´Terör Kürt Meselesini Boğuyor´

´Terör Kürt Meselesini Boğuyor´

'Terör Kürt Meselesini Boguyor'

Dün sosyal politikalar veya ekonomik yatırımlardaki eksiklikler terörü besliyor ve istismar zemini olusturuyordu, Bugün ise terör bir ‘sebep’ haline gelmis durumda. Yani terör, tencereden çıkan buhar degil, tencereyi kaynatan ates durumunda. Bu yüzden terörün dindirilmemesi, Kürt meselesini boguyor.
BDP’nin PKK’ya karsı özgürlesmesi, siyasi alanını genisletmek açısından kaçınılmazdır. PKK’nın patlattıgı bombalar BDP’nin siyasi alanını havaya uçurmaktadır. KCK, parazit olarak BDP’nin varlıgını kemirmektedir.

PKK gibi farklı alanlarda uzantıları olan terör örgütleri toplumsal destek alabilmeyi ve kitle destegini önemserler, bu destegi yok edecek eylemlerde bulunmalarının kendi aleyhlerine oldugunu da bilirler. Terör örgütleri eger sivillerin öldügü eylemlere basvuruyorlarsa ya ne yaptıgını bilmeyecek kadar sıkısmıs durumdadırlar ya da farklı yönlendirmelerin enfeksiyonuyla hareket etmektedirler. Sivil kayıplı eylemlerin mesajı öncelikle devlete ve hükümetedir. Üretilen yılgınlık ve korku neticesinde devlet bir noktaya dogru çekilmek istenir.

PKK 20 Eylül’de Siirt’te altı kadının bulundugu araca roketatarlarla saldırdı, dört kadın hayatını kaybetti, ikisi agır yaralandı. 21 Eylül’de Kumrular’da bomba patlattı, üç sivil yasamını yitirdi. 27 Eylül’de Batman’da sekiz aylık hamile bir kadın ile dört yasındaki kızı adeta kursuna dizdi. 18 Ekim’de Güroymak’taki bombalı eylemde biri iki, digeri 10 yasında dört sivil yasamını yitirdi.

PKK kimin enstrümanı

Kamu vicdanını yaralayan bu olaylar asker ve polisi hedefleyen eylemlerle doruk noktaya çıktı. En son Çukurca’da 24 askerimizin sehit düsmesi, PKK’nın vahsi yüzünü bir kez daha ortaya koydu.

BDP’lilerin de içinde oldugu Anayasa Uzlasma Komisyonu’nun Meclis’te toplandıgı gün hadisenin meydana gelmesi, sadece çözüm imkanlarının tartısılacagı yeni anayasa yapım sürecinin degil, BDP’nin siyasi alanının da bombalanması anlamını tasıyordu. PKK bir yandan çözüm süreçlerini sabote ediyor, diger yanda kendi aktörlügünü dayatıyor ve BDP’yi anlamsızlastırıyor.

Türkiye’de ne zaman önemli bir hadise olsa eszamanlı sekilde büyük terör saldırılarının meydana gelmesi, PKK’yı kullanılan taseron örgüt ve farklı odakların ekmegine yag süren bir figüran durumuna düsürüyor. Nitekim 22 Temmuz 2007 seçim günü Aktütün, 21 Ekim 2007 Referandum günü Daglıca, 31 Ekim Mavi Marmara katliamı günü İskenderun, 12 Haziran seçimlerinin ardından Silvan saldırıları meydana geldi.

Aslında birkaç ülkede faaliyet göstererek var kalmaya çalısan terör örgütlerinin farklı ülkelerden ve istihbarat örgütlerinden destek almadan ayakta kalmaları mümkün degildir. Eger PKK gibi baska bir ülkenin topraklarında kiracı gibi yasam sürdürüyorsanız, bunun bedelini ve diyetini farklı sekillerde ödemek durumunda kalırsınız. Son dönemde bölgede yasanan inisiyatif mücadelelerinde PKK’nın kullanıma sürülen bir enstrüman oldugu anlasılıyor. Bir yanda bölgenin yükselen yıldızı olan Türkiye var, diger yanda giderek güç kaybetmeye baslayanlar blogu. Bunun içinde Suriye, İsrail ve PKK var. Kuzey Irak ve İran’ın hangi denklemde yer alacagını zaman içinde görecegiz.

