
Arap Baharı Tunus'ta baslayıp basarıya ulastıktan sonda halk hareketleri bütün bir Kuzey Afrika ve Ortadogu cografyasını etkisi altına aldı. Kimisi emperyalistlerin Ortadogu'daki yeni planı dedi bu yasananlara kimisi de yıllardır uyuyan devin uyandıgı yorumlarını yaptı. İsyan Libya'ya ulastıktan sonra batı devreye girdi ve agır bombardıman uçaklarıyla bir anda “Libya halkının yanında” yer aldı. Sonra yakın komsumuz Suriye aylar sürecek bir kan ve siddet sarmalının içine girdi. Siddet olaylarına binlerce Suriyeli kurban gitti. Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren Suriye olaylarını ve genel olarak Arap ülkelerinde yasanan halk hareketlerini tecrübeli gazeteci Fehim Tastekin'le konustuk. Radikal Gazetesi Dıs Haberler Editörü olan Tastekin, olası bir dıs müdahalenin bütün bölgeyi büyük bir ates topuna çevirecegi uyarısın yapıyor ve ekliyor: “Suriye'de silahı kullanan, siddete basvuran sadece Baas rejimi degil. Mezhep savasına kadar gidebilecek çok ciddi bir durumla karsı karsıyayız.” Silahın ve siddetin özellikle Suriye'ye kandan baska hiçbir sey getirmeyecegine vurgu yapan Tastekin Türkiye'nin bu süreçte yaptıgı stratejik hataları da sıraladı.
Cografya neden patlama noktasına geldi?
Burada en az 30 yıl gecikmis bir patlama söz konusu. Soguk Savas denklemi üzerine kurulu küresel sistem dagılırken Ortadogu ve Kuzey Afrika'da statüko korundu. Özellikle de 'Camp David Düzeni' diyebilecegimiz İsrail'in güvenligine endeksli yapı varlıgını sürdürdü. Bu statükoyu besleyen faktörler vardı. İslamcıların iktidara gelmesini önlemek için baskıcı rejimler mesrulastırıldı. İran İslam Devrimi'nden sonra Batı'yla hesaplasan bir kusagın dogmasını engellemek için mezhepsel bariyerler yükseltildi. Bu faktörler diktatöryal sistemin taban bulmasını sagladı.
ARAP BAHARI ADALET ARAYISIDIR
Arap Baharı'nı nasıl tanımlıyorsunuz?
Arap Baharı bir özgürlük arayısı, halkın kendi iradesini ortaya koyma arayısı, adalet arayısı. Ama bunun ötesinde statükoyla hesaplasmadır. Bunun adı tartısılabilir. Kimisi bahar diyor, kimisi devrim, kimisi de uyanıs. Ama özü itibariyle Arap dünyasında bir hesaplasma döneminin basladıgını görüyoruz. Bu hesaplasmada anti-emperyalist bir söylem çok fazla öne çıkmıyor, isin özünde insanlar diktatörlerinden kurtulmak istiyor. Bunu yaparken de kendi ideolojilerini, kendi renklerini meydanlara yansıtmak istemiyor. Çünkü bu birlikteligi bozan bir faktöre dönüsebiliyor. Ama arka planda batı karsıtlıgı, emperyalist müdahalelere karsı bir durus da var. Arap Baharı'nın dogal bir tarafı var. Geç kalmıs bir degisim süreci kendiliginden tetiklendi. İçinde fazla komplo aramamıza gerek yok. Tunus'ta dıs aktörler çok fazla devreye giremeden halk hareketi basarıya ulastı.
ORTADOGU'YA DEMOKRASİNİN GELMESİ ABD VE İSRAİL'İN ÇIKARLARINA TERS
Bu halk hareketlerinin “Batı Oyunu” oldugu iddiaları da var
Dıs müdahale veya bunun bir komplo olup olmadıgı çok tartısılır. Bu ayaklanmalar Tunus'ta basladıgı zaman CIA ve MOSSAD dahil hiç kimse buna hazır degildi. ABD'nin Genisletilmis Ortadogu Projesi var malum. İsyan dalgası GOP'un sonucu mu diye tartısmalar oldu. Kisisel kanaatim, bunun sonucu olmadıgı yönünde. Özellikle Filistin'de HAMAS'ın serbest, özgür ve demokratik seçimlerle iktidara gelmesi, Hizbullah'ın Lübnan'da iktidara gelmesi Amerikalılara sunu gösterdi: Eger bölgede demokrasi olursa kaçınılmaz olarak İslamcılar iktidara gelecektir. Ve bölgede ABD'nin Kurulu düzeni tehlikeye girecektir. ABD'nin bu yüzden GOP'u rafa kaldırdıgını düsünüyorum.
