Haydut Devlete Karşı İnsan

Haydut Devlete Karşı İnsan

İsrail devletinin isledigi insanlık suçuna karsı mücadeleyi insan odaklı ve küresel ölçekte vermeliyiz

E. FUAT KEYMAN

İsrail’in haydut-korsan devlete dönüsmüs devlet yönetiminin Gazze’ye insani yardım tasıyan gemilerdeki insan hakları savunucularına karsı yapılan kanlı saldırıyla ilgili en etkili yazılardan birini İskender Pala yazdı (Zaman, 1 Haziran 2010). Pala yazısında, “Kaldır basını topraktan ey İsrail, agla ve çocuklarından utan” diyor ve “Kaldır basını ve vahset karsısında gözleri ve kalpleri kör olan çocuklarına bir bak!.. Sen ki Rahman olanın ‘Muhsin’ elçisi iken, senin adına hükümet ederek senin temiz adını kirletenler, bu vahset genlerini senden almıs olamazlar.” Pala güzel yazısını su güçlü seslenisle bitiriyor: “Ey İsrail!!.. Biz seni çok seviyoruz. Lakin bazı çocuklarından sikayetçiyiz. Hani Yusuf ile Bünyamin’e bile insanlık dısı muameleleri reva gören çocuklarından… Simdi dünyanın gözü önünde senin adını kirletenlerdir onlar ve yeryüzünde senin adını kirletmeye vahsice devam ettikleri sürece de sikayetçi olmaya devam edecegiz. Bütün dünya da sikayetçi olacak hatta! O halde kaldır basını topraktan ey İsrail.”

Güvenlik odaklı İsrail

Eger İsrail topraktan basını kaldırmayı basarabilirse, o zaman görecektir ki, kendi varlıgını koruma adına gelistirdigi salt güvenlik odaklı devlet düsüncesi, bugün bir “haydut devlet”e, bir “korsan devlet”e dönüstü. Önce Lübnan’da yasanan insan trajedisi, sonra Gazze’de çoluk çocuk demeden öldürülen insanlar, okul hastane demeden saldırılan binalar, simdi de insani yardım amaçlı, silahsız ve korumasız gemilere yapılan vahsice saldırılar, öldürülen ve yaralanan insanlar, yok edilmesi gereken düsmana indirgenmis farklı dinlerden, ülkelerden, siyasi görüslerden gelen insan hakları savunucusu hayırseverler… Tüm bu süreçler, gözü dönmüs ve haydut devlet kavramıyla kendini özdeslestirmis bir İsrail devleti gerçegini ortaya koyuyor.

Basbakan Erdogan’ın vurguladıgı gibi, artık “varlıgımı korumak zorundayım söylemi” ve bu söylem içinde mesrulastırılmaya çalısılan insan trajedileri, saldırılar, yok etmeler, “kabul edilemez bir yalana” dönüstü. Salt güvenlik odaklı devlet düsüncesinin sürdürülmesi, artık olanaksızdır. Böyle bir devlet düsüncesiyle insanlara, sivillere, çocuklara, komsularına, bölgesine, dünyaya bakan bir devlet yönetim tarzı, isledigi ve islemeye devam ettigi “insanlıga karsı suçlar”la, kendisini küresel ölçekte bir “güvenlik riski ve güvenlik tehdidi”ne dönüstürdü. Ve bu devlet düsüncesi, küresel ölçekte bir tepki ve nefreti tetiklerken, her seyden önce “İsrail halkına” çok büyük zarar veriyor. İsrail devletinin yas, cins, vb. hiçbir ayrım yapmadan giristigi insan hakları ihlalleri, saldırı ve insan trajedileri, kabul edilemez bir boyuta ulastı ve artık bu devlet düsüncesinin uluslararası toplumda hiçbir mesruiyeti kalmadı. Farklı milletlerden, dinlerden, görüslerden insan hakları savunucularına ve hayırseverlere yapılan bu saldırıya karsı, basta İsrail halkı basını topraktan kaldırıp uluslararası toplumla birlikte çok net bir “DUR” demeli ve bu vahseti yapan devlet yöneticilerini yargılamalıdır.

Türkiye ne yapmalı?

