
Çin Avrupa’yı yavas yavas kusatıyor
Çin Cumhurbaskanı’nın Fransa ve Portekiz’den verdigi mesaj çok açık; 'Bizim beklentilerimizi de hesaba katarak adım atın'
ASEM Zirvesi’nin üzerinden bir ay geçmeden Avrupa Çin Basbakanı Wen Jiabao’nun ardından Cumhurbaskanı Hu Jintao’nun gelisini konusuyor. Iktidarlarla sivil toplum kuruluslarının gündemi aynı degil. Hükümetler Çin’in Avrupa’da yatırım yapması için yarısırken insan hakları dernekleri hükümetlerinin Hu Jintao’yu Çin’deki insan hakları ihlalleri sebebiyle uyarılmasını bekliyorlar. Fransa ziyaretinde Dogu Türkistan konulu protesto gösterileriyle karsılastı. Tibet konusu da Dogu Türkistan gibi gündemden düsen konuların arasında. Özellikle Avrupa’yı vuran ekonomik krizden sonra hükümetler bu konuları Brüksel’e yani Komisyona havale etmis görünüyorlar.
Dogu Avrupa’dan Batı Avrupa’ya ; Kuzey Avrupa’dan Güney Avrupa’ya çevre ülkeler üzerinden Avrupa’ya giris yapan Çin sermayesinin Dogu Avrupa’daki giris kapısı Çek Cumhuriyeti, Çin’le İrlanda hükümeti anlasabilirse Irlanda’nın Athlone sehrinden Kuzey Avrupa’ya, Güney Avrupa’da veya Kuzey Akdeniz’de Yunanistan (Pire limanı) ve Italya üzerinden Çin Avrupa’yı yavas yavas kusatıyor.
Özellikle Çek Cumhuriyeti üzerinden her gün 800 ton tekstil giris yapıyor. Bunun bir kısmı ülkede kalırken önemli bir kısmı Avrupa’ya dagılıyor. Çek Cumhuriyeti’nden önce Macaristan üs olarak kullanılıyordu ancak Macaristan gümrükte kdv ödemesini zorunlu hale getirince geçisler Çek Cumhuriyeti’ne kaydı. Ekim ayında Çek polisi paravan sirketler kuran ve gelen tırlara sahte fatura düzenleyen Çinli bir yer altı olusumunu çökertti. Paravan sirketler aracılıgıyla giris yapan ürünler Avrupa’ya dagıldıktan sonra sirketler ortadan kayboluyor. Avrupa Birligi kayıt dısı ekonominin önüne geçmek için kdv sistemini reforme etme kararı aldı ancak fikir ayrılıkları bir karara varmalarını enegelliyor.
Çek Cumhuriyeti gibi Italya’da Çin’den gelen ürünlerle birlikte Çinli firmaların istilası altında. Çinli firmaların ilgisi ürettikleri ucuz ve kalitesiz ürünlerin üzerine « made in Italya » yazabilmelerinden kaynaklanıyor. Çin İtalya’nin moda dünyasındaki imajindan yararlanarak tüketiciyi aldatırken Italya’da tesktil sahasındaki rekabet gücünü her geçen gün yitiriyor . Milano modanın merkezi olarak biliniyor ancak asıl rekabet ve dönüsüm tesktil firmalarının bulundugu Toscana bölgesinde ki Prato sehrinde yasanıyor.
Prato’da çalısan Çinlilerin tamamı aynı bölgeden geliyor (Venzhu). 1989’da sayıları yüzlerle ifade edilirken bu gün kırk bine ulastı. Tabii bunların yanı sıra kaçak yollardan gelen Çinliler de yok degil. Tabii Prato’da 45 bin firma tarafından günlük üretilen bir milyon elbisenin arkasında agır çalısma sartları ve Çin’den gelen kalitesiz kumasın (Italya’da kaliteli kumasın metresi 4,5 avro iken Çin’den getirtilen kumasın fiyatı 0,58 ) yattıgını söylememize gerek yok. 2009’da Italyan ekonomisi büyümezken Prato’da yüzde on üçlük bir büyüme kaydedildi.
