
HâKİMLER, HAKEMLER, OYUNCULAR, AKTÖRLER
Neler anlatıyorum ben? Yazdıklarımı okumaya nereden baslamalı? Su İsmet Özel’in yazdıklarını okumaya, söz hakkını yerli-yabancı para babalarından, yerli-yabancı istihbarat elemanlarından degil de, sadece ömrünü adadıgı siirlerinden alan su İsmet Özel’in yazdıklarını okumaya nereden baslamalı? Kerameti Pentagon’dan menkul birçok akıl fukarasının kafasını böylesi bir sualin huzursuzca kurcaladıgını biliyorum. Bu sualin cevabına bilhassa yazdıklarımı benim hangi yanlısa, ne sekilde ve nerede düstügümü göstermek kastıyla okuyanların muhtaç kaldıgını da, hangi sıkkın dogru cevabı verecegini de biliyorum. Hepsine yardımcı olmak kastıyla ise yarar formülü hemen vereyim: Ey rakkaslar, ey rakkaseler! Bıraktıgınız yerden baslayın! Sahsiyet sahibi olmaya müteveccih cehd-ü gayreti ne zaman, nerede bıraktıysanız oradan. Öncelikle inhiraf ettiginiz, gâvurun itimadını kazandıgınız mahalli hatırlayın. Hatırla, senin sırtını ne zaman, nerede sıvazladılar? İste orasıdır nirengi noktası. İsmet Özel okumaya oradan baslayabilirsin. Duruyor önümüzde düsündürücü katakulli. Neydiniz, ne oldunuz? Küfrün adına Arap Baharı dedigi katakulli Suriye’de niçin (henüz?) sonuç vermedi? Türk topragındaki mayınları aylar önce temizlediginiz halde, Pentagon’un istedigi sonuca varmak niye bu kadar uzun sürdü? Sonuçtan baslayın.
Sunu kafanıza iyiden iyiye sokun ki, ferdi sahsiyet, millî sahsiyetten baska bir sey degildir ve baska bir sey olması imkân ve ihtimal dahilinde degildir. Ömr-ü hayatınızın hangi sartlarında sahsiyet sahibi oldugunuza dikkat kesilin. Sahsiyet derdini ciddiye alan herkes için Suriye dügümündeki niçinin izahı da basit: Çünkü mezkur saha dünya sistemi lortları tarafından zamanında tespit edilmis ve/veya muhkem kılınmıs statülerden birine sahip degildir. Suriye hususunda kendi aralarında anlasmazlıga düsen bizatihi kalburüstü kâfirlerdir. Bu bariz uzlasmazlık yüzünden Suriye’de aktüel iktidarın devrilerek veya kendinin çekilmesi suretiyle degismesi halinde hangi sahanın hangi sermaye grubunun kontrolü altında kalacagı sarahatle ifade edilemiyor. Pazarlık bitmedi. Ölüm hak, miras helâl. Bu yazıyı okuyan bir kimse durumu tam tamına anlayamıyorsa, kabahati zinhar kendinde aramasın. Kabahat küfrün anlatım kifayetsizliginde, meramını ifade bakımından çektigi sıkıntıdadır.
Tarih dedikleri de, ölü geçmis demek degildir. Kapitalist müstemlekecilik gücünün zirvesine ulastıgı günlerde dünya sisteminin lortları kendi aralarında önceden tayin edilmis bazı strategema esaslarını teyid etme ihtiyacı duydu. Bu muayyeniyetlerden biri de, Akdeniz’in Avrupa kıyısında yer alan her ülke güney hizasındaki Afrika topragını kendi mülkü saymasının “olagan” kabul edilmesiydi. Eger kapitalizmin müstemlekeci gücü bir zirveye erisebildiyse, bunu Afrikalıya Afrika topragında hiçbir hak tanımamak yolundan giderek becerebildi. Özellikli bir toprak parçası Suriye. Suriye Afrika’da degil. Bulundugu yer Afrika degil Suriye’nin; ama bir zamanlar Mısır’la devlet birligi yasadıgını akla getirirseniz Afrikalı bir Orta-Dogu’yu temsil ediyor Suriye. Hem tarih, hem cografya, hem de etnisite bakımından Orta-Dogu’nun tam ortasında yer alıyor. Orta yeri karıstırmanın tekin olmadıgını bilecek kadar kafası çalısan kâfir Orta-Dogu’da Türkleri devre dısı bırakarak ihdas ettigi boyunduruk düzenini “kelepçe-kafes düzeni” haline getirmek için ise ortadan, Suriye’den baslamadı. Kıyıdan, kenardan, dogunun da batının da tüketildigi İran’dan basladı. Nasıl kanlı bir devrimi ITT Schaub-Lorenz firması Sili’de 1973’de gerçeklestirdiyse; General Motors firması da 1979 yılında İran’da devrim görüntüsünde bir ameliyat tezgâhladı. Sah’ın Cumhuriyet ilân etme fikrini kendi otoritelerine gölge düsürür endisesiyle yerin dibine 1920’li yıllarda batıran ayetullah salkımı İran Komünist Partisi TUDEH’le isbirligi yapıp kendilerine makam tahsis eden ve ABD’de “Araplar” lâkabıyla anılan Reagan ekibi karsısında cumhuriyetçilik sampiyonu oldu.
