
Garabetlerden birisi idamın bayramda gerçeklesmesi ve bu hususta Sii dini mercilerden de onay alınmasıydı. Ama o mevzuya gelene kadar iç içe geçmis birçok gariplik vardı. Bunlardan birisi, Saddam’ın yargılanmasının tarafsız bir bölge veya ülke yerine Bagdat’ta gerçeklesmesi ve bunu yapanların arasında Saddam’ın eski hasımlarının da olmasıydı. Yargıçlar ısrarla, Enfal ve Halepçe davasında taraf olan Kürtlerden seçilmisti. Böylece kendileri de Sünni olan etnik Kürtlerle etnik Arap Sünnilerin arası açılmak isteniyordu. İkinci kademedeki yanlıs, Saddam’ın kendisine karsı yapılan bir suikast girisimi dolayısıyla yürütülen Duceyl Davası’nda 100 ila 150 kisinin hayatına son verilmesi nedeniyle idam edilmesiydi. Saddam’ın diger davalar bitmeden ve tüm suçların toplamından idam edilmek yerine Duceyl gibi Siilerle alakalı tartısmalı bir davadan dolayı idamı sanki iki toplum arasında kalıcı nefret tohumları ekmek içindi. Sii ve Sünni kaynasmasının en sakin ve sorunsuz ülkesi böylece Sii-Sünni kavgalarının yeserdigi bir vaha haline geliyordu. Irak bu anlamda denek olarak seçilmisti. Zira Irak’ta çıkacak mezhep kavgalarının ve etnik kavgaların bir ucu bölgeye sıçrayacaktı ve nitekim öyle de oldu. Irak isgalinden sonra Sii hilalinden ve buna mukabil Sünni ittifakından bahsedilmeye baslandı.
İran basını Saddam’ın idam sahnesinin bir komplo oldugunu yazdı. Ancak Komplo olmasına komploydu, ama kimin komplosu? sorusu ortada kaldı. Zira infazın bayramda gerçeklesmesi için Sii din adamlarından fetva alınmıstı. Saddam’ı idam edilmesi için Siilere teslim eden Bush Biz olsaydık adabınca idam ederdik ve böyle olmazdı. Siiler Saddam’ın idamını bir intikam aracına ve sahnesine çevirdiler. diyecekti. Bush, Maliki ve hükümetini suçladı; İdamı intikam sahnesine çevirdiler. dedi ama bile bile Saddam’ı infaz için Siilere teslim etti. Bereket, Saddam Mukteda’nın dedigi gibi meydanlarda asılmadı. Demek ki Saddam tamamen Siilere bırakılmıs olsaydı ortaya belki de daha kötü sahneler çıkabilirdi. İdamın isgalin gölgesinde gerçeklesmesinde belki de fayda vardı. Zira Abbasiler iktidara geldiklerinde Emevi halifelerini kabirlerinden çıkararak cezalandırmıslardı. Rubai’nin dedigi gibi Irak böyle bir kültürden geliyordu. Nedense Emevi Haccac ile Abbasi Seffah çizgisi Irak’ta deveran edip gidiyor; iktidarlar degisiyor ama yöntem degismiyordu.
Saddam veya üvey kardesi Barzan’ın idamında yasanılan ihlaller gerçekten de Saddam’ın hasımlarını degil Saddam’ı yüceltti ve onu psikolojik olarak ölümünde bile düsmanlarına galip getirdi. Saddam’ın idamında bir kez daha magluptur bu yolda galip durumu yasandı. Bundan sonra yapılacak is bu fitnenin en dar alanlara hapsedilmesi, bloke edilmesi ve daha fazla zarar vermesinin önüne geçilmesidir. Bunun için de Irak baglamında izlenmesi gereken politika; isgalin sonlanması için çalısmak ve Irak’ın nüfuz alanı olmasının önüne geçmek olmalıdır. Irak bölge ülkeleri arasında no mans’ land/tarafsız bölge olmalıdır. Bu baglamda Bagdat ve Kerkük gibi sehirler de tarafsız ülkenin tarafsız sehirleri olmalıdır. Belanın kökü aslında isgaldedir. İsgal burada bir iktidar boslugu dogurmus, iktidar boslugu da nüfuz savasına yol açmıstır. Nüfuz savası fiilen baslamıstır ve bunun bölgesel bir savasa dönüsmemesi için mutlaka bunu baslatanların ilk mevzilerine dönmeleri gerekmektedir. Irak’ta taslar kendi dinamikleri içinde yerlerine oturmalıdır. Dısarıdan müdahale nüfuz savasını ve bilahare bölgesel savası tetikler ve bunun emareleri de çoktan ortaya çıkmıstır.
