üzerindeki negatif etkisine degindi. Uluslararası politik agırlıkları olan Ermenistan ve Türkiye Cumhuriyetlerinin es muhataplar olarak alınmasını sakıncalı bulan Theriault, soykırım kurbanlarına verilecek tazminatın gerçek bir politik açılım için tek sans oldugunu belirtti.
Eilian Williams’ın Avrupa’nın küçük ülkelerindeki kamuoyu tavrının olusum sürecini tartısırken kültürel ve folklorik degerlere sinen ve buradan takip edilebilecek ön yargılara yaptıgı vurgu ileriki arastırmalar için önemli bir anımsatmaydı.
Henry Theriault’nun tazminata iliskin görüsüne karsı çıkan Sevan Nisanyan, vergi veren bir vatandas olarak torun, çocuklarına verilecek bir tazminatın çözüm olamayacagını ifade etti. Suçun sahsiligi ilkesine dikkat çeken Nisanyan, bu tip taleplerin süreci gelistirmeyecegini, aksine bu ülkede birlikte yasama imkânını daraltacagını belirtti. Nisanyan, bunun yerine Halaskargazi Caddesinin adının Hrant Dink caddesine dönüstürülmesi örneginde oldugu gibi sembolik ve ahlaki çabalarda bulunulmasını önerdi. Asıl anlama faaliyetinin sürecin sosyo-ekonomik okunmasından geçtigini belirtti.
Arat Dink’in “yüz yıl önce avdık, simdi yem olduk” sözleriyle konusmasına baslayan Temel Demirer, kırım gerçekliginin devlet tarihinde bir yerlesik tercih oldugunu ve bununla ancak resmî ideolojiyle hesaplasılarak mücadele edilebilecegini belirtti. Cumhuriyeti Malta sürgünlerinin kurdugunu, sermaye birikiminin temelinde soykırım talanı yattıgını belirten Demirer, inkârın Türkiye Cumhuriyeti’nde devam eden İttihatçılık olarak niteledi ve çözümün radikal bir yüzlesme ve halkların birliginden gelecegini belirtti.
1911’de ABD’ye göçen bir babanın oglu olan Harry Parsekian Türkiye insanını suçlamadıgını, karsılıklı anlayısın gerekli oldugunu ancak resmî bir özür dileme olmaksızın sürecin ilerleyemeyecegine inandıgını belirtti.
Ermenistan’da tutuklu bulunan Sarkis Hatspanian bildirisinde soykırımı bir imha ve inkâr temelinde degerlendirmenin dogru oldugunu, soykırımın Türkçü genislemenin önünde engel görülen Ermenistan fikrinin yok edilmesi demek oldugunun gerekli oldugunu vurguladı.
Recep Maraslı poster bildirisinde, Ermeni soykırımında Kürtlerin rolünü irdelerken, Kürtlerin bu süreçte planlayıcı ve karar alıcı olmamakla birlikte, basit bir isbirlikçi degil, soykırımcıların tarihsel arka planı olan bir stratejik ortagı oldugunu vurguladı.
Garbis Altınoglu’nun bildirisinde ise, Türk-Ermeni sorununun son derece karısık ve derin köklere sahip oldugunu vurgulanırken, ulusal zulmün ve toplumsal adaletsizligin belirtilerine karsı çıkmadan ve savasmadan soykırımı gerçeklestirenlerle hesaplasılamayacagı belirtildi.
Kapanıs oturumunda Tayfun İsçi, Kızılbas Dergisi’nden Ali Ülger, Kaldıraç Dergisi’nden Zeynel Sabaz, Sosyalist Demokrasi Partisi’nden Barısta Erdost, Partizan temsilcisi Kenan Özyürek, Demokratik Haklar Federasyonu’ndan Cemal Dogan, Sosyalist Parti’den Mustafa Kahya, Alınteri Dergisi’nden Nur Yılmaz, Yasar Batman, Huriye Sahin ve Ankara Düsünceye Özgürlük Girisimi’nden Mahmut Konuk’un söz aldıkları sempozyumda, iki gün boyunca Ermenilerin ugradıkları kıyımı soykırım kavramı dısında degerlendirenler olduysa da, sempozyum organizatörleri ve konusmacıların çogunlugu süreci soykırım olarak niteleyip, soykırım nitelemesinin suç olmaktan çıkarılması, devletin bu gerçeklikle yüzlesmesi ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerekliligi ile tekçi anlayıslara son veren ve tüm farklılıkların esitlikçilik temelinde son bulmasını saglayan demokratik bir anayasa geregini öne çıkardılar.
Toplantının katılımcıları, “1915’de ne oldu?” sorusuyla sınırlanması mümkün olmayan Ermeni meselesinin tarihsel bir arka planı oldugunu, çözümünün de toplumsal tarihin gelisim dinamikleri ekseninde, AB, ABD ve benzeri müdahalelerle degil, bizatihi halklar tarafından, halkların kardesligi ilkesi temelinde gerçeklesebilecegini, bu ülkede bir daha soykırımların yasanmaması için dile getirdiler…”
FOTOGRAF: İstanbul Taksim Meydanı'nda gerçeklesen 24 Nisan anmasından…
Kaynak . bagimsizsesonline.net