İslam Hakları Yok, İnsan Hakları Var

İslam Hakları Yok, İnsan Hakları Var

Baskın Oran

Bizzat ABD’nin, hoslanmadıgı ülkeler için icat ettigi bir terim var: Haydut Devlet (rogue state). İsrail’in devlet terörü, silahsız sivilleri bu sefer de uluslararası sularda katletti. Tam bir Jüdeo-fasizm, tam bir “Deniz Haydutlugu” olayıdır.

Büyükelçi konutunun önündeki protestoda mikrofon uzattılar. Söyle dedim: “Sözüm, konutta oturanlaradır. Sayın Büyükelçilik Mensupları. İsrail devleti, Filistinlilere bunları yapacak en son devlet olmalıydı. Çünkü 1948’de, Nazi mezalimine ugramıs insanlar tarafından kuruldu, simdi Filistinlilere ve onlar için konusanlara mezalim yapıyor. Bu inanılacak sey degil. Ama belki de tıpta izahı var: Küçük erkek çocuklara tasallut edenlerin geçmisleri arastırıldıgında, kendi çocukluklarında tasalluta ugramıs insanlar çıkıyor karsımıza. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.”

Bosna’ya benziyor ama…

Türkiye’nin Filistin politikası, 90’lardaki Bosna politikasını çagrıstırıyor: Dogrudan menfaati olmadıgı bir konuda çok aktif tutum izlemis, mazlum Bosnakların yanında olmus, dünyada ciddi puan toplamıs, hiçbir zarara da ugramamıstı. Yalnız, simdi birtakım farklar var:

Rakip farklı. O tarihlerde gücü çok daha az olan Türkiye, Sırbistan’la (ve azıcık da Yunanistan’la) sürtüsmüstü. Ama ABD politikasıyla çok uyumlu bir konumdaydı. Simdi ABD destekli ve rezil derecede saldırgan nükleer güç İsrail’le çatısıyor. Sırbistan Türkiye’ye hiçbir sey yapamazdı, yapamadı. Oysa son olay AKP politikasının (mesela, “Van Minüt”ün) intikamı. Dıs politika, Mazhar-Fuat-Özkan’ın “Asabiyim ben”ini kaldırmıyor; sakin düsünmek lazım.

Boyut farklı. Türk dıs politikası, bir Stratejik Ortaboy Devlet’in sınırlarını asma egilimi gösteriyor. Bu devlet türü bölgesel planda çok etkili olabilir, ama evrensel aktörlerle rekabet/mücadele edemez. İsrail tamam; ama ‘ABD’nin gözdesi’yle çatısınca is evrensele kayıyor. Orta siklet, orta siklette güresir.

Uluslararası ortam farklı. Çok boyutlu bir farklılık bu.

A) 90’larda, uluslararası oydasmaya (ve Türkiye’ye) büyük önem veren Clinton iktidardaydı. Simdi de Obama Türkiye’yi çok önemsiyor ama, kendisi zayıf. Bush döneminin neo-conlarını daha temizleyemedi. “Obama-con” bürokrasi, İran konusunda Baskan’ın Türkiye ve Brezilya’ya 2,5 sayfalık destek mektubunu görmezden gelebiliyor. “Tek bir mektup ya da görüsme, tüm görüsmeleri ya da ortak anlayısı yansıtamaz” diyebiliyor (Radikal, 29.05.10).

B) Devletler enerji konusunda birbirinin gözünü oymaya basladı. 90’lardaki özgüveni kalmayan ABD, nükleer tekeli sürdürmeye kararlı diger kulüp mensuplarının açık (AB) veya kapalı (Rusya, Çin) destegini almıs vaziyette. Bu, Stratejik Ortaboy Devlet için biraz fazla ‘disli’ bir cephe.

C) Türkiye, Rusya’ya biraz fazla yaklasmıs izlenimi veriyor ve bu ABD’yi korkutuyor. Bu ülkeye dogalgaz bagımlılıgı yüzde 70 iken, ihalesiz olarak ve mülkiyeti-yönetimi verilerek bir de nükleer santral ısmarlıyor. Bunlar, “eksen kayması” izlenimlerini azdıracak ve Batı’yı ürkütecek gelismeler.  Güçlü olanın korkutması etkilidir, pek güçlü olmayanın korkutması kendisi için risklidir.

Böyle bir ortamda Erdogan gücünün ötesinde konusuyor: “Bu isin pesini bırakmayacagız”. Çok onurlu bir tutum ama, kaç kisiyle? Dikkat ettiyseniz, bu kadar açık bir rezalete ragmen herkesler arazi oluverdi; klasik “kınama”dan öte bir uluslararası tepki yok. Çünkü, Can (Dündar) da mükemmelen yazdı, dünya kamuoyu İsrail’e karsı çıkmayı İslamcılık olarak alıyor (Milliyet, 01.06.10) ve İsrail’in üzerine fazla gitmiyor. Nitekim, söyledigim protestoda dindarlar ezici çogunluktaydı. Sürekli tekbir getirildi. Tabii, bu, rezil 12 Eylül fasizminin Sol’u ezmis olmasının rezil sonucu ama, netice itibariyle olay böyle.