Mısır Devrimi ABD'nin kontrolünde miydi?
Mısır, ABD için çok önemliydi. Mısır hem İsrail'in güvenligi açısından bir garantör ülke hem de Arap dünyası için bir agabey pozisyonundaydı. Fakat nihayetinde ABD yası gelmis 82'ye dayanmıs bir diktatörün yakında ıskartaya çıkacagını ve alternatifinin bulunması gerektigini biliyordu. İslamcı partiler dahil birçok kesimle Mübarek sonrası için müzakereler yürütüyordu. Ama bu çabalar hem Tunus hem Mısır'da olanların ABD'nin kontrolünde oldugu anlamına gelmiyor. İki bölgedeki kontrolsüz degisim batının isine gelmedi.
Libya müdahalesini de böyle mi okumalıyız?
Evet, Mısır ve Tunus'ta dersini alan batı süreci müdahaleyle kontrol altına almaya çalıstı. Libya bunun en somut örnegidir. İsyan Libya'ya geldikten sonra dogallıgından çıktı. İsin içine silah ve siddet girdi.
SURİYE'DE BARISÇIL GÖSTERİLERE PARALEL SİLAHLI GRUPLAR OLUSTU
Peki ya Suriye?
Suriye bu isin en aymazca yapıldıgı yer. Libya örneginin Suriye'ye tasınması düslendi. Eger halklar kendi sivil itaatsizlik eylemleriyle iktidarı deviremezse önce bir iç savas, ardından dıs müdahale kurgulandı. Libya'dakinin aynısını Suriye'de yapılabilecegini düslediler. Suriye'nin kendi iç dengesi dikkate alınmadı. Maalesef çok kanlı bir süreçle karsı karsıyayız. Barısçıl gösterilere paralel isin basında silahlı yapılar devreye girdi. Rejimin sorumlulugu birinci derecede önemli ancak ona bahane sunan silahlı yapılar da burada etken.
Özgür Suriye Ordusu'nu nasıl degerlendiriyorsunuz? Önce kontrol edilebilir bir güç gibi duran ÖSO sonradan kontrolden çıktı gibi bir hava var sanki?
Hatırlarsanız İstanbul'da Suriye Ulusal Konseyi kurulurken bir bildiri yayımlandı. Silahlanma, dıs müdahale ve etnik-mezhepsel ayırıma karsı çıkılmıs, İsrail'in isgali altındaki Golan'ı tekrar geri alma hedefi konulmustu. Çok kısa bir süre sonra meydanların gücünün rejim üzerinde çok büyük bir baskı kuramadıgı anlasılınca bildirideki ilkeler unutuldu. Esad yandasları da gösterilere baslayınca ülkenin rejim konusunda ikiye bölündügü görüldü. Sivil eylemlerle iktidarın sarsılmayacagı anlasılınca silahlı gruplar harekete geçirildi. Cisr el Sugur'da 100'den fazla güvenlik görevlisi feci sekilde öldürüldü. Bu rejimin de arzu ettigi bir sonuçtu. Rejim aradıgı bahaneyi buldu. Rejim silahlı gruplar varken askerlerimi kentlerden çekemem demeye basladı ve her seyi terörize etti.
El KAİDE SURİYE'DE KENDİNE ALAN AÇMAYA ÇALISIYOR
Özgür Suriye Ordusu nasıl bir yapılanma?
Gösteriler sonuç vermeyince muhalifler için tek seçenek kaldı; o da ordunun ikiye bölünmesi ve rejimin içten çökertilmesi. ÖSO bu hedefle ortaya çıktı. Önce sivilleri savunmaya endeksli bir pozisyon aldı. Daha sonra saldırı pozisyonuna geçti. ÖSO'nun bütünlük içinde koordineli bir ordu oldugunu düsünemeyiz. Bir yerde koordinasyon içindeler, baska bir yerde birbirlerine rakipler. Hatta kimi zaman birbirlerine düsmanlar. Baskaca silahlı gruplar da ortaya çıkıyor. El Kaide'nin kendine bir alan açmaya çalıstıgını görüyoruz. Irak'ta isgalci güçlere ve Siilere karsı savasmıs Sünni milislerin Suriye'ye yüzlerini döndügünü görüyoruz. Asiretler de kendi milis güçlerini olusturdular. İs artık bir yerde kan davasına dönüsüyor. Bu Suriye için olabilecek en tehlikelisiydi. Maalesef oldu.
