
Yüz yıllardır elde etmiş olduğu zenginliğin hatırı sayılır bir kısmını sömürdüğü ülkelere borçlu olan küresel güçler, uluslararası finans kurumlarının da desteği ile zenginliklerine zenginlik katmaya devam ediyor. IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar, özellikle gelişmekte olan ülkeler üzerindeki uygulamalarıyla, yoksulluğun kalıcı hale gelmesinde önemli rol oynuyor.
Uluslararası düzeyde faaliyet gösteren ve temel politikalarını her zaman daha fazla kâr etme kaygısı ile şekillendiren küresel şirketler, bu politikalarının yön verdiği uygulamalarıyla kalkınmanın önünde büyük bir engel teşkil ediyorlar. Bu şirketler, kendilerine karşı; fiyat, ürün arzı, üretim hızı gibi pek çok konuda rekabet şansı olmayan işletmeleri de piyasadan kısa sürede siliyor ve milyonlarca insanın geçim kaynaklarını kurutmuş oluyor. Öte yandan para piyasalarındaki dalgalanmalar, faiz işlemleri, ulusal para birimlerinin değerinin düşük tutulması ve borsa üzerinde yapılan spekülasyonlarla, her gün milyonlarca dolarlık kazançlar sağlanırken, bu rakamlar, yoksul ülkeler için oldukça hayati değer taşıyor. “Paravan Şirketler Küresel Raporu”na göre, çeşitli manipülatif yollarla dünya genelinde her yıl 2 trilyon Dolar’a yakın para aklanıyor. Pek çok ülkenin ekonomik büyüklüğünü aşan bu korkunç rakamların küresel şirketler aracılığıyla dünya üzerindeki en zengin %1’lik azınlığa aktarıldığı da biliniyor.
Dünya’nın dört bir yanına kurulmuş bu tezgâh, son günlerde ülkemizde de bir ekonomik kriz tetiklemeye çalışıyor. Sözde ‘yaptırım’ adı altında ülkemizi açıkça tehdit eden ABD, toplumu korku ve endişeye sevk ederek, bir kere daha tehdit ve şantaj siyasetinin gereğini yerine getirmiş oluyor. Ancak şunu biliyoruz ki; daha önce 12 Eylül ve 28 Şubat’ta dış güçlerin eliyle gerçekleştirilen darbeler ve yakın zamanda gerçekleştirilmeye çalışılan 15 Temmuz darbesi, bu ülke üzerinde oynanan ne ilk ne de son oyunlardır. Bizim üzerimize düşen, ülkemizin içinde bulunduğu bu süreçten bir an önce çıkması için insanlarımızı sağduyuya çağırmak ve vicdan sahibi her insanın, küresel sömürü düzeni karşısında dik durmasına vesile olmaktır. Bunun yolu da tüketmiş olduğu gıdaları kendi üreten, hayvanını kendi yetiştiren, teknolojisini kendi yazılımlarıyla destekleyerek ihraç eden bir Türkiye’den geçmektedir. Bu yolda önümüze çıkan engelleri aşmak temel hedefimizdir.