
Batı, Terör ve Dil
Usame bin Ladin’i öldüren Amerika basarısını kutlarken Avrupa gölgede kalmıs olmanın buruklugunu yasıyor!
Usame bin Ladin’in öldürüldügü iddiası Batı’da büyük sevinç gösterileriyle karsılandı. Amerika basarısını kutlarken Avrupa gölgede kalmıs olmanın buruklugunu yasıyor. Avrupa-Amerika mukayeseleri yapılıyor. Aynı nüfus yogunluguna ve Amerika’nın içinden geçtigi ekonomik krize ragmen “dünyanın güvenligi” için terörle mücadeleden vazgeçmedigi, buna karsın Avrupa’nın aynı ekonomik zorlukları yasarken Afganistan’dan çekilme hesapları yaptıgı ifade ediliyor. Gelinen noktada Batı’nın terörle savasında yeni bir döneme girip girmeyecegi tartısılıyor.
Bin Ladin aslında Batı’nın Dogu’ya müdahalesinin gerekçesini olusturuyordu. Ortadan kaldırılmıs olması güvenlik konularında Batı’nın frenlenecegi anlamına gelmiyor. Bir gider biri gelir hesabı bin Ladin’in yerini alacak biri mutlaka bulunacaktır. Arap ilkbaharının gasp edilmesinde de aynı durum söz konusu. Devrilelenler devrilmeden önce Batı’nın en yakın müttefikleriyken düstükten sonra en azılı düsmanları oldular. Simdi yerlerine gelecekler konusunda yogun çalısmalar yürütülüyor. Asra uygun bir lifting yapılıp eski düzeni sürdürecek liderler aranıyor. Bunu güçlü finans ve medya destegiyle empoze etmesi hiç de zor degil.
Bin Ladin bir dönem Batı’nın destekledigi isimlerden iken 11 Eylül’den bu yana olumsuz olarak ismi en fazla zikredilenlerin basında geliyordu. İmajı üzerinden olusturulan tehdit algısıyla dünyanın çesitli yerlerine müdahaleler yapıldı. Arap dünyasında ki liderler “teröre karsı verdikleri mücadeleler” sebebiyle desteklendi.
Son on yıldır terör tehdidi adına yasanan müdahalelerin bin Ladin’in ölümüyle sonlanıp sonlanmayacagını görmek için gelecek günleri beklemeye gerek kalmayacak. Batı medyası yerini alabilecek potansiyel adayları konusmaya baladı. En güçlü isim , sag kolu oldugu söylenen ve gelecek günlerde daha sık duyacagımız isimlerin basında gelen Eyman El Zevahiri. Bin Ladin gibi “pazarlanması” noktasında sıkıntı çıkarmayacak bir isim. Geçmiside bin Ladin kadar dolu. Enver Sedat’ın öldürülmesinden sonra tutuklanmasından Afganistan savasına uzunan bir hayat öyküsü. Daha bin Ladin öldürülmeden Ürdün’de yasayan Huzeyfe Azzama dayandırılan (taraflar arasında yasanan rahatsızlıklar gözden kaçırılmamakla birlikte) el-Zavahiri’nin asıl el-kaidenin basında olan adam oldugu ve operasyonları yürüttügünü söylemesi yerini alacak yeni liderin imajını biraz daha güçlendiriyor. Ancak Zevahiri’nin dısında konusulan ikinci bir olasılık daha var: merkezi gücünün dagılması. Bu durumda var olduguna inanılan lokal olusumların bagımsız hareket edecegine inanılıyor. Bu durumda da “teröre karsı verilen savasta” bir durum degisikligi beklenmemeli. Dagılma müdahaleleri merkezden çevreye kaydıracaktır. Bu durum müdahalelerin , Fas’tan Endonezya’ya çok daha genis bir cografyaya yayılmasının önünü açacaktır.
Güvenlik ve terör son on yıldır sık tartısılan konuların basında geliyor. Amerika ve Avrupa kendi iç güvenligini kimi zaman dısarıya müdahale ederek kimi zaman kendi içinde güvenlik önlemlerini artırarak saglıyor. Bin Ladin’in ölümünün ardından Obama’nın olası intikam saldırılarını önlemek için iç güvenligin artırılması bekleniyor. Fransa ve İngiltere olası bir müdahaleye karsı tedbirlerini almaya basladı.
Salı günü İngiliz polisi, İngiltere’nin ve Avrupa’nın en büyük nükleer kompleksi kabul edilen, Sellafield yakınlarında bes süpheliyi tutukladıgını duyurdu. Süphelilerin Bengladesli olması, kabul ettirilmek istenen terörist profiline uygun düstügünden terör polisi tarafından sorgulanıyorlar.
İngiltere bu hadiseden sonra olası bir müdahaleye karsı ülke içinde ve dısında önlemleri artırdıgını duyurdu. Sellafield hadisesi bin Ladin sonrasında da tehdit algısında bir degisikligin yasanmayacagını gösteriyor. Özellikle Batı’da yasayan müslümanlar açısından bir degisiklik olmayacak.
Tehdit algısı 11 Eylül’den bu yana “İslam ve terör” üst basıgında yapılan tartısmalardan besleniyor. Batı medyasının bu süreçte görselligi kullanmak suretiyle islamofobianın yayılmasında önemli bir rol oynadı ve oynamaya devam ediyor. Bin Ladin’in ölümü bu bakıs açısını tersine çeviremeyecektir. Son on yıl içinde İslam karsıtlıgı özellikle popülist, ırkçı ve kısmi olarak muhafazakar partilerin tepkili seçmeni kendine çekmek için kullandıgı bir söyleme dönüstü. Karikatür kirizi, “Fitne” filmi, Kur’an-ı Kerim’e dönük hakaretler, Papa’nın Regensburg konusması, İslam-laiklik tartısmaları…. veya Amerika’da ki Tea Party hareketi bu sürecin ürünleri.
Bin Ladin'in öldürülmesi tehdit algısında yeni bir döneme girilecegi anlamına gelmiyor. Merkezde liderin degismesi veya lokal liderlerin ortaya çıkması hiç birseyi degistirmeyecektir. Terör tehdidi üzerinden olusturulan dil söyle veye böyle Batı ve Dogu’da ki muhaliflere dönük müdahalenin önünü açık tutacak güçlü bir argüman olmaya devam edecektir.
04.05.2011
Sinan Özdemir / Dünya Bülteni