Bu arka-planla?

Türkiye’nin politikası çok onurlu. Hemen sonuç vermeyebilir ama bir ‘kredi birikimi’ yaptıgı kesin. Yalnız, Stratejik Ortaboy Devletin Arka-Plan’ının, yani dıs politikayı besleyen iç ortamın (bkz. Türk Dıs Politikası, Cilt I, İletisim Y., s. 29-45) balçık olmaması sartıyla. Yoksa, ‘kredi’ biriktirirken, ‘nakit’ sıkıntısı fena sıkbogaz edebilir. Türk iç politikası, Türk dıs politikasının ayagını kaydıracak kadar zayıf:

1) G-20’ye falan dahil olmak iyi de, ekonominin fevkalade kırılgan oldugu herkesin malumu. Askerî bir “haddini bildirme” ise düsünülemez bile.

2) Davutoglu’nun “Sıfır Problem”i önce Ermenistan protokolleriyle yara aldı, simdi de Erdogan’ın sert ama bos sözleriyle berhava oluyor: “Türkiye’nin dostlugu ne kadar kıymetliyse, düsmanlıgı da o kadar siddetlidir”. Duyan da Türkiye’yi süper güç sanacak. Arınç da konusuyor: “Bu eylem TCK’ya göre suçtur, savcılıga gereken talimat verilmistir”. Duyan da Türkiye’ye gelecek İsrail basbakanları tutuklanacak sanacak.

İktidar böyle; ana muhalefet CHP? “Umudumuz Kılıçdaroglu” kendi etno-dinsel kökenini inkârla, kendini “seyit” saymakla ve Kürt meselesini “ekonomik” ilan etmekle mesgul (S. Yalçın, Hürriyet, 23.05.10). Yeni Genel Sekreter sanki Baykal tarafından atanmıs. MYK’ya gelince: Lozan md. 39/4’teki hakların sahibi olarak “Herhangi bir TC vatandası” yazılmısken, bunu “Gayrimüslim TC vatandasları” diye anlayacak kadar ulusalcı bir “hukukçu” olan Prof. Süheyl Batum MYK üyesi. Meshur Kamer Genç de yuvaya döndü. İkisi de CHP’ye meheldir.

D. Bahçeli tepki gösteriyor: “Askerî isbirligini iptal edelim!” O zaman pilotsuz Heronları da iade edelim ve bir daha almayalım, var mısınız? Simdi bir de son PKK saldırısının İsrail’ce tezgahlandıgı ima ediliyor. Dogrusu, “en büyük gazete” o rezil sürmanseti bir daha atmalı simdi: “Kansızlar!”

3) İsrail’in yaptıgına haklı olarak devlet terörü diyoruz ama, “Siz, JİTEM’inizin yaptıgı devlet terörüne bakın önce!” derlerse ne diyecegiz? Haklı olarak Filistin’in isgalinden bahsediyoruz ama, “K. Kıbrıs’taki 30.000 askeriniz ne oluyor?” diyenlere ne cevap verecegiz? “Oradaki Türkleri Rumlardan korumak için bulunduruyoruz” mu diyecegiz? Simdi, özür dilenmesini istedik. “Ermeni soykırımı özrünüz?” cevabı gelmeyecek mi? Biz görmüyoruz ama baskaları görüyor gözümüzdeki Kürt, Ermeni, Kıbrıs merteklerini.

Akılda kalması gerekenler

1) İsrail devletini iki unsur kurmustur:

a) Nazilerin 1933-45 arası Yahudilere uyguladıgı soykırım;
b) Yahudilerin 1937-48 arası Filistin’de uyguladıgı terör. Son olay, bu iki unsura da uygundur. Fakat, diyalektik icabı, İsrail’in kronik azgınlıgı bu son azgınlık sayesinde dizginlenebilir. Eger Obama bürokrasisine söz geçirebilir ve bu durumdan yararlanabilirse.

2) Ben bir insanı/grubu, onun kendini düsündügünden fazla düsünüyorsam, o iste bir tuhaflık var demektir. Filistin Yönetimi bile Gazze’yi Türkiye kadar düsünmemektedir. Çünkü Hamas’ın Gazze’deki 21.000 kisilik üniversiteye bası açık ve makyajlı kızları sokmaması gibi durumlar (Deutsche Welle, 11.01.10) Filistin davasına zarar vermektedir. Bu, Türkiye’nin basını da derde sokabilir. İslam hakları olmaz; insan hakları olur.

3) Türk dıs politikası, dısarıda Ermeni ve Kıbrıs, içeride Kürt sorunlarını suhuletle halletmeden çok fazla açılmasa iyi olur. Bu zombileri topraga vermeden Türkiye’ye nefes bile aldırmazlar.

06/06/2010

Kaynak : Radikal 2