İran´ın Nükleer Zenginleştirmesine Yaptırım, Peki İsrail´e.. ?

İran´ın Nükleer Zenginleştirmesine Yaptırım, Peki İsrail´e.. ?

Nükleer İsrail ve Nükleer İran

Türkiye ve Brezilya’nın girisimiyle imzalanan Takas Anlasması Batı’yı ve elbette İsrail’i soke etti. Gerçi İsrail “ben size söylemistim” havasında, ancak kimse böyle bir ‘basarı’yı beklemiyordu. Batı baskentlerinde saskınlık ve anlasmaya itirazlar var. Pismis asa su katıldıgı, İran’a agır bir darbe inecekken gelen anlasmanın oyunları bozdugu muhakkak. Amerikalı üst düzey diplomatlar gazetelere isimlerini belirtmeden “bize hiçbir sekilde haber verilmedi” demeçleri veriyorlar.

Belli ki kızgınlıklarının bir nedeni de islerin kendilerinden habersiz yürümüs olması. Oysa ki Türkiye de, Brezilya da anlasmanın tam da ABD’nin talep ettigi bir anlasma oldugunu savunuyorlar. Hatta Lula ve Erdogan Batı’nın bu kadar sasırmasına sasırmıs durumdalar. Tebrik beklerken adeta azar isitiyorlar.

İlk önce Türk tarafında iddia edildi: Obama zamanında Türk tarafını en son anlasma gibi bir takas anlasması için tesvik etmis. Dısisleri Bakanı Davutoglu her türlü bilgilendirmenin yapıldıgını söylüyor. Benzeri bir bilgi de Brezilya kanadından geldi. Amerika basınına yansıyan bilgilere göre Baskan Obama 20 Nisan’da yazdıgı bir mektupta Erdogan ve Lula’ya Obama’nın Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde ifade ettigi durusa paralel bir hareketle İran’la güven arttırıcı önlem kapsamında çaba sarf etmelerine tesekkür etmis. Hatta bu mektupta en son anlasmanın kosullarını isaret eden ifadeler varmıs.

Obama Yönetimi mektubu yalanlamıyor, ancak “bir mektuptaki genel ifadeden hareketle böyle yorumlar yapılmaz” deniyor. Belli ki ABD ne dedigini bilmiyor. Daha dogrusu ABD’nin gerçek niyetini herkes biliyor.

ABD daha basından beri Türkiye’nin İran konusundaki iyi niyetli girisimlerini destekledigini açıkladı. Bu destek açık ve gizli olarak ifade edildi. Zaman zaman Türkiye’nin daha fazla İran karsıtı bir tutum alması gerektigi hatırlatılmıs olsa da ABD hiçbir zaman Türkiye’nin girisimlerine karsı çıkmadı, destek veriyor göründü. Ancak bu destek göstermelikti ve Türkiye’nin ugrasıp ugrasıp yorulacagı varsayımına dayanıyordu. Belli ki Nisan ayındaki mektup da böyle bir düsünce ile yazılmıstı: ABD bir yandan İran konusunda anlasmaya açık taraf izlenimi olusturmaya çalısırken, diger taraftan asıl maksat İran’ın uzlasmazlıgı ve duygusallıgı sayesinde anlasmanın saglanmamasını ve böylece İran’a müdahalenin mesrulastırılmasını temin etmekti. Baska bir deyisle Türkiye’nin ‘sonuçsuz’ girisimleri sayesinde ABD tüm dünyaya İran’ın nasıl uzlasmaz bir devlet oldugunu kanıtlayacak, İran’a müdahale de bundan sonra hak sayılacaktı.

Fakat olmadı… Türkiye ve Brezilya iyi çalıstı, İran en azından bu seferlik oyuna gelmedi. Tahran hem anlasmayı imzaladı, hem de metni Atom Enerjisi Ajansı’na zamanında teslim etti. Böylece 1200 kiloluk uranyumun Türkiye’de takası konusunda İran Batı’nın talep ettigi sekilde yazılı söz vermis oldu.

Kısacası ABD “nasıl olsa basaramazlar” dedikleri bir konuda ummadıkları bir sonuçla karsılastıkları için saskın ve kızgınlar.

