
Küresel Kapitalizm ve 21'nci Yüzyıl Fasizmi
Küresel ekonomik kriz ve göçmen haklarına saldırılar, 21’nci yüzyıl fasizm agı içerisinde kol kola geziyor…
Büyüklügü, küresel erisimi, çevresel ve sosyal bozulma ile siddet araçlarının ölçegi göz önünde tutuldugunda, küresel kapitalizm krizinin esi ve benzeri yoktur. Açıkça bir insanlık krizi yasamaktayız. Tehlike hiçbir zaman simdiki kadar büyük olmamıstır. Hayatta kalabilmemiz dahi çok büyük risk altındadır. Ayaklanmalar, belirsizlikler, anlık degisimleri içeren ve tehlikeler ile (varsa tabi) fırsatlarla dolu bir döneme girdik.
Burada küresel kapitalizmin krizini ve (özellikle Birlesik Devletler’deki ) 21’nci yüzyıl fasizmi olarak adlandırdıgım tehlikeyi ve bu krize verilen farklı siyasi tepkileri, asırı-saga odaklanarak, tartısmak istiyorum.
Krizi anlamak için, son dönemlerde yapılanma ve dönüsüm geçiren, kapitalist sistemin analizi gerekir. İçinde oldugumuz an, niteliksel yeni bir ulus-üstü ya da 1970’lere kadar geri giden ve tam anlamıyla ulus-üstü bir sermaye ile ulus-üst bir kapitalist sınıfın (TCC-Transnational Capitalist Class) yükselisiyle tanımlanan dünya kapitalizminin küresel safhasıyla ilgilidir. Ulus-üstü sermaye, ulus-devlet sınırlamalarından kurtulmayı basararak önceki dönemin ötesinde birikim sagladı. Bu birikimi, dünyadaki sınıf ve sosyal erk bagıntısını çıkarına degistirmek ve 1960’lar ile 1970’lerin küresel isyanlarının ardından dünyadaki halk ve isçi sınıfı hareketlerinin gücünü erozyona ugratmak için kullandı.
Gelisen ulus-üstü sermaye; bilgisayarlar ve enformatik gibi yeni teknolojiler, neo-liberal politikalar, (primitif sermaye birikimin devasa yeni bir ayagı, ulus-üstü ve iç göçmenler haline gelen özellikle üçüncü dünya kırsalındaki yüzlerce milyon insanı yurtlarından çıkarıp yerlerinin degistirilmesi gibi) küresel isgücünün seferberligi ve sömürüsünün yeni yaklasımları yoluyla edinilen asırı-birikimle, 1980’ler ve 1990’larda büyük bir büyüme sagladı.
Artık çok daha bütünlesik bir sistemle, küresel kaynaklar ve kurumlar üzerinde sıra dısı ulus-üstü erke ve kontrole sahip basat gruplarla karsı karsıyayız.
Askeri birikim, finansal spekülasyon ve kamu bütçelerinin talanı
1990’ların sonlarından itibaren, sistem kronik bir krize girdi. Keskin sosyal kutuplasma ve artan esitsizlik, asırı-birikim üzerinde derin bir kriz olusmasına yardımcı oldu. Gezegenin zenginliginin az sayıda elde asırı toplanması, büyüyen fakirlik ve çogunlugun mülkünün müsaderesi; Davos’taki 2011 Dünya Ekonomik Forumu katılımcılarının dahi dünya çapındaki fakir ile zengin arasındaki uçurumun, “dünyadaki en ciddi sorun” ve “yeryüzündeki istikrarsızlıgın ve iç savasların hortlatıcısı” oldugunu itiraf etmeye zorladı.
Küresel esitsizlikler ve genis çogunlugun sefaletinin anlamı, ulus-üstü sermayelerin, biriktirdigi muazzam artı-degeri bosaltabilecegi üretken çıkıs noktaları bulamamasıydı. 21’nci yüzyılla beraber, TCC (Ulus-üstü Kapitalist Sınıf), kriz karsısında küresel birikimi sürdürmek ya da kar saglamak için farklı mekanizmalara basvurdu.
