
Yargı Reformuna Karsı Direnis Çagrısı
CHP'li 10 milletvekili yargı reformuna karsı halka direnis çagrısı yaptı.
CHP'li İsa Gök, Atatürk'ün Bursa nutkundan esinlenerek, halkın “bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, adliyesi vardır demeden hemen müdahale etmesini; elle, tasla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini korumasını” istedi.
Atatürk'ün Bursa Nutku'nda bu sözleri söyleyip söylemedigi konusunda rivayet muhtelif. Ama o meseleyi bir yana bırakalım, isterse söylemis olsun. Hukuk devletine sadakat yemini etmis parlamento üyelerinin halkı, polisi ve yargıyı da karsısına alarak, taslı sopalı silahlı direnise çagırması gibi bir garabetle, bir gözü dönmüslükle, bir suça tesvik çagrısıyla karsı karsıyayız.
Peki neye karsı yapılacak bu “taslı, sopalı, silahlı” direnis?
İktidarın islemeyen adalet mekanizmasını isletmek, kilitlenen yüksek yargıdaki kilidi açmak için istinaf mahkemelerini kurmasına, Yargıtay daire sayısını artırmasına, 3000 yeni hakim ve savcı almasına karsı…
Davalar 20-30 yıl sürmesin diye; Türkler'in katilleri, zaman asımından yararlanıp cezasız kalmasın diye; Hizbullahçılar tutukluluk süreleri dolunca tahliye olup kaçmasın diye hazırlanan reform paketine karsı “halk direnisi” öyle mi?
Herhalde, “yenilikçi” CHP'nin içine düstügü zor durumu bundan daha net ortaya koyacak bir tavır bulunamaz.
Hem her agzını açtıgında yargı reformunun gerekliliginden söz edeceksin hem de iktidar reform için kolları sıvayınca halkı reforma karsı direnise çagıracaksın.
Yargıtay'da biriken dosyaların sayısı 1 milyon 800 bini bulacak; “neden birikiyor” diye soranlara “ne yapayım, yetisemiyorum” diyeceksin; sonra ilave daireler kurulmaya kalkısılınca da, “Ben bu dosyaları bir yılda eritirim, yeter ki yeni daire kurmayın” diyeceksin.
Peki eritebilirdin de simdiye kadar niye eritmedin? Neden kanlı katillerin serbest kalmasına, sadece 2010'da 18 bin davanın zaman asımına ugramasına yol açtın?
2009'da istinaf mahkemelerine karsı çıkıp “onun yerine Yargıtay'ın daire sayısı artırılsın” diyeceksin. İki sene sonra da “Yargıtay dairelerinin sayısı artırılmasın, onun yerine istinaf mahkemeleri kurulsun” diye çark edeceksin.
Peki istinaf mahkemelerine 2009'da neden karsıydın da simdi savunuyorsun?
Neden 2009'da Yargıtay'ın daire sayısı artırılsın diyordun da simdi karsı çıkıyorsun?
Cevap açık. Ama onlar bunu açıkça söyleyemezler, biz söyleyelim:
Çünkü “Yargıtay'ın daire sayısı artırılsın” dedikleri tarihte, HSYK'da kendi boruları ötüyordu. Yeni dairelerin kurulusunu ve atanacak hakim ve savcıları kontrollerinde tutabilecekler, böylece yüksek yargıda kurdukları saltanatı sürdürebileceklerdi.
Bugün böyle bir imkanı kaybettikleri için, yeni dairelerin kurulusunu, yeni hakim ve savcıların alınmasını kendi hegemonyalarına karsı bir tehdit olarak görüyor, bu yüzden halka silahlı direnis çagrısı yapacak kadar çılgına dönüyorlar. Ele geçirdikleri mevzileri kaybetmemek için giristikleri kaos planını da “AK Parti'nin yargıyı ele geçirme savasına karsı direnis” olarak göstermeye çalısıyorlar.
Evet, yargı gerçekten de stratejik önemde…
Çünkü askeri vesayetin gerilemesinden, Ergenekon çetelerinin desifre olup etkisizlesmesinden, üniversitelerde kıyımın son bulup çok sesliligin saglanmasından, medya tekelinin kırılmasından ve referandumla Anayasa Mahkemesi'nin ve HSYK'nın üye seçimlerinin demokratiklesmesinden sonra, jakoben elitlerin elinde kalan “son kale” burası.
Bunca yıldır isi gücü bir yana bırakıp yüksek yargıyı vesayetçi rejimin temel diregi olarak kullanacaklarına, her darbede cübbelerini giyip darbecilerden brifing almaya kosacaklarına islerini yapsalardı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde düstügümüz bu utanç verici duruma
düsmezdik. Türkiye AİHM'ye en fazla dava gönderen ülke haline gelmez, AİHM'ye giden davaların yüzde 90'ı bozularak geri dönmezdi ve Türk yargısı Avrupa'nın en kötü, en kalitesiz yargısı damgasını yemezdi.
Simdi de kalkmıs statükoyu koruma direnisi yapıyor; ne çektiyse bu statükodan çekmis olan halkı da yanlarına çagırıyorlar.
Üstüne üstlük Atatürk'ü de bu gerici direnise alet etmeye çalısıyorlar.
29.01.2011
BUGÜN/ GÜLAY GÖKTÜRK