Abd Ve Türkiye Aynı Yöne Mi Bakıyor?

Abd Ve Türkiye Aynı Yöne Mi Bakıyor?

Suriye krizi Türkiye açısından her geçen gün siyasi, askeri ve ekonomik sorun haline gelirken insani boyutu, Batılı ülkerler için de, göz ardı edilemeyecek bir hal aldı. 20 bini bulan ölü sayısı, sadece Türkiye'de 50 bini askın mülteci ve her gün gelen iç savas görüntüleriyle harap olmus bir ülke… Muhtemelen Batı kamuoyu için 'katliam katsayısı'na henüz ulasılmamıs olmalı ki sadece kontrol altında tutulacak bir iç savasın devamı için ellerinden geleni yapıyorlar.

Türkiye, baslangıçta heyecanlı destegine karsılık kısa sürede sonuç alınamayacagını, en önemlisi sahada yalnız kaldıgını ve de uzun sürecek bir krizle karsı karsıya oldugunu, hatta yeni bir Kuzey Irak sorunu gibi sürprizlerle yüzlesmek zorunda oldugunu gördü. Kriz bu sekilde derinlesecek olursa sekter bir iç savas tehlikesi, İran'la girisilecek bir bölgesel rekabetin mahiyet degistirme riski her gün biraz daha belirginlesiyor.

Tam bu süreçte Amerikan Dısisleri Bakanı Clinton'ın Türkiye'ye gelip en üst düzeyde görüsmeler yaparak, krize aktif olarak müdahil olacakları sinyali vermesi hükümeti rahatlatmıs görünüyor. Bu sırada Fransa ve İngiltere'nin de açıkladıgı mali yardım, ne muhalifleri zafere ulastırabilir ne de sınıra dayanan mültecilerin ihtiyaçlarını karsılar.

Muhalefetin Halep'te adeta ölüm kalım savası verdigi, askeri anlamda rüstünü ispatlama ve en önemli sehri ele geçirme sınavına tabi oldugu günlerde Clinton'ın verdigi mesajların Türkiye'nin beklentisiyle ne kadar uyustugu masaya yatırılmadı tam olarak. Politik anlamda Amerika'nın da muhalefete destek verdigi, dahası Türkiye'nin pozisyonunu destekledigi görüntüsü verilse de ayrıntılara girildiginde durum çatallasmakta. Belki Türkiye açısından, gerektiginde uçusa yasak saha ilanının isaret edilmesi elini güçlendiren bir sonuç olarak okunabilir ki, bunun da zamanı ve diplomatik mesruiyetinin nasıl saglanacagı net degil.

ABD Dısisleri Bakanı her seyden önce sonuç alacak askeri destek vermekten uzak olduklarını belli etti. Türkiye ile Amerikan isbirliginin Esad sonrası Suriye için farklı projelerinin oldugunun bu stratejik yakınlasmada ortaya çıkması da ayrıca bir paradoks.

Ne demek istedigimizi açalım: Türkiye, Suriye Ulusal Meclisi'nin Suriye muhalefetinin tek mesru temsilcisi olması için adeta tek basına mücadele verdi. Buna ragmen tüm muhalefet bu çatı altında toplanamadı ve uluslararası camia bunu tek mesru temsilci olarak tanımaya yanasmadı. Clinton'ın da, Kahire'de farklı muhalif grupların insa etmeye çalıstıkları olusuma gönderme yaparken muhalefet arasındaki ayrılıga özel vurgu yapması genelde görmezden gelindi.

Üstelik İstanbul'da görüsmek için muhaliflerin arasından temsili hiçbir özelligi olmayan, ne Ulusal Meclis ne de Özgür Suriye Ordusu ile alakası bulunmayan kisiler seçmesi tesadüf degildi. Üstelik görüstüklerinin söylediklerine göre, muhalifler arasında farklı görüslerin olduguna gönderme yapması, Türkiye'nin hiç de duymak istemeyecegi sözlerdi.

Clinton'ın önemli vurgularından biri de Esad sonrası Baas yönetiminin tümüyle çökertilmeden, devlet mekanizması dagılmadan geçisi saglayacak bir formül arayısıydı. Bu durum, Özgür Suriye Ordusu'nun Baas rejimiyle her türlü iliskiyi, pazarlıgı reddeden açıklamalarıyla birlikte düsünüldügünde Rusya ile de varılacak bir anlasma ile geçis döneminin zeminin hazırlandıgını akla getirmektedir.

Özellikle silahların istenmeyen unsurların eline geçmesine vurgu yapması Özgür Suriye Ordusu'na açık çek verilmediginin isareti. Farklı kanallardan sızan haberlere göre CIA hem silah sevkiyatını kontrol ediyor hem de silahların istenmeyen grupların eline geçmemesini saglıyor.

Bu süreçte Amerikan hassasiyeti ile Suriye'den gelen muhaliflerin isledikleri “vahset” görüntülerinin birlikte okunmasında fayda var. Esad sonrası Suriye'de silahla kazanılmıs bir zafer elde edecek İslamcı unsurları hiçbir zaman görmek istemeyecegi sır degil. Dolayısıyla Amerika, muhalefeti de dizayn etmeyi planladıgının isaretlerini veriyor. Muhalefetten emin olmadıgı sürece nihai sonuç almayı saglayacak silahların geçisi de mümkün olmayacak görünüyor.” İslamcıların egemen oldugu” bir Suriye'dense diktatör laik bir Esad her zaman tercih edilecektir.

Tüm bu süreçleri Clinton'dan önce Mısır, İsrail, Ürdün'ü gezen Savunma Bakanı Panetta'nın temaslarıyla birlikte degerlendirmekte yarar var. Esad sonrası Suriye'yi görüsen Panetta'nın birincil önceliginin İsrail'in güvenligi meselesi oldugunu söylemeye gerek yok.

Sorun derinlesip yayıldıkça Suriye'nin sorunu olmaktan çıkıp bölgesel bir çatısmanın tohumlarını yesertmeye devam edecek demektir. Amerika'nın, Türkiye tezlerine en yakın durdugu bir resimde bile derin çatlakların ortaya çıkması gittikçe Türkiye'yi içine çeken bir vakuma dönüsecek görünüyor.

 

Akif EMRE

14.08.2012 / Yeni Safak