
TOKİ'nin Ufku Var mı, Ufku?
Fotografçılık böyle bir seydir, herkesin gözü önünde duran bir konuyu özel bir dikkatle çerçevelemektir.
Zaman foto muhabiri Mustafa Kirazlı'nın yukarıdaki karesini görünce Photoshop programı ile kes-yapıstır yapılmıs bir çalısma oldugu zehâbına kapılmıstım; ince bir dikkatle yakından inceleyince fotografa herhangi bir müdahale yapılmadıgını görüyorsunuz. Çok fantastik bir sey, elle çizilmis, tezatları abartılmıs bir afis veya bir animasyon filmi için tasarlanmıs gerçeküstü bir film seti gibi duruyor ama degil; gerçegin düpedüz kendisi.
Mustafa Kirazlı'yı tebrik ediyorum; çektigi fotograf, bu konuda kaleme alınacak yüz köse yazısına bedel.
Simdi, vaktiyle ortaokul sıralarında okuyan ogluma, Ankara'nın çevre yolunda otobüs penceresinden -buna benzer bir manzarayı- göstererek sordugum suali sizin de cevaplandırmanızı istiyorum; elinizi kalbinize koyunuz ve samimiyetle söyleyiniz:
– Yukardaki fotografta iki farklı yerlesim birimi, buna baglı olarak iki farklı hayat tarzı, iki farklı sehircilik anlayısı, iki farklı komsuluk ve iki farklı tabiatla temas yaklasımı görüyorsunuz; hangisi daha insânidir, siz hangisini seçerdiniz?
Oglum bu soruya “Kırmızı çatılı, aralarında agaçlar olan alçak evleri isterim” diye cevap vermisti de, ben de onunla gururlanmıstım; cevaplarınızı yönlendirmek istemem, benim de tercihim öyledir; hep öyle olacak. Sizinki de bundan farklı olamaz, eminim.
Oysaki bize fakültede gecekondulasmanın sosyal bir yara oldugunu ögretmislerdi; saglıksızdı, altyapısı eksikti; buraya yerlesen köylüler, eski hayat tarzlarını sehirlerin göbeginde de sürdürmek istiyorlar, gelismenin önünü tıkıyorlardı vs., vs… Bizdeki gecekondu ile sosyoloji literatürüne geçmis gecekondunun birbirinden çok farklı seyler oldugunu o zamanlar bilmiyor, hocalarımızın söyledigine inanıyorduk. Özellikle Güney Amerika, Afrika ülkelerinde görülen gecekondulasma, bizimkinden farklı bir seydi; ambalaj kartonu, margarin tenekeleri, çöplükten edinilen malzemeyle çırpıstırılmıs sefalet kovuklarıydı bunlar; yan yana, iç içe, üst üste idiler; hakikaten iç sızlatan bir yoksullugun mekânıydılar. Bizimkiler öyle degildi ama, en azından sefil degildi! Önemlice bir kısmının Hazine araziSİ üzerine çöreklenen uyanık vatandaslarımız tarafından parsellenmis olması hariç, bizim gecekondular ecnebî örneklerine göre insaflı, insânî, mazbut bir çehre gösteriyorlardı. Bir kere hemen hepsinin bir avlusu, bahçesi vardı; iki kattan fazla yükseleni yoktu. Diger hanelerle aralarında mâkul bir “komsuluk mesafesi”ne sahipti. Komsuluk mesafesi önemlidir; iç içe geçmis katlar ve daireler arasında iyi komsuluk gelismiyor çünkü, mahremiyet mesafesi daralınca, insanlar birbirlerine sosyal çerçevede çok uzak sogukluk aralıgı koyuyorlar haklı olarak.
Türk tipi gecekondulasmanın çürügü sudur: Mülkiyeti kamuya aittir ve daha sonraları siyaset adamları ve mahalli idarelerin kendi aralarında kurdugu kutsal ittifak yoluyla bu semtlere önce yol, telefon, elektrik, ulasım gibi altyapı hizmetleri sunularak zamanla sahsi mülkiyet hakları kurulmus, hemen ardından da imar kolaylıkları tanınarak haksız zenginlesmelere yol açılmıstır. Bu mahzuru dısında Türk tipi gecekondulasma, temel yaklasımları itibarıyla insânidir, tabiidir, geleneklere uygundur ve kesinlikle daha sıcak ve tabiata saygılı bir yapılanma biçimidir.
İnanmayan, yukardaki fotografa bir daha göz atabilir.