Dün İran devriminden açılımmıs gibi bahseden zevat, bugün aynı açılıma AKP’nin sebep oldugu iddiasıyla yövmiyeyi dogrultuyor. Bir mantıksızlık yok. İran devrimi dolayısıyla baslatılan Orta-Dogu harekâtı Türkiye’de, Türk topraklarında kendine 12 Eylül 1980 sabahı güvence aradı. Güvence dünyanın her yerinde üniformalılar tarikiyle aranmıstır. Kaderin cilvesine bakın ki, harekâtın sonuna kadar götürülmesi hususunda ne İran, ne de Türkiye ABD’li Araplar’a tam güvence sundu. “Son İsmailî çölden silininceye kadar bu davayı devam ettirecegiz” diyen ABD’li Araplar kendilerinin dünyadaki hakimiyetlerine engel teskil eden saltanatlar besigi Orta-Dogu’yu hizaya getirmenin yollarını aradı. Bu yolun nereden geçtigini simdiye kadar hâla kesfedemediler: Siiligi Müslümanlıga tekaddüm ettiremediler. Kum sehri Vatikan’la kenetlenme basarısına eremedi, ne Kisra’nın ne de Kayser’in diyarında Kürtlere (hiç olmazsa) muhtariyet verilebildi, Büyük Azerbaycan kurulamadı, İran’ın ve Türkiye’nin toprak bütünlügü bütün Kafkas ve Balkan kökenli etnik ayrımcılıklar karsısında korunabildi. Türkiye küfürle uzlasması bahsinde ekonomik entegrasyondan daha ileri gitmeme tedbiri aldı, yani CIA güdümündeki bütün sagcılara, CIA güdümündeki bütün solculara ragmen 1982 Anayasası’nın degismez maddelerin arasındaki yerini İstiklâl Marsı kolayca aldı.
“Papa’nın kaç taburu var?” diye sual etmis idi Josef Stalin. Takma ismini çelikten seçen o Gürcü lider hakkında ise Krusçef “Ahmak!” demisti. Bunun üzerine mütebessim çehreli Mao “Bir ahmak otuz sene sosyalist bir ülkeyi idare etmis olamaz” demisti. Ben de diyorum ki, Dâr-ül İslâm’da kâfirler hükümet de etseler, hakem pozisyonuna da geçseler, kâfirler oyunun tamamını kurmus da olsalar, kâfir otoriteler sahnedeki aktörlerin hepsini kendi hizmetkârları arasından seçseler de küfre karsı direncin nereden baslayacagı ve nerelere kadar uzanacagı hususunda bir muayyeniyete kavusamayacaklardır. Antropologlarının bütün maharetine ve marifetine ragmenTürkiye’yi ve Türkleri anlayamayacaklardır. Tarih dedikleri ölü geçmis olarak anlasılamaz, hele son birkaç yüzyılın tarihine “ajans haberleri” nazarıyla bakabiliriz. Bizim ülkemizde 27 Mayıs 1960 sabahı vuku bulan tevkifat I. Dünya Savası galiplerinin dayattıgı sartları ilga etti. Tevkifat akabinde yeni sartlar dayatılmadı. Birdenbire ABD müstemlekesi haline geldi Türkiye. Artık Türkiye’de verdigi kararlara milletin itiraz etmedigi, İslâmî bir suuru himaye ettigi varsayılan Türk hakimlerinin yapacagı bir sey kalmıs mı idi? Beklentiler makamında tayin edici olan hakimlerdi. Tayin edici olan hukuk çevrelerinin umumî kanaati degildi. Akademisyenler, avukatlar, savcılar ne düsünürlerse düsünsünlerdi. Ehemmiyet arz eden hakimlerin ne düsündükleriydi.
Bir Salim Basol, Türk tarihinin modernlik nisanesini ebediyyen mahkûm ve aklanamayacak kertede mugber kılmak üzere “Sizi buraya tıkanlar böyle istiyor” dediyse; bir Ali Faik Cihan da Türk tarihinin modernlik nisanesini beraat ettirilebilir sekle sokmak üzere “Sosyalist Türkiye” kitabını yazdı. Bir hakimin yazdıgı bu kitap Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün düsmanlarını telâslandırdı ve o tarihten itibaren Türkiye’de siyaset gayri-Müslim kontrolün mutlaklasmasıyla yürütülen bir rotaya oturtuldu.
İsmet Özel, 24 Mart 2012 İstikla Marsı Dernegi