Amerikan isgali Irak’ta tarihi dengeyi ve referansı yok etti. ABD, demokrasi adıyla veya sayısal çogunlukla Siilerin üstün gelmesine ve Siilerin ordu ve polis gücünü ellerine geçirmelerine yardımcı olurken İngilizlerin bile yapmadıgı bir seyi yaptı. Yüzyıllardan beri Sünni referansa baglı olarak yönetilen ve İngiliz isgaliyle de degismeyen bu arkaik yapı Amerikan isgaliyle tebeddül etti ve degisti. ABD, tarihi ve cografi dengeleri bozarak güya sikayet ettigi mezhepçilik kutuplasmasına ve kavgasına yol açtı. ABD’nin bunu kasten ve bilerek yaptıgı düsünülüyor. Kalemiyle ve aklıyla ABD’nin hizmetine giren ve devsirmelerinden olan, belki de bu yönüyle Abdulmecid Hoi gibilerinin halefi sayılabilecek Veli Nasr 6 Mart 2004 tarihli The New York Times’da sunları yazdı: Irak’ın Amerika öncülügünde isgali, bir Sii kültürel uyanısının önünü açmasının yanı sıra Siiler ile Sünniler arasındaki güç dengesini de ilkinin lehine degistirdi. Siyasi gelismeler Irak dısındaki Sünnileri iyice öfkelendirdi; bilhassa Sii agırlıklı Irak Hükümet Konseyi’nin olusumu ve Sii lider Büyük Ayetullah Ali el-Sistani’ye konsey üzerinde açıkça veto yetkisi tanınması bu öfkeyi katladı. Birçok Sünni için, en önemli Arap ülkelerinden birinin Sünnilerden Sii hakimiyetine geçecek olması tasavvur edilmesi zor bir durum. Militan Sünni çevrelerde bu, kendilerine ve bir bütün olarak İslam’a yönelik Amerikan komplosunun kanıtı sayılıyor. Sünni militanlıgı, kökeni itibarıyla sadece Sii karsıtı degil, Amerikan karsıtıdır da…
Bush intikam almak istemediyse Saddam’ı neden teslim etti ve Siiler idamı ABD’nin komplosu olarak görüyorlarsa o halde neden bu komplo meshedinde rol almaktan imtina etmediler? Bununla birlikte Abdulaziz Hekim ile birlikte idam sahnesinde oldugu ileri sürülen Mukteda Sadr kendisinin infazda olmadıgını, cellat degil bir din adamı oldugunu söyledi ve konumuna açıklık getirdi. Hekim cenahından ise henüz böyle bir açıklama gelmedi. Peki bütün bunlardan sonra ne yapılması gerekir? Öncelikli olarak isgali defetmek ve ardından da Irak’ı nüfuz ve çatısma alanı olmaktan kurtarmaktır. Bunun için herkesin esit derecede katkısına ihtiyaç vardır. Ve burada da en büyük görev İran’a düsmektedir. Zira el-Müctema dergisinin de yazdıgı gibi Türkiye 1 Mart Tezkeresini reddetmis ama İran zımni olarak kendi tezkeresini onaylamıstır. Simdiki mezhep kavgasının nedenlerinden birisi budur. Irak nüfuz alanı olmayacaksa İran da geri duracaktır. Tarafsız bir Irak sonuçta İran’ı da mutlu edecektir. İran’ın Irak’a müdahil olmasaydık Necef üzerinden altımızı oyacaklardı. gerekçesi de dayanaksızdır. Zira 1 Mart Tezkeresi geçmedigi için Kuzey Irak’ta da Türkiye’nin altını oyuyorlar. İki zarar karsılastıgında ehaffı ihtiyar olunur. Burada en hafif ser veya ehveni ser ABD ile dogrudan veya dolaylı olarak ortaklık iliskisinden veya pasif isbirligi görüntüsünden kaçınmaktır.
Bu hususta iddiası geregi İran’ın Türkiye’den daha da dikkatli olması gerekmektedir.
Kaynak : Düsünce Gündem