Protestanlaştırma Ya Da Genleri Dönüştürme D/Evrimi

Protestanlaştırma Ya Da Genleri Dönüştürme D/Evrimi

Protestanlastırma Ya Da Genleri Dönüstürme D/evrimi

Önceki gün “rejim-yanlıları”nın protestoculara saldırtılmasıyla birlikte Mısır'daki olaylar, yeni ve tehlikeli bir sürece girdi: Ayaklanmaların iç savasa dönüstürülmesi süreci bu.
İç-savas ya da iç-kargasa, halk ayaklanmasının halkın iradesinin ülkenin idaresine vaziyet etmesini mümkün kılacak yolları tıkamak için düsünülen senaryolardan biriydi. Bu senaryonun yalnızca zorba Baas rejimi tarafından düsünüldügünü düsünmek safdillik olur. Böyle bir senaryonun, Amerika'dan ve İsrail'den habersiz gelistirilebilecegini düsünmek biraz zor gibi geliyor bana.
Son yasanan gelismeler, Mısır'daki halk ayaklanmasının kanlı bir sekilde bastırılma ihtimalinin az da olsa var oldugunu gösteriyor. Eger bu ihtimal gerçeklesecek olursa, iste o zaman, Ortadogu'yu çok acı, hüzünlü ve kederli bir gelecegin bekleyecegini söyleyebiliriz.
Peki, halk ayaklanmasının, bir “devrim”e dönüsmesi mümkün mü?
Bence, bu ayaklanmaların gerçek anlamda bir devrim olma ihtimali çok zayıf. Mısır'da ya da diger Arap ülkelerinde gerçek anlamda devrim ancak “İslâmî bir devrim” oldugunda sözkonusu olabilir. Çünkü Mısır'da da, Arap dünyasında da mevcut otarsik, monarsik veya totaliter rejimler, varlıklarını İslâm'a, İslâmî bir hayat ve dünya tasavvurunun hâkim kılınmasına geçit vermemelerine borçlular.
Bu durum, bu ülkelerdeki otoriter, totaliter elitlerin tercihinden ziyade, bizzat Batılıların dayattıgı bir statüko'dur: İster Suudlusu olsun, ister daha katı laikçisi olsun, bu ülkelerdeki lokal elitler, halklarının iradeleriyle “lider” olmus degiller; aksine, bizzat Batılı güçlerin mevcut statükoyu, yani vaziyeti idare etmeleri için bu ülkelerin basına dikilmis “uydu elitler”dir. Kendi ülkelerinin ya da kendi halkalarının çıkarlarını ve geleceklerini degil, güçlerini kendilerine borçlu oldukları Batılı güçlerin küresel ve bölgesel çıkarlarını korumak, kollamak ve yaygınlastırmakla yükümlüler.
Buradan gelmek istedigim ve görmekte zorlandıgımız asıl yakıcı mesele su: Tunus'ta baslayan, Mısır'da doruk noktasına ulasan ve diger ülkelere de hızla yayılma istidadı gösteren “halk ayaklanmaları”nı tetikleyen sey ne?
Özgürlükler talebi mi? Bu ülkelerin halklarının totaliter rejimlerin pençesinde inim inim inlemeleri ve “artık yeter” demeleri mi?
Evet, protestocular baskıcı, totaliter rejimlerden kurtulmak istiyorlar… O yüzden ayaklanıyorlar…
Peki, bu bir “devrim” mi? Devrim olarak görülebilir mi bu?
Bence ortada bir devrim filan yok; devrim olacagı filan da. Totaliter rejimleri devirmek az bir sey degil elbette. Bu firavun rejimleri devrilse bile, bunların yerine ne gelebilecegi, nasıl bir yönetim anlayısının, varolus, yasayıs ve bakıs biçiminin getirilebilecegi de belli: En pespayesinden yoz, taklitçi, soysuz, soyguncu ve ayartıcı bir liberal kültür yerlestirilecek bu ülkelere.
Sonuçta degisen bir sey olmayacak: Yolsuzluklar, yoksunluklar ve yoksulluklar yine devam edecek. Özelde Arap, genelde İslâm dünyası Latinamerikalılastırılacak: Toplumsal yapılar, yine en alttakiler ve en üsttekiler seklinde varlıgını sürdürecek. Tek degisecek sey, ayartıcı postmodern vulger / pespaye, dekadans popüler kültür ve tüketim alıskanlıklarının yaygınlastırılacak olması.
Zaten bu halk ayaklanmalarını tetikleyen sey, gerçekte bu ayartıcı, bütün degerleri çözücü, kültürel bagları koparıcı, kültürel genleri dönüstürücü postmodern popüler, vulger, tüketim kültürünün küresellesme sürecinde Arap ve İslâm dünyasında da “derinlemesine” yaygınlasmıs olmasıdır.
Yani bize devrim gibi görünen veya sunulan sey, aslında tamamlanmakta olan bu kültürel çözülmenin, dekadansın, sefih sekülerlesme biçimlerinin evrimini tamamlama sürecine girmesidir.
Batılıların 1989'dan sonra baslattıkları İslâm'ı Protestanlasma / sekülerlestirme projesi, postmodern, dekadant popüler kültür formları ve tüketim biçimleriyle İslâm dünyasının kültürel genlerini degistirmesine, degim yerindeyse “deri degistirmesine” yol açtı: İslâm, küresel ölçekte seytanlastırılırken, İslâmî söylemler etkinligini, câzibesini yitirdi.
İslâm, bugüne kadar İslâm dünyasının tek vazgeçilmeziydi. Öyle anlasılıyor ki, İslâm vazgeçilebilir bir sey olarak görülmeye baslandı. İslâmî degerlerin degersizlestirilmesi, Müslüman toplumların köksüzlestirilmesi, çözülmesi sürecinin bir hayli sonuç aldıgı gözleniyor. En güçlü oldugu yerlerden biri olan Mısır da bile İslâmî söylem sahipleri, söylemlerine sahip çıkmıyorlarsa, orada devrim degil, genlerin bozulmasına yol açan kültürel bir evrim yasanıyor demektir.
Sanıyorum, tanık oldugumuz sey, devrim degil, iste bu kültürel evrim'dir.

04.02.2011
Yusuf Kaplan/ Yeni Safak