Ordudan ayrılan bir grup subay kendine Muaviye Bölügü diyormus.
Çok ciddi bir psikolojik savas var. Bu bir Alevi rejimidir denilerek Sünnilerin silah kullanması mesru gösteriliyor. Gerilim için mezhepsel bir taban olusturuldu. Kuskusuz bu rejim berbat, acımasız bir rejim. Kan dökme yetenegini her zaman gösterebilmis bir rejim. Savunulabilecek hiçbir tarafı yok. Ancak bu sekilde kanla, silahla devirmeyi düsünmek de o kadar tehlikeli. Mezhep savası en büyük tehlike. Bu savas Suriye sınırlarını da asacaktır. Bunun yansımaları Türkiye'de dahi var. Antakya'daki Alevilerin ciddi rahatsızlık duyduklarını görüyoruz. Gerilim Lübnan'a da sıçramıs durumda.
ABD ZAMANA OYNUYOR
Dıs müdahale gelir mi? Gelirse ne olur?
Bu karmakarısık bir konu. Batıda belli kanatlar bu isi Arapların Türkiye ile birlikte yapmasını istiyor. Bütün uluslararası aktörler ABD olmadan hiçbir müdahalenin sonuç vermeyecegini biliyor. ABD'nin kendi açmazları var. Suriye'ye müdahalenin neye yol açacagını kestiremiyor. Sartların olgunlasması gerektigini düsünüyor. Müstakbel bir Suriye iktidarının ABD için ne getireceginden emin degiller. Rusya-Çin faktörü çok güçlü. Bu iki uluslararası aktör müdahaleye sıcak bakmıyor. Suriye'ye müdahale etmek bir asama sonra İran'a müdahale etmek demektir. İran'ın gösterecegi reaksiyondan korkuyorlar. Bu savas İran ve Lübnan'ı içine alırsa ABD'nin bölgedeki askeri varlıkları ve İsrail tehlikeye girer. ABD'deki siyaset yapıcılar bunları dikkate alarak zamana oynuyor. Tunus toplantısında görüldügü üzere müdahaleye gerek olmadan acaba muhalifleri silahlandırarak rejimi devirebilir miyiz hesapları yapılıyor.
Türkiye'nin bu süreçteki hataları sizce nelerdi?
Türkiye isin basında Esad'ı reformlara ikna edebilecegini düsündü. Buna paralel olarak da muhalefeti örgütlemeye çalıstı. Türkiye silahlı grupların varlıgını görmezden geldi, siddetten sadece rejimi sorumlu tuttu ve yönetimin azınlık rejimi oldugu tezini isledi. Türk kamuoyu maniple edildi. Kendi darbe anayasasını 30 yıldır degistiremeyen Türkiye, Esad'dan rejimi 15 günde çöpe atmasını bekledi. Sözler tutulmayınca ipler koparıldı. Türkiye, Sam'a söz söyleyebilecek bir ülkeyken köprüleri attı. Diplomasi gücünü yitirdi. Sonra da ihanete ugramıs bir ülke psikolojisiyle Esad'dan kurtulacak her ihtimalin pesine düstü. Silah kullanan herkese, farklı taraflar olsa da bunun çözüm olmayacagını söyleyecek bir çaba gösterilmeliydi. Ama hızlıca müdahaleci kampın çizgisine savruldu.
Türkiye Esad'ı kan akıtmaktan vazgeçirebilmek için ne yapabilirdi?
Silahlı gruplara da silahlarını bırakma çagrısını yapabilirdi. Sam üzerinde etkili İran ve Rusya gibi aktörler var. Bu aktörlerle psikolojik ve diplomatik baskı olusturabilirdi. Sam'ın müttefikleriyle hareket edip degisim için bütün kanalları kullanabilirdi. Bu Libya'da da yapılmadı. Simdi Kaddafi'nin son ana kadar Türkiye'nin krize çözüm bulacagını bekledigini ögreniyoruz.
Türkiye diplomasi gücünü yitirdi
Aylardır süregelen siddet olaylarına binlerce evladını kurban veren Suriye'de her iki tarafın da silah ve siddete basvurdugunun altını çizen gazeteci Fehim Tastekin, “Çok kanlı bir süreçle karsı karsıyayız. Barısçıl gösterilere paralel silahlı yapılar ortaya çıktı. Bu da Baas rejimine daha fazla kan dökmek için bahane sundu. İsin içine silah ve siddet girince Arap Baharı'nın baslangıçtaki dogallıgı kayboldu” dedi.