Bir tanesi askerilestirilen birikimdi. Savaslar ve müdahaleler, yıkımlar ve yeniden insalarla, sürekli-genisleyen ordu-hapishane-endüstri-güvenlik-finans bileske-yapısına muazzam kar ettiriyordu. Artık Irak ve Afganistan’daki “sıcak savasların” gayet de ötesine geçen küresel bir savas ekonomisi içerisindeyiz.
Örnegin, Birlesik Devletler ya da baska herhangi bir yerde göçmenlere yönelik mücadeleler ve daha genelde sosyal hareketlerin ve savunmasız kesimlerin bastırılması, siyasi amaçlardan bagımsız bir sermaye-birikimi stratejisidir. Göçmenlere yönelik bu savas, ulus-üstü sirketler için asırı derecede karlıdır. Birlesik Devletler’de, özel göçmen hapishane-endüstri bileske-yapısı,
yükselen bir endüstridir. ABD hapishane nüfusu içerisinde en hızlı büyüyen dilim olan yasadısı göçmenler, özel gözaltı merkezlerinde tutulup ABD devletiyle anlasmalı özel sirketlerce sınır dısı edilmektedir.
ABD’deki göçmen gözaltı merkezleri anlasmasına sahip en büyük özel sirket Corrections Corporations Of America(CCA) CEO’su William Andrews’in 2008’deki su açıklaması sürpriz degildir: “Merkezlerimize ve hizmetlerimize ihtiyaç, yaptırım çabalarının gevsetilmesi ya da (göçmenlerin) yasallastırılmasıyla olumsuz etkilenecektir”. CCA ve diger firmaların, Arizona ve diger ABD eyaletlerindeki neo-fasist ve göçmen-karsıtı yasaların ekserisini finanse etmesi de tesadüf degildir.
İkinci mekanizma, kamu bütçelerinin talanı ve yagmasıdır. Ulus-üstü sermaye, finansal gücünü kamu maliyesinin kontrolünü ele geçirmek ve çalısan çogunluk üzerinde daha büyük sosyal esitsizligin ve yoksulluga neden olacak daha fazla tasarrufu dayatmak için kullanır. TCC, yapısal gücünü, müreffeh ve sosyal ücretli devletlerden geriye kalanların parçalanısını hızlandırmak için sarf etti.
Üçüncüsü ise küresel ekonomiyi devasa bir kumarhaneye çeviren dünya çapında finansal spekülasyon çılgınlıgıdır. TCC, emlak, gıda, enerji, diger küresel emtia ve dünya çapındaki bono piyasalarındaki (yani kamu bütçeleri ve devlet maliyesi) spekülasyon ile hedge fonlarından bataklara, alivre alım piyasalarından, ipotekli borç yükümlülüklerine, varlık piramitlerinden saadet zincirlerine kadar akla gelebilecek her çesit “türev” için milyarlarca dolar bosalttı. Küresel mali sistemin çöküsü, sadece bardagı tasıran son damlaydı.
Bu çevrimsel degil yapısal bir krizdir. 1970’lerde ve öncesinde 1930’larda yasadıgımız ve sosyal aracıların/öznelerin krize verdigi tepkiye ve bir sürü bilinmez olasılıga baglı olarak sistemik bir krize dönüsme potansiyeline sahip bir yeniden-yapılanma krizidir. Yeniden-yapılanma krizinin anlamı, krizden çıkısın yegâne yolunun sistemin yeniden yapılanması oldugudur. Sistemik krizde ise sistemdeki bir degisiklik krizi çözer. Kriz anları, bir sistem içerisindeki denge zamanlarından daha fazla kolektif aracılıgın ve olumsallıgın göründügü hızlı sosyal degisim zamanlarıdır.
Krize tepkiler ve Birlesik Devletler’deki Obama’nın Weimar Cumhuriyeti
Kriz karsısında; devletlerin, sosyal ve siyasi erkin farklı tepkileri varmıs gibi görülür. Üç tanesi dikkat çekicidir: Küresel reformculuk, tabandan gelen sol ve halk mücadelelerinin dirilisi; asırı-sag ve 21’nci yüzyıl fasizmi. Her seyden önce, isyan gücüne sahip sol ve sag arasında dünya çapında siyasi bir kutuplasma gibi görünür.
