
Özellikle kültürel antropologlar, siddeti inceledikleri toplumun kendi mantıgı içerisinde anlamlandırmaya gayret ederler. Zira siddetin sembolik formları ve ifade biçimleri toplumsal sorunların kökeni ve boyutları hakkında çok önemli ipuçları verir. Kan davası, namus cinayeti, aile içi siddet ve gençler arasındaki kavgaları anlamsız saldırganlık eylemleri olarak algılamak bu eylemleri önleme konusundaki en önemli engeldir. Siddeti anlamaya ve önlemeye yönelik köklü çözümler ancak toplumun kendi yapısı ve mantıgı içerisinden çıkar. Siddet eylemlerini geri kalmıs toplulukların hastalıklı bir takım hareketleri olarak algılamak siddeti anlamlandırmaya mânidir.
Siddeti anlama konusunda yapılan diger önemli hatalardan biri de siddeti, toplumun marjininde yasayan bazı anormal bireyler tarafından islenen hastalıklı bir eylem türü olarak görmektir. Siddet eylemini ve bu eylemi isleyen bireyi psikolojik bir bozukluk içerisinde degerlendirmek ve bu eylemi yalnızca bireysel boyutta patolojik bir vâka olarak incelemek çok verimli sonuçlar ortaya koymaz. Siddet kolektif ve bütüncül bir olgudur ve ancak bütüncül bir bakıs açısıyla önlenebilir.
Dogrudan Siddet, Yapısal Siddet ve Kültürel Siddet
Johan Galtung siddeti, dogrudan siddet, yapısal siddet ve kültürel siddet diye birbiriyle baglantılı üç boyut seklinde tanımlamıstır. Buzdagının görünür yüzü dogrudan siddettir; ama dogrudan siddet çogu zaman yapısal ve kültürel siddetin katmanları üzerinde yer alır. Dogrudan siddet fiziksel zarar vermeye yönelik eylemlerdir. Siddetin görünür yönünü tespit edip önlemeye çalısmak Galtung’a göre nispeten daha kolaydır. Asıl zor olan dogrudan siddeti besleyen kanalları engellemektir Yapısal siddet, siddetin gözle görülmeyen formudur ve dogrudan fiziksel zarar vermeyi hedeflemez. Ancak yapısal siddet etkileri itibariyle dogrudan siddetten çok daha yıkıcı olabilir. Örnegin bölgeler arası gelir dagılımlarındaki ve hayat sartları arasındaki esitsizlikler yapısal siddetin ifadeleridir. Yapısal siddet ancak genis kapsamlı yapısal önlemlerle bertaraf edilebilir.
Siddetin belki de en az anlasılan boyutu ise kültürel siddettir. Kültürel siddet insanın var olusunu ve toplumsal kimligini olustururken kullandıgı sembollerle ilgilidir. Din, ideoloji, dil, popüler kültür ve propaganda, sanat ve bilimin kullanımı dogrudan ve yapısal siddeti mesrulastırmaya zemin hazırlayabilir. Kültürel siddet dogrudan görünmeyebilir ama toplum içerisinde belli bir ideolojik hegemonya olusturur. Siyasî ve dinî liderlerin demeçleri, sanatçılar, filmler, karikatürler, sarkılar ve birçok popüler sembol; ayrımcılıgı, farklılıklara karsı tahammülsüzlügü ve hosgörüsüzlügü salık verebilir. Popüler kültür, medya ve internet özellikle gençler ve çocuklar üzerinde çok etkili olmaktadır. İslamofobi, yabancı düsmanlıgı, kültürel önyargılar ve agresif milliyetçilik kültürel siddetin yansımalarıdır. Kültürel siddetin panzehiri barıs kültürünün tesisidir.
Postmodern Siddet
Günümüzde siddet banalleserek evde, sokakta, okulda, is hayatında, televizyonlarda, bilgisayar oyunlarında, sarkılarda ve dizilerde hayatımızın bir parçası haline gelmeye basladı. Bugün dünya genelinde siddet artıyor gibi görünmekte. Fakat, bunun gerçekten dogru bir saptama olup olmadıgı üzerinde durulması gerek. Surası bir gerçek ki, iletisim kanallarının yaygınlasmasıyla siddet dünyanın hemen her yerinde çok daha görünür hâle geldi ve dünya üzerindeki siddetin boyutları ortaya çıkmaya basladı.
Bir açıdan umutsuzluga da sevkeden bu süreç aynı zamanda siddetin formlarının ve dilinin de küresellesmesine neden oldu. Televizyonlarda, internette ve çevrede görülen siddet eylemleri ve türleri insanların bilinçaltlarına kazınarak farklı ortamlarda tekrar edilir hale geldi.
Siddeti önlemek için olusturulan enstrümanlar, kültürel hayatımızın en mahrem alanlarına kadar dolaylı yollardan sirayet etmekte olan günümüzdeki siddet formlarını sathi düzeyde de olsa engellemekte yetersiz kalıyor. Bunu önlemenin yolu kültürel siddete karsı uzlası kültürünü tesis etmeye çalısmaktır. İsin ironik yanı ise, siddeti önlemek için siddeti yayan ve zihinlere yerlestiren enstrümanlardan baska enstrümanlara sahip olmayısımız. Popüler kültür, özellikle gençlere örnek alacakları model sahıslar üretmek konusunda basarılıdır; aynı basarı yapıcı amaçlar için de yönlendirilebilir.
