Abd´nin İsrail´e Desteği Sonsuza Dek Sürer Mi?

Abd´nin İsrail´e Desteği Sonsuza Dek Sürer Mi?

ABD'nin İsrail'e Destegi Sonsuza Dek Sürer mi?

İsrail ve ABD arasındaki iliskilerin beklenen sevinenin altında oldugundan kusku yok. Peki bunun nedeni ne?
Bugün Obama'yla Netanyahu arasındaki anlasmazlıgın sebebi, çatısan idealler. Tıpkı tarihte Roosevelt'le Churchill'in arasında oldugu gibi.

srail’in ABD Büyükelçisi Michael Oren, mevcut siyasi karısıklık ortamında ABD’nin Ortadogu’da İsrail’den daha güvenilir dostu olmadıgını iddia ederken haklı. Bölgenin stratejik haritasına bakıldıgında, büyük oranda istikrarsızlık ve belirsizlik görülüyor. Mısır’ı, Suriye’yi ve bes yıl sonra Suudi Arabistan’ı kim yönetecek? ABD güçleri çekilirse Irak’ta neler olacak? Ve İran mevcut liderligi altında yeni bölgesel süpergüç olarak galebe mi çalacak, yoksa rejim degisikligi yasayıp Batı yanlısı kampa geri mi dönecek?
Amerikalı analist veya siyasetçiler, bu sorulara net bir cevap veremese de, İsrail’in demokrasisi, gelismis ekonomisi, güçlü ordusu ve saglam Amerikan yanlısı tavrıyla yerli yerinde duracagından emin olabilirler. Kuskusuz İsrail’in politikalarını uluslararası alanda desteklemek ve onu cömert askeri yardımla ve ileri teknoloji ürünü silahlarla donatmak, size Arap sokaklarında ve Batı Avrupa’da puan kaybettirebilir. Fakat İran’a ve onun Ortadogu’daki masalarına karsı duran tek ciddi odagın, İsrail savunma güçleri oldugu ortada. Degerlerini ileriye tasımak ve kötülerin pesini bırakmamak yönündeki satafatlı sözlerine ragmen Batı, NATO’nun Libya’daki berbat performansının da gösterdigi gibi, mücadele edecek güce de iradeye de sahip degil. Böyle bir ortamda İsrail, eski ABD Dısisleri Bakanı Alexander Haig’in tabiriyle söylersek, hâlâ “dünyadaki en büyük Amerikan uçak gemisi ve batırılması mümkün degil.”
İran’la soguk savas
1950’lerden bu yana İsrail, Batı’nın pan-Arabizm ve pan-İslamizm’le ilgili kaygılarını paylasırken, bir yandan da belli Arap ülkelerinin milliyetçiligini savaslar ve diplomasi yoluyla tesvik ediyor. İsrail, 1956’da Fransa ve Britanya’nın safında, 1967’den 70’e kadar da ABD’nin destegiyle pan-Arabizm’in öncüsü Mısırlı lider Cemal Abdül Nasır’la savastı, fakat onun halefleri olan Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek’le barıs yaptı, zira Sedat ve Mübarek, Mısır’ın çıkarlarının genel Arap veya Müslüman davaların önünde geldigini düsünüyordu. Bugün İsrail ve ABD, pan-İslamizm’in kalesi olan ve eski müttefikleri sahı alasagı eden İran İslam Cumhuriyeti’yle bir ölüm kalım soguk savası içinde.
Filistinlilerle netameli iliskisi dahilinde İsrail, Filistin’i Batı Seria ve Gazze’yle sınırlı tutmayı hedeflerken, genis Filistin diyasporasını ve mültecilerin 1948 öncesi Filistin’e geri dönme talebini görmezden geliyor. Bu politikada da Batı’yla bir ortaklık söz konusu, zira Batı, İran Cumhurbaskanı Mahmud Ahmedinecad’ın modern Nasırcılıgını (Yahudi devletini ortadan kaldırmak ve milyonlarca 1948 mültecisiyle mirasçılarını olmayan kasabalara ve köylere geri getirmek) benimsemek yerine, topragın bölünmesine dayalı iki devletli çözüme destek veriyor.
‘67 isgali ayrıntıdan ibaret’
Velhasıl gerçekçi bir yaklasım, Oren’in İsrail’in ABD için stratejik önemine dair yaptıgı analizle ve İsrail’in kendisini hasım bir Müslüman çevrede Batılı bir ileri karakol olarak tanımlamasıyla paralellik tasıyacak. Fakat Oren, Washington ve Kudüs’te paylasılan ortak dünya görüsünü vurgulamakla yetinmiyor. İsrail’in ABD’nin degerlerini ve kurucu atalarının Siyonist inançlarını yansıttıgını savunuyor. John Adams ve Abraham Lincoln, siyasi Siyonizm’in babası Theodor Herzl’den önce Yahudi devletinin dirilmesini hayal etmisti. ABD’nin İsrail’e desteginin arkasında bu romantik hayaller var.