Birlesik Devletler’de neo-fasist isyan oldukça asikârdır. İsyan birkaç on yıl, özellikle Siyahların ve Meksikalıların özgürlük çabaları, üçüncü dünya ülkelerinin diger militan hareketleri, karsı-kültürel akımlar ve militan isçi mücadeleleri gibi, 1960 ve 1970’lerin kitlesel mücadelelerinin beraberinde getirdigi hegemonya krizi karsısında baslayan asırı-sag seferberligine kadar geriye götürülebilir.
Neo-fasist güçler, George W Bush’un hükümeti esnasında yeniden organize oldu. Ancak benim buradaki anlatacaklarım Obama’nın seçilmesiyle baslıyor.
En bastan itibaren Obama projesi, (kitlesel göçmen hak hareketlerinin arttıgı) Bush yıllarındaki bozulma karsısında basat grupların hegemonyayı yeniden tesis etme çabasıydı. Obama’nın seçilmesi, kültürel ve ideolojik seviyede sisteme bir meydan okumaydı ve ABD cumhuriyetinin üzerinde durdugu ırksal/etnik temelleri sarstı. Ancak Obama projesi hiçbir zaman sosyo-ekonomik düzene bir meydan okuma amacı tasımadı. Aksine, Bush’un baskanlıgının son yıllarında sızmaya baslayan yaygın halk direnisi ve kitlesel huzursuzluga karsı pasif bir darbe ile hegemonyayı yeniden düzenleyerek aynı düzeni koruma ve güçlendirme çabası tasıdı.
İtalyan sosyalist Antonio Gramsci, basat grupların tabandaki seferberligin genis-kapsamlı dönüsümüne engel olmak için tepeden inme ılımlı degisiklik getirme çabaları olarak adlandırdıgı pasif darbe kavramını gelistirdi. Pasif devrimin tamamlayıcısı, tabandan liderligin katılımı, basat projeye entegrasyonudur. Mısır, Tunus ve Orta Dogu’daki diger yerler ile Kuzey Amerika’daki basat erk, böylesi pasif bir devrimi uygulamaya çalısmaktadır. Birlesik Devletler’deki göçmen hakları hareketleriyle ilgili olarak, ülkedeki en canlı sosyal hareketlerden olan Latin ılımlı/ana akımın önde gelen liderleri, göçmen tabanı artan devlet baskısından muzdaripken, pasif devrimin klasik bir uyarlaması olarak, Obama ve Demokrat Parti semsiye altına sokuldu.
Obama’nın kampanyası, Birlesik Devletler’de uzun senelerdir görülmeyen degisim için halk istiyakının ve kitlesel seferberligin yayılmasına yardımcı oldu ve kullanılmasını sagladı. Obama projesi, tabandaki fırtınayı sahiplenerek, seçim kampanyasına yönlendirdi ve ardından da Demokrat Parti, etkin sekilde, daha fazla pasif devrimle tabandaki isyanı terhis ederek bu istiyaklara ihanet etti.
Bu baglamda, Obama projesi, tabandan krize verilen halkın ve solun tepkisini zayıflattı ve krize asırı-sag tepkinin, 21’nci yüzyıl fasizmi projesinin, isyanına yer açmıs oldu. Obama yönetimi, bu yönden Weimar cumhuriyetine benziyor. Her ne kadar sosyal demokratlar 1920’lerde ve 1930’ların baslarında Almanya Weimar Cumhuriyeti’nde yönetimdeyse de, krize solcu bir tepki aramak yerine, militan sendikalar, komünistler ve sosyalistleri kenara iterek, 1933’te gücü Nazilere vermeden önce tedricen sermayeyi ve sagı memnun etmeye çalıstı.