İSRAİL NÜKLEER DENİZALTILARI BASRA KÖRFEZİ’NDE

İran tartısıldıkça İsrail’in tuhaf durumu daha bir göze batıyor. İran dünyanın neredeyse tamamı gibi nükleer silahların yayılmasını engellemeyi amaçlayan NPT anlasmasına taraf. Bu nedenle belli sartlara uyması bekleniyor. Fakat bu anlasmaya imza atmayan veya sonradan anlasmadan çekilenler de var. İsrail gibi. İsrail anlasmayı imzalamadıgı için kimse ona bir sey sormuyor, kendisini hesap vermek zorunda da hissetmiyor. Nitekim en son NPT imzacısı 189 ülke İsrail’i anlasmaya katılmaya davet ettiklerinde İsrail Hükümeti “NPT imzacısı olmayan bir ülke olarak İsrail kendisi üzerinde yetkisi bulunmayan bu konferansın aldıgı kararlara uymak zorunda degildir” açıklamasını yaptı. İsrail bir de tutup açıklamayı “iki yüzlü” olmakla suçladı. İsrail’e göre Ortadogu’da nükleerden arındırılmıs bir bölge kurma hedefi bölge gerçekleriyle uymuyor.

İsrail nükleer tartısmalarda hep üste çıkıyor, kendisi temiz İran kirli gibi yapıyor. Oysa ki İran’ın nükleer silah bir yana, nükleer teknolojisi dahi yok. Buna karsın İsrail 1958’den bu yana nükleer bir ülke. O tarihten bu yana uranyum ve plütonyum zenginlestirme tesisleri var. İsrail bu teknoloji Batı’dan gizlice temin etti. İsrail’e yardım edenler arasında bugün İran’a çok sert bir sekilde karsı çıkan Fransa da var. Dimona’daki nükleer tesislerin 300 kadar nükleer baslıgın üretilmesini sagladıgı tahmin ediliyor. Bu da İsrail’i Jane’s’e göre dünyanın en büyük 6. nükleer silahlı gücü yapıyor. İsrail nükleer gücünü Jericho’lar ile uzun mesafelerde kullanma gücüne de sahip. Gelistirilmis Jericho füzelerinin menzilinin 7.800 km’ye kadar uzandıgı belirtiliyor ki bu rakam Avrupa, Asya ve Afrika’yı vurmaya büyük oranda yeterli. Bazı uzmanlar İsrail’in konvansiyonel kullanıma ek olarak nükleer silahlardan mayın gibi oldukça farklı taktik silah alanlarında da yararlandıgını belirtiyorlar.

İsrail bölgede kimsenin nükleer olmasını istemiyor, istiyorki hep tekel kalsın. Bu nedenle en ufak bir girisimde o ülkeye müdahale etmeyi tercih ediyor. Bu baglamda 1981’de Irak’a saldırdı ve nükleer tesis insaatını bombaladı. 2007’de Suriye’ye yaptıgı hava saldırısının da benzeri bir amaçla yapıldıgı iddia ediliyor. İsrail aynısını İran’a da yapmak istiyor, bunun için ABD’den destur istiyor. Ne var ki o izin bir türlü gelmiyor.

En son haberlere göre İsrail’in nükleer füzeler ile donatılmıs Alman yapımı denizaltıları (Adları: Flotilla 7 — Dolphin, Tekuma ve Leviathan) Basra Körfezi’ne açılmıs ve İran sularına yakın yerlerde konuslandırılmıs durumda. Denizaltıların bir yandan İran’ı korkutmayı hedefledigi, diger taraftan ise İran hakkında istihbarat topladıgı belirtiliyor. Bir diger misyon da MOSSAD ajanlarını körfeze çıkarmak.

İlginç degil mi? İsrail’e sessiz kalan dünya İran’a aslan kesiliyor. İsrail pervasızca nükleer silahlara sahipken bir de tutup bu silahları Basra Körfezi’ne, hatta dünyanın gözünün içine sokuyor. Aynı İsrail kendisinden NPT anlasmasına taraf olması talep edildiginde bu çagrıyı “ikiyüzlülük” ile suçlayabiliyor.

Sedat Laçiner
30 Mayıs 2010, Pazar
[email protected]