
Çocuk istismarı; çocugun saglıgını, fizik gelisimini, psikososyal gelisimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kisi veya kisiler tarafından zarar verici, kaza dısı ve önlenebilir bir davranısa maruz kalmasıdır.
A) ÇOCUK İSTİSMARI KAVRAMI
Çocuk istismarı; çocugun saglıgını, fizik gelisimini, psikososyal gelisimini olumsuz yönde etkileyen, kendisine bakmakla yükümlü kisi veya kisiler tarafından zarar verici, kaza dısı ve önlenebilir bir davranısa maruz kalmasıdır. Davranısın, çocuk tarafından istismar olarak algılanması veya yetiskin tarafından bilinçli olarak yapılması sart degildir.
Çocuk istismarının iki degiskene baglı oldugu söylenebilir: Birincisi, hangi tutum ve davranısların istismar olarak kabul edilecegi zaman içinde degisiklik gösterir. Bundan 50 yıl önce normal kabul edilen bir davranısın, bugün olması gereken davranısın dısında kalıyor olması, çocuk istismarında önemli bir boyut olusturmaktadır. İkincisi ise, istismar kavramı kültürler arası farklılıklar gösterir. Bir kültürde çocuga vurmak bir egitim aracı olarak görülürken, diger bir toplumda bu hareket, istismar olarak görülebilir. Çocuk bakımı kültürden kültüre farklılık gösterdigi için, burada her ülkenin kendine ait gelenekleri, deger yargıları, dolayısı ile kanunları ön plana çıkmaktadır. Fakat yine de bazı ortak noktalar, örnegin çocugun bir yetiskin tarafından öldüresiye dövülmesi ya da cinsel tacize ugraması, dünyanın her ülkesinde “istismar” olarak kabul edilir. Çocuk istismarı daha fazla alt baslıga ayrılabilse de, temel olarak fiziksel, cinsel, duygusal, ekonomik olarak dört sekilde sınıflandırılabilir.
1) Fiziksel istismar
Fiziksel istismar, “çocugun bakımıyla ilgilenen kisinin, çocugun saglıgını olumsuz yönde etkileyen veya vücutta iz bırakan yaralanmalar olusturması”dır. Belirlenmesi en kolay istismar tipi olan fiziksel istismar, duygusal istismarla birlikte en sık görülen istismar çesididir. Genellikle disiplin ve cezalandırma amacıyla “tokat, yumruk, tekme, sarsma, çimdikleme, fırlatma ve düsürme” seklinde olup, bazen de “kemer, kayıs, herhangi bir ev esyası (tava, vb.), hortum, sigara, ütü, sıcak su ve sıcak yiyeceklerin” araç olarak kullanıldıgı siddeti içerebilir.
En yaygın ölüm nedeni, çocugun aldıgı darbeler sonucu kafa travması geçirmesidir. Fiziksel istismara ugrama riskinin, her iki cinsiyet için esit olsa da, az bir farkla erkek çocuklar için daha fazla oldugu dikkat çekmektedir. Sıklıkla bebeklik ve ilk çocuklukta görülür ve ergenlik döneminde azalma egilimindedir. Hem anne hem de baba eylemin içinde olmasına ragmen, istismarcı genellikle annedir.
a) Sarsılmıs bebek sendromu (SBS): Çocuk istismarındaki önemli tanılardan biri olup, yetiskin tarafından kasıtlı olarak tutulup sarsılması sonucu beyinde meydana gelen kanamanın çogu kez bebegin ölümüne sebebiyet vermesidir.
Fiziksel istismar için risk faktörleri: Risk, bir olayın ortaya çıkma olasılıgıdır. Risk degerlendirmesi de gelecege yönelik bir yordama olup, gözlenebilen bir sey olmaktan çok, risk etmenlerinin varlıgından ya da yoklugundan çıkarılabilir. Fiziksel istismar için risk tasıyabilecek faktörler söyle sıralanabilir:
Yas: İstismar en yüksek oranla dogumdan sonra ve 2 yasın altında görülür. Ebeveynin yeni dogan bebekle nasıl bas edecegini bilememesi ve çocugun maruz kaldıgı istismarı baskalarına anlatamayacak denli küçük olusu, bu yasta görülmesinin temel sebebi kabul edilir. 4–14 yas arasında ise en çok 7 yasta (okula baslama çagında) görülmektedir.