Arap Baharı Tunus'ta baslayıp basarıya ulastıktan sonda halk hareketleri bütün bir Kuzey Afrika ve Ortadogu cografyasını etkisi altına aldı. Kimisi emperyalistlerin Ortadogu'daki yeni planı dedi bu yasananlara kimisi de yıllardır uyuyan devin uyandıgı yorumlarını yaptı. İsyan Libya'ya ulastıktan sonra batı devreye girdi ve agır bombardıman uçaklarıyla bir anda “Libya halkının yanında” yer aldı. Sonra yakın komsumuz Suriye aylar sürecek bir kan ve siddet sarmalının içine girdi. Siddet olaylarına binlerce Suriyeli kurban gitti. Türkiye'yi çok yakından ilgilendiren Suriye olaylarını ve genel olarak Arap ülkelerinde yasanan halk hareketlerini tecrübeli gazeteci Fehim Tastekin'le konustuk. Radikal Gazetesi Dıs Haberler Editörü olan Tastekin, olası bir dıs müdahalenin bütün bölgeyi büyük bir ates topuna çevirecegi uyarısın yapıyor ve ekliyor: “Suriye'de silahı kullanan, siddete basvuran sadece Baas rejimi degil. Mezhep savasına kadar gidebilecek çok ciddi bir durumla karsı karsıyayız.” Silahın ve siddetin özellikle Suriye'ye kandan baska hiçbir sey getirmeyecegine vurgu yapan Tastekin Türkiye'nin bu süreçte yaptıgı stratejik hataları da sıraladı.
Cografya neden patlama noktasına geldi?
Burada en az 30 yıl gecikmis bir patlama söz konusu. Soguk Savas denklemi üzerine kurulu küresel sistem dagılırken Ortadogu ve Kuzey Afrika'da statüko korundu. Özellikle de 'Camp David Düzeni' diyebilecegimiz İsrail'in güvenligine endeksli yapı varlıgını sürdürdü. Bu statükoyu besleyen faktörler vardı. İslamcıların iktidara gelmesini önlemek için baskıcı rejimler mesrulastırıldı. İran İslam Devrimi'nden sonra Batı'yla hesaplasan bir kusagın dogmasını engellemek için mezhepsel bariyerler yükseltildi. Bu faktörler diktatöryal sistemin taban bulmasını sagladı.
ARAP BAHARI ADALET ARAYISIDIR
Arap Baharı'nı nasıl tanımlıyorsunuz?
Arap Baharı bir özgürlük arayısı, halkın kendi iradesini ortaya koyma arayısı, adalet arayısı. Ama bunun ötesinde statükoyla hesaplasmadır. Bunun adı tartısılabilir. Kimisi bahar diyor, kimisi devrim, kimisi de uyanıs. Ama özü itibariyle Arap dünyasında bir hesaplasma döneminin basladıgını görüyoruz. Bu hesaplasmada anti-emperyalist bir söylem çok fazla öne çıkmıyor, isin özünde insanlar diktatörlerinden kurtulmak istiyor. Bunu yaparken de kendi ideolojilerini, kendi renklerini meydanlara yansıtmak istemiyor. Çünkü bu birlikteligi bozan bir faktöre dönüsebiliyor. Ama arka planda batı karsıtlıgı, emperyalist müdahalelere karsı bir durus da var. Arap Baharı'nın dogal bir tarafı var. Geç kalmıs bir degisim süreci kendiliginden tetiklendi. İçinde fazla komplo aramamıza gerek yok. Tunus'ta dıs aktörler çok fazla devreye giremeden halk hareketi basarıya ulastı.
ORTADOGU'YA DEMOKRASİNİN GELMESİ ABD VE İSRAİL'İN ÇIKARLARINA TERS
Bu halk hareketlerinin “Batı Oyunu” oldugu iddiaları da var
Dıs müdahale veya bunun bir komplo olup olmadıgı çok tartısılır. Bu ayaklanmalar Tunus'ta basladıgı zaman CIA ve MOSSAD dahil hiç kimse buna hazır degildi. ABD'nin Genisletilmis Ortadogu Projesi var malum. İsyan dalgası GOP'un sonucu mu diye tartısmalar oldu. Kisisel kanaatim, bunun sonucu olmadıgı yönünde. Özellikle Filistin'de HAMAS'ın serbest, özgür ve demokratik seçimlerle iktidara gelmesi, Hizbullah'ın Lübnan'da iktidara gelmesi Amerikalılara sunu gösterdi: Eger bölgede demokrasi olursa kaçınılmaz olarak İslamcılar iktidara gelecektir. Ve bölgede ABD'nin Kurulu düzeni tehlikeye girecektir. ABD'nin bu yüzden GOP'u rafa kaldırdıgını düsünüyorum.
