
Yazar Battal Dogan
Sudan’da çıkarlarını bir türlü saglayamayan küresel güçler, çözümü devlet baskanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklastırmakta buldular.
Sudan’ın Darfur bölgesinde 2003’ten bu yana çatısmalar ve barıs görüsmeleri arasında gidip gelen istikrasız durumun, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcısı Luis Moreno-Ocampo’nun Sudan Devlet Baskanı Ömer Hasan el-Besir hakkındaki tutuklama istegiyle daha da kötülesebilecegi anlasılıyor. Darfur çatısmasının birincil silahlı taraflarından ekonomik çıkarlarını gözeten küresel çıkarcı ikincil taraflarına, insani niyetlerle arabuluculuk yapan üçüncül taraflarından gizli ajandalarla taraf olmaya çalısan bölgesel güçlere kadar, sorunla ilgili yapılacak bir inceleme ve analizden; dünyanın en zengin ve güçlü ülkelerinin yine dünyanın en fakir ve güçsüz bölgesinde amansız bir çıkar çatısmasına girdikleri sonucunu çıkarmak mümkün olacaktır. Bir parantezle, Sudan’ın zengin petrol, dogal gaz, saf uranyum ve altın kaynaklarına sahip oldugu ve kendisine, yakın gelecekte Afrika kıtasının en zengin ülkesi gözüyle bakıldıgını hatırlatmakta yarar var. Darfur’da çatısmaların tarihi seyri ve barıs görüsmelerinin kesintili süreci tüm taraflarıyla birlikte incelendiginde, Besir hakkında baslatılan sorusturma ve yargı sürecinin hukuki zemininden öte, siyasi arka planının baskın oldugu anlasılacaktır. Bir baska ifadeyle, amaç adaletin yerini bulması degil, çıkarların korunması yönünde baskı politikaları uygulamaktır. Konunun daha iyi anlasılabilmesi için, önce Besir’in soykırım isleyip islemedigi, sonra BM ve UCM’nin Darfur’da islenen suçlara karsı durusları ve son olarak da Besir hakkında baslatılan sorusturmanın perde arkasındaki asıl nedenler ele alınacaktır.
Bilindigi gibi, 1948 Soykırım Sözlesmesi ve uluslararası örfi kurallar, devlet ya da bireylerin soykırım suçu islemekle itham edilebilmeleri için öznel ve nesnel birtakım unsurların bulunmasını sart kosar. Öznel unsurlar iki kısma ayrılır: Birinci kısım, hedeflenen grupla ilgilidir ki ulusal, etnik, ırksal ve dini bir grup olması gerekir. İkinci kısım, yasaklanan eylemlerle ilgili unsurlardan olusur. Bu eylemler de: (a) gruba mensup olanların öldürülmesi; (b) grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi; (c) grubun bütünüyle veya kısmen -fiziksel varlıgını ortadan kaldıracagı hesaplanarak- yasam sartlarının kasten degistirilmesi; (d) grup içinde dogumları engellemek amacıyla tedbirler alınması; (e) gruba mensup çocukların zorla bir baska gruba nakledilmesi. Nesnel unsurlar da iki kısma ayrılır: (a) yukarıda sıralanan ve soykırım suçu teskil eden eylemlerde kasıt ve niyet olması; (b) bu kasıt ve niyetin söz konusu grubu bütünüyle veya kısmen ortadan kaldırmaya yönelik olması. Birinci soru, Darfur’da islenen suçlar soykırım suçu teskil eden eylemler arasında sayılır mı? İkinci soru, Darfur’da islenen suçlar soykırım niyet ve kastı tasır mı?
Darfur’da islenen suçların öznel soykırım suçu teskil eden unsurları tasıdıgı bir gerçektir. Birlesmis Milletler İnsan Hakları Yüksek Komisyonu’nun farklı kaynaklardan elde ederek inceledigi raporlar, Darfur’da Afrikalı kabilelere mensup sivillerin sistematik olarak katledildigini, mallarının yagmalandıgını, zorunlu göçe tabi tutulduklarını, iskence ve tecavüz olaylarına maruz kaldıklarını bildirir. Ancak raporlar detaylı ve derinlemesine incelendiginde bölgede yasananlardan farklı sonuçlar çıkarmak da mümkün olmustur. Öncelikle, Darfur’da kesin ve net çizgilerle tanımlanabilecek bir Arap-Afrikalı etnik unsurdan bahsetmek çok zordur. Her iki tarafın da Müslüman olusu ve Arapça konusuyor olması etnik ayrımı zayıflatmıstır. Daha da önemlisi, çatısma mahallerinde Sudan hükümet güçleri ve destekledikleri Arap kabilelerinin Afrikalı isyancılara ve sivil halka karsı sergiledikleri tutumdur. Örnegin, isyancı gruplara karsı-saldırı düzenleyen hükümet güçleri, sivil halkı daha önceden hazırlamıs oldugu kamplara gönderirken, süphelendigi kisileri de tutuklamıstır. Bu durum da, Sudan hükümet güçlerinin Afrikalı kabilelerin soyunu ortadan kaldırmak gibi bir niyetlerinin olmadıgının göstergesidir. İste tam bu asamada soykırım suçunun nesnel unsurları devreye girer. Komisyonun da vardıgı sonuç, Sudan hükümet güçlerinin ve Cancavidlerin soykırım gibi bir niyetlerinin olmadıgı yönündedir. Ancak, bireysel olarak bu tür suçların islenmis olabilecegi, bununla ilgili olarak da bazı isimler üzerinde sorusturmanın tam bir gizlilik içinde yürütüldügü, komisyonun raporunda yer almaktadır. Çatısmaların genellikle kırsal bölgelerde meydana geldigi ve isyancı grupların bu bölgelere sıgındıgı ve beslendigi göz önünde bulundurulursa, hükümet güçlerinin kırsal kesimde yasayan sivil halkı neden kamplarda topladıgı da anlasılacaktır.