Teröre ragmen demokrasi

Çukurca saldırısı sonrasında baslayan kara harekatı, terörle mücadelede her alanın doldurulmaya baslandıgını gösteriyor. Kuzey Irak, Türkiye kırsalı, sehir merkezleri ve Avrupa basta olarak diger dıs baglantılar… PKK su an dört koldan baskı altına alınıyor ve terörle mücadele adına ne yapılabilecekse onlar yapılıyor.

Terörün etkisinin kırılması, bugün için mutlak bir gerekliliktir. Bu hem örgütün uluslararası siyasetteki kullanım degerini düsürmek için sarttır, hem de devam eden demokratiklesme çabalarını ve anayasa sürecinin sabote edilmesini engellemek açısından gereklidir.

Deniz Ülke Arıbogan bir yazısında terörü ‘düdüklü tencereden çıkan buhar’ olarak tanımladı ve bunun tazyikini düsürmek için içerideki kaynamayı azaltmak, yani atesi kesmek gerektigini ifade etti.

Çogu analizini begendigim Arıbogan’ın bu görüsüne karsı sunları belirtmek istiyorum: Kanaatimce bugün sebep sonuç baglamı degismistir. Dün sosyal politikalar veya ekonomik yatırımlardaki eksiklikler terörü besliyor ve istismar zemini olusturuyordu, bugün bu sebepleri ortadan kaldırınca sonuç ortadan kalkmıyor. Bugün terör bir “sebep” haline gelmis durumda. Yani terör, tencereden çıkan buhar degil, tencereyi kaynatan ates durumunda. Bu yüzden terörün dindirilmemesi, Kürt meselesini boguyor. Ekonomik-sosyal yatırımlar ve hatta demokratik hak ve özgürlükler PKK için terör sebeplerinin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Geçmisteki tüm sebepler ortadan kaldırılsa da PKK bugün baska bir asamaya geçmis durumda, baska amaç ve hedeflerle kendisini var ediyor. Bu yüzden son terör olaylarından sonra yanlıs sorular soruluyor, ‘dil için bu kadar kan dökmeye deger mi’, ‘hangi hak veya magduriyet bu tür cinayetleri haklı kılabilir’ deniyor. Terör örgütleri yapısı geregi vahsi ve canidir, kandan beslenirler, haklı ve mesru taleplerin pesinden kosmazlar. Örgüt, Kürtlere eziyet edebilecegi (kendi ideolojik ütopyasını gerçeklestirebilecegi) bir egemenlik alanı ve siyasi statü istiyor. Verilen kavga örgütün bizatihi kendisi ve örgütsel çıkarları içindir. Çakallar, çakallık yaparak Kurt olacaklarını sanmaktadır. Devletten almaya alısan zihniyet, kendisi adam olacagına, devletin kendisini adam ilan etmesini istemektedir.

Öcalan’a göre BDP…

Uzun zamandır avukatlarıyla görüsemeyen Öcalan’ın ne diyecegi merak konusuydu. Geçen haftalarda Öcalan’ın ilk görüsmede nasıl bir tavır takınacagına yönelik söyle bir degerlendirmede bulunmustum: Öcalan gelismeleri anlamakta ve yorumlamakta muhtemelen zorlanmaktadır, yanlıs bir durus sergileyerek kendisini bosa düsürmekten korkmaktadır. Bu yüzden ilk görüsmede daha düsük profil laflar edecektir. Ayrıca Basbakan’ın ‘siyasetle müzakere’ sözünü kendi pozisyonunu kaybetme olarak görecek, kendisi yerine BDP veya diger unsurların muhatap alınmıs olabilecegi korkusuyla BDP ve Kandil’e yüklenecektir.

Nitekim geçen Pazartesi Öcalan kardesi ile görüstü ve cılız mesajlar verebildi. “Süreç bizim yüzümüzden degil, devlet yüzünden bu hale geldi”, “BDP’liler Meclis’e girmeliydi”, “Görüsmeye açıgım” seklinde özetlenecek üç vurgusu oldu. Öcalan’ın alttan alan, sorun çıkarmamaya çalısan bir söylemde bulundugu anlasılıyor. Daha önceki zamanlarda ‘basım agrıyor, hava alamıyorum, hastayım’ gibi sikayetlerde bulunuyor, bu da sokak gösterilerinin tırmanmasına sebep oluyordu. Bu kez cezaevi sartları ve saglık durumu konusunda problem olmadıgını, bu bahanelerle taskınlık olusmasını istemedigini anladık.