Mısır Devrimi ABD'nin kontrolünde miydi?
Mısır, ABD için çok önemliydi. Mısır hem İsrail'in güvenligi açısından bir garantör ülke hem de Arap dünyası için bir agabey pozisyonundaydı. Fakat nihayetinde ABD yası gelmis 82'ye dayanmıs bir diktatörün yakında ıskartaya çıkacagını ve alternatifinin bulunması gerektigini biliyordu. İslamcı partiler dahil birçok kesimle Mübarek sonrası için müzakereler yürütüyordu. Ama bu çabalar hem Tunus hem Mısır'da olanların ABD'nin kontrolünde oldugu anlamına gelmiyor. İki bölgedeki kontrolsüz degisim batının isine gelmedi.
Libya müdahalesini de böyle mi okumalıyız?
Evet, Mısır ve Tunus'ta dersini alan batı süreci müdahaleyle kontrol altına almaya çalıstı. Libya bunun en somut örnegidir. İsyan Libya'ya geldikten sonra dogallıgından çıktı. İsin içine silah ve siddet girdi.
SURİYE'DE BARISÇIL GÖSTERİLERE PARALEL SİLAHLI GRUPLAR OLUSTU
Peki ya Suriye?
Suriye bu isin en aymazca yapıldıgı yer. Libya örneginin Suriye'ye tasınması düslendi. Eger halklar kendi sivil itaatsizlik eylemleriyle iktidarı deviremezse önce bir iç savas, ardından dıs müdahale kurgulandı. Libya'dakinin aynısını Suriye'de yapılabilecegini düslediler. Suriye'nin kendi iç dengesi dikkate alınmadı. Maalesef çok kanlı bir süreçle karsı karsıyayız. Barısçıl gösterilere paralel isin basında silahlı yapılar devreye girdi. Rejimin sorumlulugu birinci derecede önemli ancak ona bahane sunan silahlı yapılar da burada etken.
Özgür Suriye Ordusu'nu nasıl degerlendiriyorsunuz? Önce kontrol edilebilir bir güç gibi duran ÖSO sonradan kontrolden çıktı gibi bir hava var sanki?
Hatırlarsanız İstanbul'da Suriye Ulusal Konseyi kurulurken bir bildiri yayımlandı. Silahlanma, dıs müdahale ve etnik-mezhepsel ayırıma karsı çıkılmıs, İsrail'in isgali altındaki Golan'ı tekrar geri alma hedefi konulmustu. Çok kısa bir süre sonra meydanların gücünün rejim üzerinde çok büyük bir baskı kuramadıgı anlasılınca bildirideki ilkeler unutuldu. Esad yandasları da gösterilere baslayınca ülkenin rejim konusunda ikiye bölündügü görüldü. Sivil eylemlerle iktidarın sarsılmayacagı anlasılınca silahlı gruplar harekete geçirildi. Cisr el Sugur'da 100'den fazla güvenlik görevlisi feci sekilde öldürüldü. Bu rejimin de arzu ettigi bir sonuçtu. Rejim aradıgı bahaneyi buldu. Rejim silahlı gruplar varken askerlerimi kentlerden çekemem demeye basladı ve her seyi terörize etti.
El KAİDE SURİYE'DE KENDİNE ALAN AÇMAYA ÇALISIYOR
Özgür Suriye Ordusu nasıl bir yapılanma?
Gösteriler sonuç vermeyince muhalifler için tek seçenek kaldı; o da ordunun ikiye bölünmesi ve rejimin içten çökertilmesi. ÖSO bu hedefle ortaya çıktı. Önce sivilleri savunmaya endeksli bir pozisyon aldı. Daha sonra saldırı pozisyonuna geçti. ÖSO'nun bütünlük içinde koordineli bir ordu oldugunu düsünemeyiz. Bir yerde koordinasyon içindeler, baska bir yerde birbirlerine rakipler. Hatta kimi zaman birbirlerine düsmanlar. Baskaca silahlı gruplar da ortaya çıkıyor. El Kaide'nin kendine bir alan açmaya çalıstıgını görüyoruz. Irak'ta isgalci güçlere ve Siilere karsı savasmıs Sünni milislerin Suriye'ye yüzlerini döndügünü görüyoruz. Asiretler de kendi milis güçlerini olusturdular. İs artık bir yerde kan davasına dönüsüyor. Bu Suriye için olabilecek en tehlikelisiydi. Maalesef oldu.