Cinsiyet: Amerika’da, 12-17 yas arası ergenlik çagında magdurlar genelde kız çocukları iken, 12 yas altında ise magdurlar daha çok erkek çocuklarıdır. Ülkemizde ise kız çocuklarına kırsal kesimlerde daha fazla sorumluluk verildigi için daha fazla fiziksel istismara ugramaktadırlar.
Prematüre veya düsük kilolu dogum: Normal çocukların üç katı oranda istismar edilirler. Fiziksel olarak çekiciliklerinin az olması ve sık aglamaları temel sebeptir.
Annenin yası: 20 yasın altı ve 50 yasın üstü anneler, çocuklarını daha sık istismar etmektedirler.
Hiperaktivite, annenin dogumdan sonra 24 saatten fazla çocuktan ayrı kalması, dogum sırası, çok çocuk, dogumlar arası bosluk, çocuktaki zihinsel ya da fiziksel özür, güç dogum, çocuktaki kötü fiziksel görünüm, çocugun asırı aglaması ve kronik hastalıga sahip olması da diger sebeplerdendir.
2) Cinsel istismar
Cinsel istismar, rıza yasının altındaki bir çocukla bir eriskin arasındaki temas ya da iliskinin, eriskinin cinsel uyarımına ya da doyumuna yol açması ya da bu duruma göz yumulmasıdır. Bir çocugun bir baska çocuk üstüne belirgin bir gücü veya kontrolü söz konusuysa ya da bariz bir yas farkı varsa -en az 5 yas- yine cinsel istismar olarak kabul edilir. “Cinsel içerikli konusma, teshir, röntgencilik” gibi temas içermeyen türlerden, “cinsel amaçlı dokunma ve cinsel iliski” gibi temas içeren türlere kadar uzanan bir yelpazede görülen cinsel eylemlerdir.
Arastırmalar sonucu olusturulan istatistiklere göre; kız çocukları erkek çocuklara oranla daha fazla cinsel istismara ugramakta olup, olguların %85-95’inde istismarcı erkektir. İstismar, eger aile içindeyse baba ya da üvey baba tarafından yapılmakta; aile dısından biriyse, özellikle okul ya da evde sorunları olan ya da bir hastalık nedeniyle sarsıntı geçiren çocukları seçen ve kendi de genellikle cinsel istismara maruz kalmıs kisilerdir. Son yıllarda yaygınlasan internet kullanımı, istismarcıların çocukları tespit etme ve iliski kurmalarında baslıca araç olmustur. Bununla beraber, özellikle cinsel istismarın büyük bir kısmı, çesitli sebeplerle gizlenir ya da ortaya çıkmamasından dolayı karanlık sayılar olarak kalır.
3) Duygusal istismar
Duygusal istismar; çocukların anne, baba ya da kendilerine bakmakla yükümlü olan kisiler tarafından, onları olumsuz yönde etkileyecek davranıslara maruz kalmaları ve gelisimlerinde ihtiyaç duydukları sevgi ve ilgiden mahrum bırakılmaları sonucu psikolojik hasar yasamalarıdır. Reddetme, tek basına bırakma, yıldırma, duygusal tepki vermeyi reddetme, asagılama, kendi çıkarına kullanma, vaktinden önce yetiskin rolü verme seklinde ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra sık elestirme, kardesler arasında ayırım yapma, küçük düsürme, önemsememe, alaylı konusma, lakap takma, asırı baskı kurma, kararlarına saygı duymama da sistemli yapıldıgı takdirde, duygusal istismardır.