PKK sitesinde yayınlanan görüsme notlarına bakınca sunları söylemek mümkün: Öncelikle Öcalan ‘sorunu biz ortaya koyduk, biz çözeriz’ diyerek ‘muhatap’ meselesine açıklık getiriyor, BDP’ye ‘sen kendi isine bak’ demis oluyor. Bu aynı zamanda PKK ile Kürt meselesini ayırma anlamına da geliyor. Yani PKK ve silahlı unsurlar meselesinde muhatabın kendisi oldugunu, BDP’nin Kürt meselesiyle ilgili diger konularla ilgilenebilecegini söylüyor. Ayrıca BDP’nin PKK ve KCK’nın bir parçası olmadıgını vurguluyor, BDP’nin demokratik siyaset yapmasını öne çıkarıyor. Bu da, ‘illegal ile legali birbirine karıstırıp kendinize operasyon yaptırıyorsunuz’ seklindeki daha önceki elestirileriyle örtüsüyor. Öcalan’ın sözlerinden BDP’nin yanlıs yolda oldugu anlasılıyor. BDP sözcüleri her konusmalarında PKK ve KCK’yı savunuyor, onun bir parçasıymıs gibi konusuyor, kendi legal-siyasi alanı yerine digerlerinin illegal alanlarıyla kendilerini irtibatlı hale getirmeye çalısıyorlar. Öcalan kanaatimce BDP’lilerin ‘PKK, dagdan inme, eylemsizlik kararı’ gibi konularda görüs belirtmesini kendi yetki alanına müdahale olarak algılamaktadır. Acaba BDP Kürt meselesine yönelik çözüm önerileri getirmek yerine PKK meselesine yönelik maddeleri öncelikli gündem konusu haline getirmekle dogru mu yapmaktadır? BDP’nin Kürtlerin meselelerini degil, PKK’nın ve Öcalan’ın meselelerini siyasetin konusu yapması ne kadar dogrudur? BDP’ye oy verenler PKK’nın sözcülügünü yapsınlar veya PKK’nın menfaatlerini korusunlar diye mi oy vermektedirler? BDP’nin PKK endeksli bir siyaset yürütmesinden PKK’nın ve Öcalan’ın da çok mutlu oldugunu sanmıyorum. Öcalan’ın ‘sorunu üreten çözümü ortaya koyabilir’ yaklasımı, ‘PKK isini bana bırakın’ anlamına gelmektedir.

KCK’dan özgürlesmek

PKK’nın ise BDP’nin yürüttügü demokratik siyaseti kabullenmesi ontolojik olarak mümkün degildir. PKK, BDP’nin güçlenmesini siyasallasma süreci olarak algılamamaktadır. PKK’nın siyasallasmaktan anladıgı silahlı unsurların sisteme entegre olması ve egemenlik hakkı kullanmasıdır. Bu çerçevede BDP’nin PKK’ya karsı özgürlesmesi, siyasi alanını genisletmek açısından kaçınılmazdır. BDP, devlete söz söylemeyi cesaret gibi görmektedir, asıl cesaret PKK’ya laf söyleyebilmek ve KCK’nın ipotek koymaya çalıstıgı iradeye sahip çıkabilmektir. Su anda PKK’nın patlattıgı bombalar BDP’nin siyasi alanını havaya uçurmaktadır. KCK, parazit olarak BDP’nin varlıgını kemirmektedir.

Öcalan’ın son açıklamalarıyla BDP’nin tavırları örtüsmedigi gibi, Karayılan’ın açıklamalarıyla Devrimci Halk Savası sevdalısı kanadın söylem ve eylemleri de örtüsmemektedir. Bütünün parçaları arasındaki tezatlar, yakın zamanda daha sert çakıslarla kendisini hissettirebilir.

Terörü kutsamak zaten yaman bir çeliskidir, su an örgütün içine düstügü durum ise daha derin bir çeliskiler sarmalını yansıtmaktadır.

24.10.2011
Doç. Dr. YALÇIN AKDOGAN / Star