Ordudan ayrılan bir grup subay kendine Muaviye Bölügü diyormus.
Çok ciddi bir psikolojik savas var. Bu bir Alevi rejimidir denilerek Sünnilerin silah kullanması mesru gösteriliyor. Gerilim için mezhepsel bir taban olusturuldu. Kuskusuz bu rejim berbat, acımasız bir rejim. Kan dökme yetenegini her zaman gösterebilmis bir rejim. Savunulabilecek hiçbir tarafı yok. Ancak bu sekilde kanla, silahla devirmeyi düsünmek de o kadar tehlikeli. Mezhep savası en büyük tehlike. Bu savas Suriye sınırlarını da asacaktır. Bunun yansımaları Türkiye'de dahi var. Antakya'daki Alevilerin ciddi rahatsızlık duyduklarını görüyoruz. Gerilim Lübnan'a da sıçramıs durumda.
ABD ZAMANA OYNUYOR
Dıs müdahale gelir mi? Gelirse ne olur?
Bu karmakarısık bir konu. Batıda belli kanatlar bu isi Arapların Türkiye ile birlikte yapmasını istiyor. Bütün uluslararası aktörler ABD olmadan hiçbir müdahalenin sonuç vermeyecegini biliyor. ABD'nin kendi açmazları var. Suriye'ye müdahalenin neye yol açacagını kestiremiyor. Sartların olgunlasması gerektigini düsünüyor. Müstakbel bir Suriye iktidarının ABD için ne getireceginden emin degiller. Rusya-Çin faktörü çok güçlü. Bu iki uluslararası aktör müdahaleye sıcak bakmıyor. Suriye'ye müdahale etmek bir asama sonra İran'a müdahale etmek demektir. İran'ın gösterecegi reaksiyondan korkuyorlar. Bu savas İran ve Lübnan'ı içine alırsa ABD'nin bölgedeki askeri varlıkları ve İsrail tehlikeye girer. ABD'deki siyaset yapıcılar bunları dikkate alarak zamana oynuyor. Tunus toplantısında görüldügü üzere müdahaleye gerek olmadan acaba muhalifleri silahlandırarak rejimi devirebilir miyiz hesapları yapılıyor.
Türkiye'nin bu süreçteki hataları sizce nelerdi?
Türkiye isin basında Esad'ı reformlara ikna edebilecegini düsündü. Buna paralel olarak da muhalefeti örgütlemeye çalıstı. Türkiye silahlı grupların varlıgını görmezden geldi, siddetten sadece rejimi sorumlu tuttu ve yönetimin azınlık rejimi oldugu tezini isledi. Türk kamuoyu maniple edildi. Kendi darbe anayasasını 30 yıldır degistiremeyen Türkiye, Esad'dan rejimi 15 günde çöpe atmasını bekledi. Sözler tutulmayınca ipler koparıldı. Türkiye, Sam'a söz söyleyebilecek bir ülkeyken köprüleri attı. Diplomasi gücünü yitirdi. Sonra da ihanete ugramıs bir ülke psikolojisiyle Esad'dan kurtulacak her ihtimalin pesine düstü. Silah kullanan herkese, farklı taraflar olsa da bunun çözüm olmayacagını söyleyecek bir çaba gösterilmeliydi. Ama hızlıca müdahaleci kampın çizgisine savruldu.
Türkiye Esad'ı kan akıtmaktan vazgeçirebilmek için ne yapabilirdi?
Silahlı gruplara da silahlarını bırakma çagrısını yapabilirdi. Sam üzerinde etkili İran ve Rusya gibi aktörler var. Bu aktörlerle psikolojik ve diplomatik baskı olusturabilirdi. Sam'ın müttefikleriyle hareket edip degisim için bütün kanalları kullanabilirdi. Bu Libya'da da yapılmadı. Simdi Kaddafi'nin son ana kadar Türkiye'nin krize çözüm bulacagını bekledigini ögreniyoruz.
Cihat ARPACIK-Milli Gazete / 01.03.2012