Duygusal istismara maruz kalan çocuklarda bu durumun sonucu olarak, altını ıslatma (enüresis), kakayı kaçırma (enkopresis), istahsızlık, yalan söyleme, hırsızlık, bagımlılık, basarısızlık, duygusal açıdan tutarsızlık ve uyumsuzluk, organik nedeni olmayan büyüme geriligi, depresyon, güvensizlik, içe dönüklük, intihar, saldırganlık, cinayet, olumsuz benlik kavramı ve düsük benlik saygısı görülebilir.
Risk faktörleri: Yoksulluk, issizlik, suçluluk, olumsuz fizik kosullar, erken yasta annelik, dogum sonrası çocuk ile anne arasında sıcak bagın kurulamaması, bozuk iletisim, olgunlasmama, genis aileler, ebeveynlerdeki psikolojik problemler risk faktörlerinin baslıcalarıdır. Anne babanın kisiliklerinin tutarlılık göstermedigi, bakımlarının kontrole dayandıgı, düsmanca tavırların oldugu ve sefkat içermedigi ailelerde rastlanır. Gergin, sinirli ve düsük bir özsaygısı olan annelerin, yeni dogan çocuklarına ilgi göstermedigi, çocugu yatıstırmada etkili olmadıgı ve çocuktan gelen isaretlere cevap verme seklinde bir etkilesim gerçeklestirmedigi belirlenmistir.
4) Ekonomik istismar
a) Çocukların kaçırılması: Kandırma, yalan; güç kullanarak, bir borcu sebep göstererek ya da korkutarak taciz ve cinsel sömürü amaçlı, zorla fuhus ya da baska kölelik biçimli hayat için, çocugun yerinin degistirilmesidir. Günümüzde çocukların kaçırılması, ilerleyen iletisim teknolojileriyle devletler üstü bir boyut kazanmıstır. Ülke sınırları içinde kaçırma, kırsal alandan kentlere, turistik yerlere, askeri üslere ya da büyük insaat alanlarına dogru yapılmaktadır.
Sınır dısına kaçırma ise, ana ülke (çocuk yasal olmayan yollarla buradan kaçırılır), hedef ülke (gidilmek istenen yer) ve geçis ülkeleri olmak üzere üç ülkeyi içerir. Ülke dısına kaçırılan ve “kurtarılan” çocuklar ise, ülkelerine döndüklerinde fuhus yaptıkları ve daha sonra ülkelerine yasal olmayan yollarla geri geldikleri için suçlu sayılırlar.
b) Çocuk isçiligi/ çalıstırılması
Çocugun gelisimini engelleyici, haklarını ihlal edici islerde ya da düsük ücretlerle is gücü olarak çalıstırılmasıdır. 2002 tahminlerine göre, Türkiye’de 6-14 yas arası çocukların %4,2’si ve 15-17 yas arası çocukların %28’i çalısmaktadır. Türkiye’de en az 42.000 çocugun sokaklarda yasadıgı ya da çalıstıgı tahmin edilmektedir; ancak gayriresmi rakamlar 80.000’e kadar çıkmaktadır. Bu çocukların büyük çogunlugu, çok az belediyenin saglayabildigi daha iyi yasam standartları arayısı içinde sehirlere akın eden ve sosyal olarak sınırlılıkları olan göç etmis ailelerden gelmektedir. Köyden kente göç, yoksulluk, çok çocuk, kaçak isçilik ve çocuk emeginin ucuzlugu nedeniyle isveren tarafından tercih edilmesi çocuk isçiliginin temel sebeplerindendir.
B) ÇOCUK İHMALİ
Çocuk ihmali, çocuga bakmakla yükümlü olan kisilerin, çocugun temel gereksinimleri olan bakım, koruma, beslenme, giyim, tıbbi bakım ve egitimini ihmal etmesidir. İhmalle istismarı birbirinden ayıran nokta, istismarın aktif, ihmalin pasif olmasıdır. Karsılanmamıs temel ihtiyaçlar; saglık bakımının yetersiz olması ya da geciktirilmesi, yetersiz besleme, kisisel hijyenin kötü olması, giysilerinin yetersiz olması, evdeki kosulların güvenli olmayısı, ihmalin alt bilesenleridir.