Oren’e göre İsrail, Ortadogu’daki bir mini-ABD; aynı degerlere ve politikalara sahip. İki müttefik arasındaki bazı anlasmazlıkları kabul ediyor, fakat etkisinin asgari düzeyde oldugunu söylüyor. Oren’in bakısı dahilinde, İsrail’in 1967’de isgal ettigi topraklarda yürüttügü yerlesim faaliyeti ufak bir ayrıntıdan ibaret ve barısa engel olmadıgı gibi, çatısmayı da kızıstırmıyor.
Ne yazık ki Oren, İsrail’in Filistin isgalinin neden oldugu daha derin degerler çatısmasının üzerinden atlıyor, zira isgal, ABD’nin sömürge karsıtı gelenegine aykırı. Hindistan ve Afrika’nın eski Britanyalı ve Fransız muktedirleri gibi İsrail de kendi içinde demokrasisini koruyor, fakat Yesil Hattın öte tarafındaki tebaaları için demokrasi falan tanımıyor – oralarda Yahudi yerlesimciler, Arap komsularından daha üstün haklardan faydalanıyor. Bu adaletsizlik, ABD Baskanı Barack Obama’nın İsrail’in yerlesimlerine ve İsrail Basbakanı Binyamin Netanyahu’nun sagcı hükümetine niye soguk baktıgını açıklıyor.
Oren, anlasmazlıgı ima etmekten de geri durmuyor: “En sıcak dostluklarda bile anlasmazlık yasanır. İkinci Dünya Savası’nda Britanya’yla ABD arasındaki iliski de böyleydi. Modern tarihin en ünlü ittifakı, askeri planlama ve düzenlemelere dair anlasmazlıklarla doluydu.” Gerçekten de Franklin D. Roosevelt ve Winston Churchill, savasın öncelikleri konusunda anlasamıyordu; zira yükselen bir küresel lider ve ekonomik güç odagı, inise geçen ve yenilgiden kılpayı kurtulan müflis bir imparatorluga payandalık yapıyordu.
Aynı anlasmazlık, bugün Obama’yla Netanyahu arasındaki iliskiyi gölgeliyor. Mesele, çatısan idealler. Obama’ya göre İsrail, yasadısı bir sömürgeci girisimi sürdürüyor. Netanyahu’ya göreyse Obama, idealleri Ortadogu’nun gerçekliklerine uymayan naif bir solcu. İsrail lideri, yerlesimlerden vazgeçmenin Batı Seria tepelerini İran kontrolüne terk etmekten baska ise yaramayacagını savunuyor. Bugüne dek bu argüman, iki lideri seleflerinin uzlasmasını tekrarlamaktan alıkoydu: ABD’nin İsrail’i İran’ın nükleer silahlarından koruması karsılıgında, yerlesimlerin olmadıgı bir Batı Seria’da bagımsız Filistin.
Çıkarlar hep baskın gelir
Ne var ki uluslararası iliskilerde çıkarlar ve güç hesapları, degerlere ve ideallere baskın çıkar. Bu nedenle ABD’nin İsrail yerlesimlerine karsıtlıgı genellikle lafta kaldı. ABD-İsrail iliskilerinde iki taraf da stratejik açıdan hayati önem tasıyan meselelerden ötürü digerini idare etti. Bu nedenle ABD, İsrail’in Çin’e silah satmasını yasakladı, fakat Kudüs’ün Ortadogu barıs sürecinde gidisatı belirlemesine göz yumdu. İsgal ve yerlesimlere dair anlasmazlıklara ragmen ABD’nin Batı Seria’yı kontrol eden ve Gazze ablukasını yürüten İsrail savunma güçlerine para ve silah vermesinin sebebi de bu. Bu, İsrail’e yönelik bir ‘çifte standart’ degil: Art arda gelen Amerikan yönetimleri, demokrasiyle alakası olmamasına ve insan haklarını ihlal etmesine ragmen petrol zengini Suudi Arabistan’ı her daim destekledi.
Ortadogu, siyasi istikrarsızlıktan mustarip oldugu ve Batı karsıtı hissiyatı yaydıgı sürece İsrail, ABD desteginin sürecegine güvenebilir. ABD’nin bölgedeki çıkarlarını korumak bakımından güçlü bir İsrail’den daha güvenilir alternatifi yok. Fakat Amerika’nın ittifakı ve desteginin zeminini genisletmek için, İsrail’in de tutumlarını destekçisinin degerlerine uydurması ve kendisini isgalden ve yerlesimlerden arındırması gerek. Neticede mevcut Arap isyanlarından alınacak tek bir ders varsa, o da çıkara dayalı ittifakların kırılganlıgı. Mübarek’e ne olduguna bakmanız yeter.

01.05.2011
ALUF BENN /FP yazarı