Birlesik Devletler’deki 21’nci yüzyıl fasizmi
Fasizm terimini kolayca kullanmıyorum. 21’nci yüzyıl fasizmine dair tanımladıgım bazı anahtar özellikler sunlar:
1. Ulus-üstü sermayenin tepkisel siyasi erkle kaynasması:
Bu kaynasma Bush yılları esnasında gelisiyordu ve McCain-Palin Beyaz Sarayı altında derinlesmis gibi görünüyor. Bu arada, Arizona’nın göçmen karsıtı SB1070 kanunu gibi neo-fasist yasamaların yanında Çay Partisi gibi neo-fasist hareketler, genis ölçüde kurumsal sermaye tarafından finanse ediliyordu. Ulus-ötesi sermaye içerisinde birikimi kolaylastıracak fasist siyasi düzenlemeler pesindeki 3 dilim özellikle dikkat çeliyor. Bunlar; spekülatif finansal sermaye, askeri-endüstri-güvenlik bileske-yapısı ve maden-enerji (özellikle petrol) sektörü.
2. Askerilestirme ve asırı erillik (maskülinizasyon):
Askerilestirilmis birikim Pentagon bütçesini, son 12 senede yüzde 91 oranında artarak, güçlendirirken, üst düzey komuta kademesi giderek siyasallastı ve politika belirlenmesine dâhil oldu.
3. Sosyal gerilimleri ve ikilemleri baska yöne çekmeye ve kaydırmaya yarayacak bir günah keçisi:
Bu baslık göçmenleri özellikle Müslümanları ilgilendiriyor. Güney Yoksulluk Hukuk Merkezi’nin yakınlarda yayınladıgı raporuna göre, “radikalligin üç sınıfı; nefret grupları, yerli asırı gruplar ve vatanseverlik organizasyonları, 2009’da bin 753 gruptan, 2010’da yüzde 22 yükselerek 2 bin 145’e çıktı. 2008-2009 arasında bu yükselis yüzde 40 oranındaydı”.
2010 Yurtiçi Güvenlik Birimi raporunda , “sagcı asırıların, güvenlige dair korkuları sömürerek yeni katılımlar sagladıgı ve ilk Afro-Amerikan baskanın seçilmesinin sagcıların radikallesmesine ve adam kazanmasına özgün itkiler sagladıgı” tespiti yapılıyor. Rapor su sekilde sonlanıyor: “Son 5 yıldır, milis ve beyaz üstünlükçüsü gibi farklı sagcı asırılar, göçmenlik konusunu, eylem çagrısı, hareket noktası ve adam kazanma aracı olarak benimsediler”.
4. Dev bir sosyal taban:
Bu durumda böylesi sosyal bir taban, tarihi olarak ırksal kast ayrıcalıgına sahip ve ABD’ye neo-liberalizmin gelmesiyle, önceki Fordist-Keynesian ulusal kapitalizm zamanlarındaki güvenlik ve istikrarını yitiren, yerdegisime ve hızlı asagı yönlü hareketlige ugrayan beyaz isçi sınıfı dilimleri arasında organize edilir.
5. Irk/kültür üstünlügünü içeren bagnaz milenyum ideolojisi, ideallestirilmis ve efsanevi geçmis ile günah keçilerine karsı ırkçı seferberligi benimser.
21’nci yüzyıl fasizm ideoloji genellikle mantıksızlık üzerinde durur. Güvenligi saglamak ve istikrarın tesisi duygusaldır, mantıki degil. 21’nci yüzyıl fasizm projesi, dogru ve yalan arasında ayrım yapmaz, yapmaya da ihtiyaç duymaz.
6. Karizmatik liderlik:
Her ne kadar Sarah Palin ve Glenn Beck ilk örnekler olarak görülseler de böylesi bir liderlik uzun zamandır Birlesik Devletler’de uzun zamandır yoktur.
Birikim-İstismar-Hariç Tutmanın Fani Çevrimi
21’nci yüzyıl küresel kapitalizmin yeni yapısal boyutlarından biri de, insanlıgın 3’te 1’ini olusturan ve kapitalist ekonomide üretken istirakin dısında kalan ve uçtaki küresel gereksiz nüfusun dramatik genislemesidir. Varoslar gezegeninde bu insanlık kitlesinin sosyal kontrolünü saglama ihtiyacı, neo-fasist projelere güçlü bir itki saglarken, sosyal refahtan sosyal kontrole, aksi ihtimalde “polis devleti” olarak bilinen geçise olanak saglar. Sistem giderek daha da vahsilesir.
