Ortadoğu Felaketin Eşiğinde Mi?

Ortadoğu Felaketin Eşiğinde Mi?

Ortadogu Felaketin Esiginde mi?

Ortadogu politik arenası yeniden sekilleniyor. Bu sürecin devam etmesi durumunda büyük bir savasın yasanmasını hiçbir güç önleyemez.
Son zamanlarda yasanan olaylar göz önünde tutuldugu zaman Mısır sadece Sina yarımadasının kontrolünü degil kendi baskentinin de kontrolünü kaybediyor.
Türkiye, İsrail iliskilerini asgari düzeye indirmis ve Mısır ile isbirligi yapmanın pesinde. Bunun yanı sıra Esad yönetimi aleyhinde sert açıklamalarda bulunuyor, Kaddafi'nin yok edilmesi operasyonlarına destek veriyor, Irak'ta PKK ile savasıyor ve açık bir sekilde Gazze bölgesinde Hamas'ı destekliyor.
Suudi Arabistan ve Katar, İran ile savasa hazırlanıyor. Buna paralel olarak laik Arap otokrasileri yok olmaya devam ediyor. Önceden Tunus ve Mısır gibi ülkelerde halk ayaklanmalarına gizli destek vermekteydi. Ancak sonrada Libya gibi ülkelerde isyancılara açık bir sekilde destek vermege basladı. Gündemi isgal eden diger bir konu ise Suriye… Yasanan gelismeler BM kararı alınmasına gerek kalmadan Esad rejiminin kısa bir süre içerisinde devrilecegini gösteriyor.
İran, Suriye Alevilerinden aldıgı destegi kaybetmenin yanı sıra Bahreyn'de de kaybetti. Bununla da İsrail aleyhindeki en önemli müttefiki ile sorunların ortaya çıkacagına kesin gözüyle bakılmalı. Hatırlanacagı üzere Bahreyn halk ayaklanması Basra körfezinin monarsilerinin de müdahil olması ile önlenmisti. Bunun yanı sıra Tahran yetkilileri Mısır ile yeni iliskiler kurmayı ve Türkiye ile mevcut iliskilerini korumayı hedefliyor.
Radikal görüsleri bilinen İslami güçler Kuzey Afrika'da serbest faaliyet gösterme sansını kazandı. Su anda onların bölgedeki tek rakibi konumunda Cezayir ordusu bulunuyor. Daha önceden Irak'ta da yaptıkları gibi küresel cihad anlayısı basarılı bir sekilde yaygınlastırılıyor.
İslam ülkelerinin tamamı tarafından desteklenen Filistinliler ise BM tarafından bagımsızlıklarının tanınması için girisimlerde bulunuyor. Ancak onların adalet talebinin Güvenlik Kurulu tarafından geri çevrilebileceginin göz önünde tutulması gerekiyor. Bu durumda ise Filistin intihar etmis olacak.
Nihai olarak İsrail'in hamlelerine göz atalım. Tel Aviv yönetimi altı günlük savası hatıırlatan durumu hazırlıyor. 1967 savasında Birlesik Arap ülkeleri ile savasan İsrail su anda İran ve Türkiye ile savasın esigine gelmis durumda. Bugün İran, İsrail düsmanlıgını açık bir sekilde belirtiyor. Eski stratejik müttefik Türkiye ise gizli düsman rolünü üstleniyor.
Bölgede yasanabilecek savas durumunda ABD ve AB ülkeleri her zaman oldugu gibi hakemlik yapmıs olacak ve dısarıdan daha fazla kar elde etmeyi hedefleyecek. Kuzey Afrika laik rejimlerin devrilmesi Amerika ve Avrupa ülkeleri ile ittifak girisimlerinin faydasız oldugunu ortaya çıkarmıs oldu.
Bu durumda Çin bekleme politikası takip edecek. Sovyetlerin acı tecrübesi – bölge savaslarında taraf olarak yer almak gibi- Rusya'yı da benzer politika takip etmeye zorluyor. Moskova bu konuda her ne kadar basarılı olmasa da bir zamanlar SSCB'nin sosyalizm düsüncesini yaygınlastırması gibi Londra, Paris ve Washington demokrasi düsüncelerini basarılı bir sekilde yaygınlastırıyor. Bununla beraber eskiden Sovyetlerin kullandıgı imparatorluk aleyhindeki söylemler- bu söylemler sonucunda Arap ve İran petrolüne ulasılabilmisti- bugünün gerçekleri ile benzerlik arz etmiyor. Libya'da yasanan olaylar sonrasında NATO'nun Ortadogu içerisinde Katar ve Suudi Arabistan'ın kullanım aracı olarak degerlendirilebilir. Ancak her seye ragmen yasanan olaylar en fazla Osmanlı imparatorlugunu basarılı bir sekilde tekrar insa etmeye çalısan Türkiye'nin isine geliyor.
Uzun bir süre bölge içerisindeki politika basit bir sekilde yapılıyordu. Bugün durum çok daha zorlastı. Yeni bir ittifak girisimi basarılı bir sekilde tamamlanıyor. Zamanla ordusu ve askeri sanayisi ile beraber İslamlasan Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar mali, enfarmasyon, diyaspora kaynakları tarafından desteklenmeye basladı. Bu süreç sadece İran ve müttefiklerinin güç kaybetmesi ile sonuçlanmayacak. Aynı zamanda bu ülkeler grubu içerisinde yer alması imkansız olan İsrail de önemli ölçüde güç kaybetmis olacak. Müttefik ülkeler içerisinde Fas, Ürdün ve Kuzey Afrika'nın “ihtilal sonrası” Arap ülkeleri yer alabilir.
İran devlet baskanı Mahmud Ahmedinejad tarafından Tahran merkezli bölgesel güç merkezinin kısa vadede askeri siyasi ittifak ile karsı karsıya gelebilir. Yeni askeri siyasi ittifakın merkezi ülkesi konumunda ise Erdogan Türkiye'si yer alabilir. Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen gibi ülkelerde sii ve sünni siyasi projelerin karsı karsıya gelmesi kaçınılmaz bir bölge gerçegi. Burada temel soru bunun ne zaman ve hangi ülkede gerçeklesecegi konusu.
Bunun gerçeklesmesi İsrail – Mısır savasına hazırlanan radikal İslami grupların basarısı ile de dogru orantılı. Bunun yanı sıra Afrika ülkelerinde Arap, Türk ve İran iliskileri, İran nükleer programının gelisimi, Pakistan nükleer silahının kaderi gibi konular da belirleyici öneme sahip. Bu gelismelerden hiçbirisinin süreklilik arz edecegi de düsünülemez. Daha önceleri yasanan gelismeler NATO ve BM gibi uluslararası kurumlar ve dünya kamuoyunun etkisinin fazla olamayacagını gösteriyor. Ortadogu ülkelerinin dünya liderlerinin görüslerine ve açıklamalarına göre hareket etmeyecegi kesin.
Yasanan gelismeler bu proje içerisinde yer alacak ülkelerin tamamı açısından bir yok olma ve felaketle sonuçlanabilir. Bu gelismelerin olumlu bir sekilde son bulacagı düsünülemez.

19.09.2011
 Yevgeni Satanovskiy / Dünya Bülteni