Münchausen sendromu: İhmalin diger kutbunda yer almakta olup, çocuga asırı tıbbi bakım verilmesini saglayarak, çocugun ruhsal ve fiziksel gelisimine zarar verme türüdür. İstismarcı genellikle anne olup, saglam olan çocuklarını hastaymıs gibi doktor doktor gezdirir. Özellikle saglık bilgisi fazla olan anne, çocugunda bilerek bazı hastalık belirtileri olusturur ve çocugu tekrarlayan biçimde gereksiz tıbbi incelemelere ya da tedaviye maruz bırakır.
C) ÇOCUK İSTİSMARINI ÖNLEMEK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?
Ülkemizde çocuk istismarının önlenmesi için, öncelikle gerçek rakamlara ve risk faktörlerine ihtiyaç vardır. Risk faktörleri belirlendigi takdirde, önleyici-koruyucu çalısmaların yapılması mümkün olacaktır. Sonraki adımlar ise, çocugun güvenliginin saglanması ve toplumun istismarcıdan korunmasıdır. Bununla beraber, 1992 yılında N. Ziyalar’ın İstanbul’da bes büyük devlet hastanesinde yapmıs oldugu çalısmasında, “istismar” tanısı alan hiçbir vakaya rastlanmamıs olması, istismar konusunda tıp alanında çalısanların dahi dikkatsizligine ya da aile içi meselelere ve bunların hukuki sonuçlarına karısmak istemediklerine isaret etmektedir. Özellikle istismarın, genelde “kaza” olarak sınıflandırılıp gözden kaçırılması büyük olasılıktır.
İstismara iliskin veriler, ancak polis ve mahkeme kayıtlarından elde edilebilmektedir. Bunun yanı sıra, çocugun hangi merciye basvuracagını bilmemesi, toplumun da bu durumu istismar olarak kabul etmede ve “ailenin iç meselesidir” diyerek müdahale etmede tereddüt yasaması nedeniyle, çocuk istismarına ilisikin sayılar diger suçlara kıyasla hep belirsiz sayılar olarak kalmaktadır.
Çocuga yönelik istismarın ortadan kalkması, kültürel yanlıs inançların degismesi ile yakından iliskilidir. Ülkemizde hâlâ görülen ve çocugun haklarını ihlal eden namus ve töre cinayetleri, bekaret kontrolü, egitimde cinsiyet ayrımcılıgı, baslık parası karsılıgı erken yasta evlendirme, istismarcı geleneksel uygulamalardan sayılabilir. Yine, “Her anne baba, çocugu için en iyisini ister. Hangi aile çocuguna eziyet eder ki?” gibi pesin kabuller, “dayak cennetten çıkmadır, eti senin kemigi benim, ananın vurdugu yerde gül biter, kızını dövmeyen dizini döver” gibi toplumun zihnine yerlesmis söylemler, çocukların aile tarafından istismarını kolaylastırmaktadır.
Oysa, bebegin dünyaya gelmesiyle birlikte, iyi anne baba olma yeteneginin birden kazanılmayacagı bilinmelidir. Çocugun sadece onu doguran aileye degil, tüm topluma ait oldugu fikri yaygınlasmalıdır. “Çocuk benim degil mi? Severim de döverim de!” anlayısının kökten degismesi için, toplumun her ferdi, çocugun saglıklı gelisimi üzerinde mesuliyetinin oldugunu kabul etmelidir. Gerektiginde polis, savcılık, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) ve SHEÇEK tarafından kurulmus olan 183: Alo Kadın ve Çocuk Hattına ya da Çocuk İstismarını Engelleme Dernegi (ÇİKORED) gibi sivil toplum kuruluslarına suç duyurusu yapmayı bir insanlık görevi bilmelidir.