Türkiye'de Toplumsal Degisim ve Siddetin Dinamikleri
Toplumsal siddetin temelinde yatan en önemli faktörlerin basında güvensizlik hissi gelir. Güvensizlik hissi bireysel bir duygunun ötesindedir. Özellikle toplumların hızlı degisim sürecinden geçtigi dönemlerde bu degisime adapte olmakta zorlanan ve eski konumlarını da tehdit altında hisseden gruplar adaptasyon sürecinde kendilerini yogun bir tehdit altında hissederler. Siyasal, kültürel ve iktisadî yapılar bu toplumsal degisim dinamigiyle olusan talepleri cevaplandırabildigi oranda siddet potansiyelini kontrol altında tutabilir. Bu hissi ortadan kaldıramadıgı sürece siddet sarmalı katlanarak artar ve toplumun birçok alanına yayılır. Bugün Türkiye’de siddetin artmasının diger önemli sebeplerinden biri de özellikle gençler arasında artan gelecege dair ümitsizliktir. Artan maddi taleplerini normal kanallardan karsılayamayacaklarını düsünmeleri, kendilerine, çevrelerindeki insanlara veya kamu düzenine zarar verme egilimine iter onları. Gerek intiharların artmasında gerekse siddet eylemlerinin yaygınlasmasında bu iki faktörün önemli etkisi vardır. Güvensizlik hissinin altında ekonomik, siyasal, sosyal nedenlerin yanı sıra modernlesmenin ve sehirlesmeyle birlikte toplumu bir arada tutan geleneksel degerlerin asınmaya baslaması da yatar. Din, aile, asiret ve hemserilik baglarının zayıflaması ve ataerkil toplum yapısının dönüsümü ile insanlar kendilerini daha da yalnız hissederler. Devletin veya diger sosyal kurumların, insanların yanında oldukları hissini vererek bu güvensizligi önlemesi gerekir. Görünen o ki, bugün Türk halkı kendini daha önce hiç olmadıgı kadar sahipsiz hissetmektedir. Bunda Türk toplumunun yapısının hızla bireysellesmesinin önemli etkisi var. Toplumu bir arada tutan geleneksel degerler sisteminin yerini neo-liberal kurumların ikame edecekleri düsünülmekteyse de oldukça uzun sürecege benzeyen bu geçis süreci çok sancılı bir sekilde yasanacak gibi.
Ekonomik sebeplerle ve terör tehdidinden dolayı İstanbul, Ankara, Diyarbakır ve Mersin gibi büyük sehirlere göç etmek zorunda kalan ve sehirlere tam adapte olamadan varoslarda kümelenen kitle, sehirlerin güvenligi için önemli bir tehdit olarak algılanmakta. Öte yandan, gerek iktisadî gerekse siyasî açıdan yapısal bir siddete maruz kalan bu kitle kendini tehdit altında hissetmekte. Burada anlasılması gereken sey, sehirlerin etrafına kümelenen ve kendilerine bir yer edinmeye çalısan bu insanlar kendilerini güvende ve bir yere ait hissedene kadar sehirlerin diger sakinlerinin de kendilerini güvende hissetmeyecekleri hususudur.
Güvensizlik hissinin arttıgı dönemlerde insanlar kendi güvenliklerini kendileri saglama egilimine girerler ve silah satısı artar. Bunun yanı sıra mafya, çeteler ve diger bir takım illegal organizasyonlar güvenlik saglama iddiası ile daha da yaygınlasır. Adaleti ikame etmeye yönelik kisisel girisimler ön plana çıkar. Benzer mesajlar terör örgütleri tarafından da farklı kanallardan verilerek örgüte inananların kendi güvenlik ve özgürlükleri konusunda inisiyatif almaları ideolojik olarak yayılmaya çalısılır. Siddetin devlet tekelinden çıkmaya basladıgı hissedildigi dönemlerde, bireysel siddet önü alınamaz bir sekilde hızla tırmanır. Mafya ve çeteler her türlü illegal faaliyet alanlarını genisletirler. Türkiye’de yasanan siddet olayları hızlı degisim sürecinin sancılarıdır. Bu süreci minimum kayıpla geçistirmek için toplumun birçok kesimine sorumluluk düsmektedir.
Toplumsal siddeti anlama ve önleme konusunda önemli bir kafa karısıklıgı yasayan Türkiye’nin bu konuda çok boyutlu ve katılımcı bir vizyona ihtiyacı vardır. Kültürel siddet toplumun yapısını bozabilecek ciddi bir tehdit olarak görülmeli ve bunun yerine uzlası kültürünü yerlestirmek için kendi kültürel kaynaklarımıza da referansla uzun soluklu projeler gelistirilmelidir. Yapısal siddeti de önlemek için, liberallesme ve iktisadî kalkınmanın marjininde kalan kesimlere iktisadî, siyasî ve sosyal olarak güvende olduklarını hissettirecek yapısal önlemler alınmalıdır. Aksi halde toplumun tüm kesimlerinin siddet ve güvensizlik ortamından etkilenecegini görmek durumundayız.
Talha Köse
28 Mayıs 2006
Kaynak : SETA