Politize Edilen Deprem

Politize Edilen Deprem

Politize Edilen Deprem

Türkiye'nin demokrasi yarısında bu kadar geride kalmasını II. Dünya Savası'nı yasamayısıyla açıklayanlar var. İçine kapanmıs, dünyadan korkan bir cumhuriyetin, insanına dar gelen kalıplarının 99 depreminde kırıldıgını iddia edenler de.

Hatırlayın, Gölcük depremi yasandıgında çaresiz kalan Türkiye, düsman bildigi Yunanistan'dan gelen yardım teklifine nasıl minnettar kalmıstı. Büyük felaketler bazen insan olmaya yükledigimiz anlamı yeniden yorumlamamıza vesile olur. Dar kimliklere hapsettigimiz insanlıgımızı daha yüce degerlerin etrafında birlestirir.

Van depremi, Hakkari'deki saldırının üzerine geldi. Toplumda fazlasıyla hissedilen bir kutuplasmanın, acının, öfkenin üzerine daha büyük bir acı olarak eklendi. Art arda yasanan bu felaketlerin nasıl bir ruhsal dalgalanmaya yol açtıgını sosyal medyaya bakarak bile fark etmek mümkün. Önyargılarla baslayıp, merhametle devam eden karmakarısık bir duygu yelpazesi içinde toplum su an. Irkçı ve önyargılı ifadelere karsı baslatılan kınama kampanyaları ise dalgalanmanın diger boyutuna isaret ediyor.

Bütün bunlardan çıkan bir Türkiye fotografı elbette var. Bu fotografı dogru yorumlamak ise her zamankinden önemli. Eskiden olsa hiç sorulmayacak soruları, sitemleri beraberinde getiren bir felaketle karsı karsıya Türkiye su an.

Düsünün, eskiden doguda olan depremlerde mazlum vatandasa yardım götürmeye çalısan ama çok da basarılı olamayan devlet ve vatandası görürdük. Kızılay'ın mütevazı çadırlarında soguktan korunmak için ates yakan depremzedelerin fotografları hâlâ hafızalarımızda.

Halbuki bugün çok sey degisti. Yerle bir olan 6-7 katlı binalar, beton blokların altında preslenmis son model arabalarla eski fakir dogu görüntüsü yok artık. Türkiye'nin herhangi bir yerinde rastlanabilecek bir yıkım görüntüsü. Felaketten sag kurtulan yaslı bir adamın 'Bu depremde devleti yüregimizde hissettik, Basbakan on bakanıyla buradaydı.' yorumu degisimin bir boyutu hakkında fikir veriyor. Ama fikir vermesi gereken bir önemli boyut daha var: Yardım kampanyalarına yansıyan politik söylem. Toplumun geçmise kıyasla ne kadar politize oldugunu yardım kampanyalarına verilen destek ve elestiriden anlıyorsunuz.
Basından itibaren yapılan yardımlara, yardım çagrılarına bugüne kadar hiç görülmedigi sekilde bir kutuplasma hâkim. Tanıdık olmayan bu yeni durumun siyasal aktörlerinin yani devlet ile BDP'li belediyelerin 'yardım savası' denebilecek rekabet ise gözden kaçmıyor. Felaketi bir devlet sorunu olarak algılayıp merkezî koordinasyonla müdahale eden devlet gücüne, BDP'li belediyeler alternatif olmaya çalısıyorlar. Depremzedelere yardımın rekabet halini alması yeni bir durum ve siyasal bir okumayı zorunlu kılıyor. Yasanan rekabetin kitleye yansıyan yönü ise vahim; BDP'li belediye ve STK'lara yardım etmeyin diyen Türk milliyetçileri ve devletin kurumlarına yardım etmeyin diyen Kürt milliyetçileri aynı noktada bulusuyor: siyasetin insani degerleri öteledigi yerde.

Birtakım insanlar ve kurumlar yasanan felaketi siyasi kazanç açısından fırsat görse de, toplumun yok olmayan hassasiyet ve merhameti zedelenen dokuyu tamir etmeye yetebilir.

Siyasetin ayırdıklarına sarsıcı bir cevap oldugundan belki de bana Kadıköy'de kâgıt toplayan çocukların hikâyesi önemli göründü; sokakta kâgıt toplayarak yasayan çocuklar, belediyenin kapısını çalarak topladıkları kolileri Van'a göndermek istediklerini söyleyip yardım istemisler. Dünyadaki yuvalarını kaybetmis o çocukların kalbinde eksilmeyen merhametin, biz yuva sahiplerine ögretecegi bir sey olmalı. Çünkü Tanrı'nın solugunun en fazla hissedildigi o yersizlikte ancak insan, insan oluyor. Van'da sogukta üsüyenlere sahip oldugu tek seyi, kâgıt bir koliyi gönderen çocukların önyargılardan, ideolojiden arınmıs bakısına her seyden çok ihtiyaç var su an.

Deprem gibi yasanan zemini tamamen degistiren bir felaketin verecegi ders de budur kanımca; dondurulmus duyguların, içine hapsolunmus kimliklerin bulusmasını saglaması. İhtiyacın konusmayı zorunlu kılması. Çünkü konustukça insan oluruz.
26.10.2011
Bejan Matur