*
Fotografa simdi biraz daha dikkatli bakmanızı rica edecegim; ortalarda bir yüksek binanın üzerinde Japonca gibi yukardan asagı yazılmıs iki sıra yazı fark ediliyor; soldakinde TOKİ yazıyor, sagdaki de ihâleyi tamamlayan firmanın adı olsa gerek. (Her sanatçının eserine imza koymaya hakkı var elbette!)
Fotograf sunu anlatıyor; TOKİ aracılıgı ile yüksek kamu otoritesi diyor ki, “Biz gecekonduları temizliyoruz, yerine böyle binalar yapıyoruz!”
Ben de diyorum ki, “Böyle yapacaksanız, Allah rızası için yapmayın arkadas; dagınık kalsın, eger yeni bir sehir kurmak, yönetmek, içinde insanların mutlu olacagı bir hayat tarzının fizikî iskeletini olusturmak ufkunuz bundan ibaretse eksik olsun; gecekondu tipi yerlesime razıyım ben!”
TOKİ çok bina yaptı, güzel bir mahalle kuramadı; TOKİ'nin binaları süphesiz emsallerinden çok daha saglam ve güvenilir ama nedense bana hep, çok kısa bir zamanda acil mesken ihtiyaçlarını gidermek için yapılıvermis, geçici deprem evlerini hatırlatıyor.
TOKİ yüzügü yapıyor, kasını oturtamıyor.
TOKİ'de demir, çimento, arsa var, vizyon yok.
TOKİ dereyi geçiyor, çayda boguluyor.
Eger varsa, -ki bence var!- kabahat, TOKİ'yi yöneten tepe takımında degil; bu kolektif bir beceriksizlik, ortaklasa bir ufuksuzluk. Düsününüz, bombos araziye yeni bir sehir kurmak için elimize imkân veriliyor; biz tutup Basaksehir yapıyoruz, Kayasehir yapıyoruz, Atasehir yapıyoruz, hepsi de tutarsızlıkta birbirini çaresizce izleyen bir kooperatif sehirciligini ihyâ ediyoruz.
Evet, aralarında genis yollar var; evet, güvenli, güvenlikli binalar, evet her birinin civarında küçük esnafı adeta öteleyen fiyakalı AVM'ler kurulmus; evet çevre düzenlemesi filan da fena degil fakat rûhu yok, fakat çirkin, fakat üst üste, alt alta, iç içe, dip dibe; temel esprisi itibarıyla tabiata meydan okuyan bir sehirlesme biçimi.
Alınız su fotografı, önündeki gecekondu dokusunu kazıyınız ve arkasında heybetle yükselen gökdelen yavrularını bilumum Türkiye'ye yayınız; yarının Türkiye'si böyle bir sey olacaktır.
Sonra da kenarına imzanızı koyunuz; e, hakkınız!
*
Türkiye'de vaktiyle âcilen karsılanması gereken mühim bir mesken açıgı vardı; simdi de vardır fakat eskisi gibi âcil degil; durup etrafa göz atmak için, “Biz neyi yanlıs veya dogru yapıyoruz” diye düsünüp karar vermek için zamanımız var; bu zaman aralıgını kazanmak ugruna pek çok dogru örnegi ortadan kaldırmıs olsak da bu imkân hâlâ önümüzde duruyor.
TOKİ'yi ufuksuzlukla itham ediyorum çünkü ellerinde hâlâ çok büyük bir potansiyel tutuyorlar. Bize ruhumuzun üzerine kılıf gibi geçecek meskenler üretmesi lâzım TOKİ kurmaylarının; evet hem ucuz olacak, hem ulasılabilir hem de kaliteli. Deprem meskeni acullugundan kurtulmalıyız artık. TOKİ'nin sadece hızlı ve saglam mesken üretmesi yetmez; bu kurumun elinde gelecekteki sehirlerin karakterini belirleyip yoguracak potansiyel imkânlar var, TOKİ dogru ve güzel sehirciligi özendirmeli, yönlendirmeli, yönetmeli, Türkiye'nin mimarlık geçmisini ve birikimini harekete geçirmeli, sempozyumlar, tartısmalı kongreler düzenlemeli ve gereginde bizzat yaparak dogru örnek vermeli.
*
Son söz “Kentsel dönüsüm” gibi berbat bir Türkçe ile markalanan büyük ihyâ hareketine; bu dönüsümde sadece depreme dayanıklılık degil de sehir estetigi bir medeniyetin sehir tasavvuru gibi daha yüksek amaçlar hedeflenmiyorsa harcanan emege ve paraya yazık olur. İs isten geçmeden ikaz etmis olalım.
15.01.2012
A. Turan Alkan / Zaman