Çocugun aile tarafından dayak, cinsel siddet, asagılama, ekonomik sömürü (çalıstırma, dilendirme) suça ve fuhsa yöneltme gibi davranıslara maruz kalması; devletin önleme, koruma ve tedavi sürecinde çok yetersiz kalması, çocuk istismarı olgusunun ciddiyetini daha da arttırmaktadır. Sadece istismarın tespiti yeterli degildir; önemli olan sonrasında, çocugun yeterli donanıma sahip barınma ve korunma sartlarına, uygun tedaviye ve egitime sahip olabilmesinin devlet ve kanunlar tarafından güvence altına alınmasıdır. Çocuk istismarı konusunda genel ve yerel yönetimler, koruyucu, önleyici ve rehabilite edici ciddi politikalar gelistirmelidir. Bugüne kadar tüm merkezlerde kurulması gerekirken bugün sadece 11 adet olan çocuk mahkemelerinin sayısı arttırılmalıdır.
Bunun yanı sıra, çocuklara ve ailelerine çocuk hakları konusunda verilecek egitimler okullarda zorunlu hale getirilmelidir. Çocuklara gerektiginde “hayır” demeyi ögretmek, sınırlarına saygı göstermek, haklarını bilmelerini saglamak, istismara karsı bedenini ve kendini korumayı ögretmek, istismarın gelebilecegi ortam ve durumlar hakkında bilgilendirmek amaçlı gerçeklestirilecek projeler bu egitimlerin bir parçası olmalıdır.
Diger yandan, çocugun temel haklarının çignenmesinin sadece bireysel ve ailevi boyutta degil; hükümetsel, ekonomik ve dinsel uygulamalar ve politikalarla da gerçeklesebilecegini unutmamak gerekir. Savasın ya da silahlı çatısmaların yogun oldugu bölgelerde, çocukların birçok hakkı sistemli olarak ihlal edilmekte ve çocuklar istismara ugramaktadırlar. Böyle durumlarda, uluslararası boyutta çocuklara hukuksal ve yasam hakları bakımından yardım saglayan sivil toplum kuruluslarının çalısmalarına destek vermek, insani bir görev haline gelmelidir.
KAYNAKÇA
Aksoy, E.; Çetin, G.; İnanıcı, M. A.; Polat, O.; Sözen, S.; Yavuz, F. (1999). Çocuk İstismarı ve İhlali, Adli Tıp Ders Notları, Adli Tıp Uzmanları Dernegi web sitesi: http://www.ttb.org.tr/eweb/adli/icinde.html (Temmuz 2008 tarihinde elde edilmistir.)
Berliner, L. (2002). Cinsel İstismara Yönelik Müdahaleler, Çev: H. Günes, Türk Psikoloji Bülteni, Sayı: 24-25.
Daro, D. (2002). Çocuk Cinsel İstismarını Önleme: Strateji ve Bundan Sonraki Adımlar, Çev: A. İ. Koçkar, Türk Psikoloji Bülteni, Sayı: 24-25.
Kurtay, D. (2008). Çocuk İhmal ve İstismarının Önlenmesi, http://www.sosyalhizmetuzmani.org/ (Temmuz 2008 tarihinde elde edilmistir.)
UNICEF (2008). Önce Çocuklar: Çocuk İsçiliginin Ortadan Kaldırılması, UNICEF resmi web sitesi: http://www.unicef.org/turkey/dn_2006/_cp41.html (Temmuz 2008 tarihinde elde edilmistir.)
Polat, O. (2007). Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı 1: Tanımlar, Seçkin Yayınevi.
Polat, O. (2007). Çocuk Pornografisi, Nokta Kitap.
Polat, O. (2001). Çocuk ve Siddet, Der Yayınları.
Yılmaz, B. (2002). Çocukta Cinsel İstismar: Risk Etmenleri, Türk Psikoloji Bülteni, Sayı: 24-25.
*Uzman Klinik Psikolog
Kaynak : Düsünce Gündem