Durum böyle olunca, birtakım devletlerin ve kurulusların soykırım iddia ve suçlamalarının gerçegi yansıtmadıgı da ortadadır. Ancak, Darfur’da islenen suçlar soykırım kategorisine girmese de, Komisyona göre, insanlıga karsı islenmis suçlar ve savas suçları sınıfına girer. Komisyon, 25 Ocak 2005 tarihinde, BM Genel Sekreteri’ne sundugu raporda, uluslararası insan hakları hukukunu ihlal eden suçluların tespit edilmesi ve cezalandırılması için harekete geçilmesini tavsiye etmistir. Raporun ardından, BM Güvenlik Konseyi, 31 Mart 2005 tarihli ve 1593 no’lu kararıyla olayı UCM’ye tasıma kararı almıstır. UCM savcısı Luis Moreno Ocampo, 1 Haziran 2005’te, Darfur’da islenen suçlar hakkında sorusturmayı resmi olarak baslatmıstır.
27 Nisan 2007 tarihinde, 20 aylık bir sorusturmadan sonra, UCM iki üst düzey Sudanlı yetkili hakkında tutuklama kararı çıkardı. Bu kisiler 2003-2005 yılları arasında içisleri bakanlıgı yapan Ahmet Muhammet Harun ve Cancavid milis liderlerinden Ali Kusayb’dır. Tutuklama kararı, Ahmet Harun’un 42, Ali Kusayb’ın da toplam 50 suçtan insanlıga karsı suçlar ve savas suçlarından yargılanmalarını öngörmekte. UCM, sanıkların tutuklanıp teslim edilmesini talep ettiyse de, Sudan hükümeti bu suçlamaları kabul etmedi. Aradan bir yıl geçtikten sonra, savcı Moreno-Ocampo, 14 Haziran 2008 tarihinde, Besir’in Darfur’da soykırım suçları, savas suçları ve insanlıga karsı toplam 10 suç islediginin tespit edildigini açıkladı. Savcı, kanıtların Durusma Öncesi Mahkemesi yargıçlarına sunuldugunu, söz konusu suçların Besir’in üzerinde tespit edilmesi durumunda da tutuklama kararının çıkarılacagını bildirildi. Diger yandan Sudan hükümet yetkilileri, UCM’nin Sudan Devlet Baskanı Besir hakkındaki suçlamalarının asılsız oldugu, Sudan’ın UCM’ye taraf ülke olmadıgı, bu nedenle mahkemeden çıkacak herhangi bir kararın baglayıcı olmayacagı yönünde açıklamalar yaptılar. Arap Birligi ise yaptıgı resmi açıklamayla Besir’i desteklerken, UCM’yi çifte standart uyguladıgı için kınadı.
Aslında, UCM savcısının Besir hakkındaki tutuklama isteginden hemen önce Sudan’da gelisen olaylara bir göz atıldıgında, savcının bu istegi arkasındaki nedenler ortaya çıkacaktır: İlk neden, 8 Haziran 2008 tarihinde basına sızan nüfus sayımı ile ilgili sonuçlardır. Sudan hükümetinin nisan ayında baslattıgı nüfus sayımı, 2009 yılında yapılacak genel seçimler için bir ön hazırlıktı. Bölgelerin nüfus oran ve dagılımı, aynı zamanda bu bölgelerin merkez hükümette temsil oranlarını ve milli gelirden alacakları payları da belirleyeceginden önemle üzerinde durulan bir konuydu. Daha da önemlisi, küresel güçlerin koruyucu semsiyesi altında Hartum’da iktidara ortak olan Güney Sudan nüfusunun iddia edilen %25’lik oranın çok altında çıkmasıdır. Son nüfus sayımına göre, Güney Sudan’ın nüfusunun, toplam Sudan nüfusunun %10’unu olusturdugu basına sızan bilgiler arasında. Bir diger neden de aynı gün, 8 Haziran 2008 tarihinde Sudan hükümetinin Çin petrol sirketleriyle masaya oturmasıdır. Buna göre, Çin petrol sirketlerinin bir yandan bölgede petrol arama çalısmalarını sürdürecegi diger yandan da daha önce kesfedilen petrol kuyularında üretimlerine devem edecekleri haberleri Batılı petrol sirketlerinin hiç de hosuna gitmemistir. Sudan’ın günlük 500.000 varil olan petrol üretiminin 200.000 varili Çin’e ihraç edilmektedir. Son olarak, Darfur isyancı gruplarının artık ellerinden tutulacak durumlarının kalmamasıdır. 2003 yılında, Darfur’da çatısmalar basladıgında, çatısma sahasında örgütlenmelerini tamamlamıs iki büyük silahlı hareket vardı. 2008 yılına gelindiginde ise, bölgede en az 10 örgütten bahsetmek mümkün. Kisisel ve kabile çıkarlarından kurtulamayan Darfur isyancı gruplarının bir araya gelmeleri ve birlik kurmaları uzak bir ihtimal olarak görünüyor.
Neticede, Sudan’da çıkarlarını bir türlü saglayamayan küresel güçler, çözümü devlet baskanını soykırım gibi çok ciddi bir suçla yargılayıp hükümetten uzaklastırmakta buldular.
Kaynak : Düsünce Gündem