Hiç süphe yok ki İtalya tekstil sahasında bir dönüsüm geçiriyor. İtalya’da yasananları « it’s China » dergisinin müdür: 'Napoli’de aynı sartlar altında Milano’daki terziler için çalısan Italyanların durumu bilinirken ve susulurken neden (Prato için) kölelikten söz ediliyor?', diyerek kötü uygulamayı kabul etmis olmuyor tam aksine -sosyal veya isçi hakları olmaksızın- serbest piyasa ekonomisinin geregini hatırlatmıs oluyor. Ekonomik kriz Batı Avrupa’da isçinin isveren karsısındaki güçlü konumunu sarstı. Dogu Avrupa’da çalısma sartları Batı Avrupa’dan farklı. Globallesme döneminde serbest piyasa ekonomisine dahil olan bu devletler isçi hakları konusunda Amerika Birlesik Devletleri’ni örnek alıyorlar.
Çin Cumhurbaskanı’nın Fransa ve Portekiz’den verdigi mesaj çok açık; Avrupa artık Çin’in beklentilerini de hesaba katarak adım atmalı. Özellikle İspanya ve Yunanistan’a herkesin sırtını döndügü bir dönemde Çin, «sahip çıkması» karsılıgında, Avrupalılardan hassas oldugu konularda destek bekliyor.
Çin’in Güney Avrupa’da güçlü bir sekilde giremedigi tek ülke Portekiz idi. Portekiz, Çin’in devlet tahvilleri almak suretiyle Portekiz ekonomisine destek çıkacagı beklentisi içinde. Ancak Çin Cumhurbaskanı bu konuda her hangi bir açıklama yapmadı.
Portekiz’in Çin’e dönük ithalat-ihracat rakamlarına bakıldıgında ekonomik iliskilerinin diger Avrupa devletlerine nazaran önemsenmeyecek düzeyde (2009 rakamlarına göre, ihracat 222 milyon avro ve ithalat 1,1 milyar avro) oldugu görülüyor.
Her iki ülke ticaretlerini 2015 yılına kadar katlama hedefinde anlastı. Ancak Portekizce Konusan Devletler Birligi’nin yılın ilk sekiz ayında Çin’e dönük gerçeklestirdigi 58,5 milyar avroluk ticaret hacmi küçümsenmemeli.
Avrupa’yı vuran ekonomik kriz Çin’in Avrupa’da önünü açtı. Elinde bulundurdugu 2300 milyar dolarlık döviz rezerviyle likidite sorunu yasamıyor ve Avrupa’yı yavas yavas kusatıyor. Baslıca ilgi alanları arasında büyük firmalara ortaklıklar, limanlar ve otoyollar bulunuyor (Avrupa gelecek on yılda özellikle Dogu Avrupa’yı Batı Avrupa’ya baglayan , Almanya-Avusturya üzerinden Türkiye’ye giden yolları elden geçirecek). Bir ay önce Wen Jiabao’nun Yunanistan ziyaretinde ve Cumhurbaskanı Hu Jintao’nun Fransa ziyareti milyarlarca dolarlık antlasmaların imzalanması Çin’in ilgisini gösteriyor. Bu aynı zamanda AB’nin aldıgı ekonomiye iliskin kararlara zamanla etki yapmasına ve Dünya Ticaret Örgütü’nde Çin’in beklentilerinin saglanmasına yardımcı olacaktır. Çin’in zamanla Avrupa’yı kusatması mümkün ama kuklalastıracagını düsünmek yanıltıcı olabilir ne var ki soysal ve isçi hakları noktasında – İtalya örneginde oldugu gibi- yüz elli yılda kazanılan hakların zamanla ortadan kalkacagı çok açık.
11.11.2010
Dünya Bülteni