İsrail devletinin mesruiyeti artık uluslararası sistemde bitti. İsrail devletinin yarattıgı insan trajedilerini kabul ya da gözardı etmek mümkün degil. Bu devlet düsüncesi bu sekliyle devam edemez, devam ettirilemez. İsrail devletinin haydut-korsan devlet olma döneminin artık bitmesi gerek. Dısisleri Bakanı Davutoglu’nun, Türkiye’nin çagrısı üzerine acil olarak toplanan BM Güvenlik Konseyi’nde yaptıgı konusma da bu gerçegi ortaya koyuyor: “Bu durum, haydutlukla ve korsanlıkla esdeger… devlet tarafından islenen bir cinayet… bunun hiçbir mazereti yoktur… bu yola yönelmis bir ulus-devlet uluslararası camianın saygın üyesi olarak mesruiyetini kaybetmistir”. Davutoglu’nun bu etkili konusması sonucunu verdi, Güvenlik Konseyi İsrail’i “kınama” kararı aldı.

Davutoglu’nun konusması üç önemli noktayı isaret ediyor: Birincisi, yukarıda vurguladıgım gibi, İsrail halkı degil, İsrail devleti bu vahsetten sorumludur. İkincisi İsrail devleti, salt güvenlik eksenli ve siyaseti dost-düsman iliskisine indirgeyen tavrı ve tutumuyla “uluslararası mesruiyeti kalmayan bir haydut-korsan devlete” dönüstü. Ve üçüncüsü, bu devletin yarattıgı vahset boyutlarındaki insanlıga karsı suçlara ve trajedilere karsı, ulus-devlet düzeyinde degil, uluslararası toplum ve kurumlar düzeyinde mücadele edilmeli. Diger bir deyisle, İsrail devletinin yarattıgı vahset bir İsrail-Türkiye sorunu degil, aksine küresel ve uluslararası toplumu ilgilendiren, uluslararası dayanısma ve isbirligi içinde yanıtlanması gereken bir insanlık sorundur.

Türkiye, İsrail devletinin uygulamalarına karsı tepkisini, uluslararası düzeyde, uluslararası kurumlar, uluslararası ittifaklar ve isbirligi yoluyla vermeli. İsrail devletinin bir haydut-korsan devlete dönüsme sorunu uluslararası toplumda ne kadar tartısılırsa ve küresel düzeyde ne kadar güvenlik riski olarak görülürse, bu soruna güçlü ve etkili çözüm gelistirmek o kadar olanaklı olur. Türkiye bu soruna insani düzey ile küresel düzeyi birlestirerek, uluslararası toplumun destegini alarak ve uluslararası kurumları ve ittifakları harekete geçirerek yaklasmalı. Süphesiz ki, sorunu küresel ölçege tasımak, Türkiye’de bu soruna karsı en sert kitlesel tepkinin demokratik yollardan verilmesini de içeriyor. Bugün kimliksel, siyasi, ideolojik farklılıklarımızı bir tarafa bırakarak, “hepimiz Türkiyeliyiz ve İsrail devletinin yarattıgı teröre ve insan trajedilerine karsı çıkıyoruz” demeliyiz.

İsrail halkını, insani düzeyde ve ahlaki benlik ekseninde, bu vahseti durdurmak için, küresel dayanısmaya davet etmeliyiz. Kendi ülkemizde yasayan Yahudi kökenli vatandaslarımızla birlikte, onların güvenligini ve yarına güvenle bakmalarını saglayacak bir söylem ve yaklasımla, Türkiye basta olmak üzere, İsrail devletinin haydut-korsan devlet uygulamalarına küresel ölçekte karsı çıkmalıyız. Kendi ülkesinde farklı kökenden gelen vatandaslarıyla iliskilerinde “esit vatandaslık ve ortak hareket etme ilkelerini” benimsemis bir Türkiye, basarılı olacaktır.

İsrail devleti, isledigi insanlıga karsı suçu ve suçları, Türkiye-İsrail iliskisine indirgeyerek ve Türkiye’yi İslamlasan bir ülke olarak tanımlayarak maskelemeye çalısacaktır. Bunda hiç süphe yok. Ama, bu yalana ve maskelemeye kanmamalıyız. Bu maskelemeye karsı net durusumuzu da, İsrail devleti ve İsrail halkı arasına kesin bir ayrım çizgisi çizerek, ülkemizdeki Yahudi vatandaslarımızın bu çok sorunlu ortamda kendilerini güvenli hissetmelerini saglayarak ve İsrail devletinin isledigi insanlık suçuna karsı mücadeleyi insan odaklı ve küresel ölçekte yaparak göstermeliyiz.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.

Kaynak : Radikal 2

06/06/2010