Kapitalist küresellesmenin sartları altında, teorik ifadesiyle, devletin karsıt birikim ve mesrulastırma islevleri aynı anda saglanamaz. Ekonomik kriz, basat grupları mesrulastırma sorununu siddetlendirir böylece birikim krize girer, tıpkı simdikinde oldugu gibi, sosyal çatısmalar yaratır ve sarmal siyasi krizler seklinde ortaya çıkar. Özünde devletin, sosyal düzen içindeki “birlestirici faktör” islevi, kapitalist küresellesme ve sermaye birikimi mantıgıyla ya da metalasma hayatın her yönüne sinmesiyle parçalanır, böylece o “birlestiricilik” sürekli daha fazla sosyal kontrol gerektirir.
Yerdegisim ve hariç tutma, 2008’den beri hız kazandı. Sistem, ölümcül sermaye birikim-istismar-hariç tutmanın ölümcül çemberine yakalanan insanlıgın genis dilimlerini terk etti. Sistem, bu fazlalık nüfusu kapsamaya çaba bile göstermez. Bunun yerine, fakiri ve düskünü yasadısı hale getirerek, bazı durumlarda soykırıma varan egilimlerle, onun gerçek ya da potansiyel isyanını etkisizlestirmeye ya da tecride çalısır.
Üretim fazlasına indirgenen ya da asırı-sömürülen isgücü nüfusunun büyük yıgınları arasında mesrulugu temin edecek çabaları terk ederken, bir takım zorlayıcı ihraç mekanizmalarına basvurur: Kitlesel hapsedilmeler ve hapishane-endüstri bileske-yapısı, yaygın polis, alanın yeni yollarla manipülasyonu, asırı baskıcı göçmen-karsıtı yasamalar ve yersiz tüketim ve fantezi yoluyla pasifligi ve bastan çıkarmayı hedefleyen ideolojik kampanyalar.
21’nci yüzyıl fasizmi 20’nci yüzyıl fasizmi gibi görünmeyecek. Diger seylerin yanında, basat grupların alanı yönetme ve manipüle etme yetisi, kitle medyası, iletisim araçları ve sembolik imajlar ile mesajlar üretimi üzerinde emsalsiz kontrol uygulaması, (tıpkı Meksika ya da Kolombiya’da gördügümüz gibi) baskının çok seçici olabilecegi ve aynı zamanda toplama kamplarında “yasal” hapsedilmeyi mümkün kılacak sekilde hukuki olarak organize oldugu anlamına geliyor. Daha da ötesi, seçim sonuçlarını belirleyebilecek ekonomik erk yetisi, 21’nci yüzyıl fasizminin, seçimsel çevrimler ve anayasal düzen içerisinde zorunlu kırılmalar olmadan ortaya çıkmasına imkân tanıyor.
Su anda Birlesik Devletler, fasist olarak nitelendirilemez. Buna ragmen, tüm sartlar ve süreçler mevcuttur ve uç vermektedir. Böylesi bir projenin ardındaki sosyal ve siyasi güçler hızla seferberdir. Daha genel bir ifadeyle böylesi bir siyasi projenin görüntüleri, yakın yıllardaki yaygın Gazze’deki İsrail isgali ve Filistinlilerin etnik temizliginde, göçmen isçilerin suçlu olarak sayılması ve günah keçisi haline getirilmesinde, Birlesik Devletler’deki Çay Partisi hareketinde, Kongo’daki soykırımda, Haiti’nin ABD/BM isgalinde, Avrupa’da dazlakların ve neo-Nazilerin artısında ve artan isgal altındaki Kesmir’deki Hint baskısında görülebilir.
21’nci yüzyıl fasizmini dengelemek için küresel isçi sınıfının esgüdümlü karsı-saldırısı gerekmektedir. Küresel kapitalizm krizinin yegâne çözümü, servetin ve gücün insanlıgın yoksun çogunluguna dogru yeniden dagıtılmasıdır. Böylesi bir yeniden dagıtımı sadece tabandan gelecek ulus-üstü kitlesel mücadeleyle mümkün olabilir.
William I. Robinson * / TIMETURK
*William I Robinson, Santa Barbara California Üniversitesi’nde sosyoloji ve küresel arastırmalar profesörüdür.
Bu makale Oguz Eser tarafından Timeturk.Com için tercüme edilmistir.