
Derin Esitsizligin Kırılgan Aktörleri
Yılbası gecesi sabah ezanının okundugu vakitlerde evin önünden hızla geçen bir kamyon unutulacak gibi degildi. Devasa kirli beyaz torbalarla agzına kadar dolu olan araçta on bes-yirmi yaslarında bes çocuk ayakta torbalara sırtlarını yaslamıs vaziyette yolculuk ediyorlardı. Çöp toplama torbalarının tıka basa doldugu verimli bir geceydi demek. Birileri eglenmis, birileri de eglencenin bitecegi, atıkların içinden ise yarar seylerin ayıklanacagı anı beklemisti.
Sabah gün dogarken çok erken saatlerde seffaf birer hayalet gibi hızla dolasarak çöp kutularına bakan ve bir kısmının iki tekerlekten ibaret arabasında gül ya da karanfil takılı olan genç adamlar. Nadiren de olsa kadınları da görmek mümkün. Onlar kendilerini geri dönüsüm isçileri, kâgıt isçileri, katı atık ya da kâgıt toplayan gençler olarak görüyorlar. Yaptıkları is tam da bu zaten. Alın teriyle hayatlarını kazanan insanlar. Aslında derin sosyologlar olarak çöpte çizilen toplumsal haritamızı en iyi bilen kisiler. Çok farklı mahalleleri gezenler yokladıkları çöp kutularında toplumsal gerçekligimizle yüz yüze geliyorlar. Onların bu engin tecrübesi sonunda degerini bulacak gibi, çöp sosyolojisi diyebilecegimiz bu alanla ilgilenen bilim adamları oldugunu biliyoruz. Çöpten çıkan atıkların analizi bizi esitsizligin, adaletsizligin tam nerede kurulduguna dair asıl kaynaga biraz daha yaklastıracak, tüketimdeki israfın boyutlarını da yoksullugun detaylarını da gözler önüne serecektir.
Geçtigimiz aylarda Bilgi Üniversitesi ögrenci kulübü Özgür Açılım'dan gençlerle bulusmustum bir sohbet toplantısı için. Sonrasında Kâgıt İsçileri Dernegi Baskanı Ali Mendillioglu ile devam etmistik güne, onunla tanısmak çok sey ögretti hepimize. Kendisi aynı zamanda dört yıldır çıkmakta olan Katık dergisinin yayın yönetmeni. Onu en çok üzen sey, kâgıt isçilerinin yaptıkları önemli hizmete, sagladıkları geri dönüsüme, israfı ciddi boyutta hafifletmelerine karsılık marjinallestirilmeleri ve yadırganmaları. Kâgıt isçilerinin sosyallesmesi, öteki insanlara karısma istekleri, kitap okumaları, dergi çıkararak kendilerini ifade etmeleri çok ilginç bulunuyor. Oysa kâgıt isçileri kendi içinde homojen bir grup degil ve Kürtler, kadınlar, basörtülüler, basörtüsüzler, Aleviler, Romanlar her kesimden insan var. Hatta son yıllarda emekliler ve farklı meslek gruplarından insanlar da ek is olarak kâgıt toplamaya baslamıs. Türkiye'de bu isten evine ekmek götüren, hayatını kazanan binlerce insan var ve her birinin bu ise baslama hikâyesi farklı birbirinden. Özellestirmelerin etkisi, göçler, issizlik, kimsesizlik ve daha birçok sebep. Yasadıkları pek çok siddet olayından, haksızlıktan ve belediyelerle yasadıkları kimi sorunlardan söz ediyordu Mendillioglu. Bu baglamda dernegin kurulusu, islevi çok önemliydi. Hiç kimse bu isi yapmak istemezdi sonuçta ama mademki bu is bizim bir gerçegimiz bir yandan çalısanların isini huzur içinde yapmasını saglamak öte yandan da gündelik çıkarları asacak sekilde mücadele etmek, meselenin temelindeki sorunları ortadan kaldıracak köklü bir çözüm üretmek gerekiyordu.
Bu mücadele isçinin bir sabah kalkıp hayal kurmasıyla baslayacak, ve daha iyi bir dünya olabilecegine inanmasıyla gelisip serpilecek bir direnisti. Dayanısma çabalarını mevcut ezilen durumunu kutsallastırmak yerine, bunu degistirmek için ellerinden geleni yapmak olarak açıklıyordu. Asıl kutsal olan, daha iyi bir hayat için, ugradıkları haksızlıkların degismesi için verilen mücadeleydi.
Bu isin bir baska kolu sayabilecegimiz hurdacılık da geri dönüsüm emekçiligi. Dünyabizim.com'da Volkan Yahsi, onları bilge, kalender, mütevekkil ve mütevazı insanlar olarak tanımlamıs. Sehrin varoslarında kimi zaman ailesiyle kimi zaman bekar evlerinde yasayan, ekmek teknelerini itekleyerek kilometrelerce yol yürüyen, yürürken her seyi ve herkesi incelikle görebilen, görmüs geçirmis güzel amcalar hatta bazen teyzeler.
Tekneye neler atılır; Yahsi, iyi gözlemlemis, kitaplar, gümüs ve pirinçten samdanlar, bilgisayar parçaları, kulaklıklar, giysiler, ayakkabılar, halılar, soba boruları, içki siseleri, gazete desteleri, büyük naylonlar, pet siseler ve daha birçok nesne. Hayattan atılanları bir kez daha ince elekten geçiren, gözleri degersiz sanılan nesnelerdeki degeri bulup çıkarabilecek maharete sahip adamlar.
Mendillioglu, Katık dergisinin olanaksızlıklar yüzünden sıklıkla çıkarılamadıgını ama bu kadarının bile büyük basarı oldugunu söylüyor ki çok haklı. Birçok isçi burada düsüncelerini duygularını bir metne dönüstürme tecrübesi yasamıs. Sürekli dısarıdan tanımlanan, yaratılan gençlik mitlerine uymayan, bu yüzden görmezden gelinen bu ülkenin zayıf naif ve sessiz gençleri, dergiyle kendilerini ifade etme sesini duyurma ve kendi sesini duyma imkânı bulmus. “Avrupa'da böyle bir dergi olsaydı çok ses getirirdi. Özellikle de akademisyenlerin ilgisini çekerdi. Bizde ilgi görmedi.” diyor baskan.
Dokuzuncu sayıda Selimcan Alabay, Hayatın Kenar Kulübesi baslıklı yazısında hep birlikte aynı nehirde aktıklarını, aynı istikamette gittiklerini fakat farklı bir nehre geçmeyi akıllarından bile geçirmediklerini yazmıs. Buna cesaret edemediklerini söylemis.
Geçmisindeki sabıkalar yüzünden 'dıs dünya'dan ailesi de dahil hiç kimseyle iletisim kuramayan Can Baba ise Basbakan'ın Davos'taki “bir dakika” çıkısından çok etkilenmis. “İnanılması zor bir insanlık suçu hakkında dünyanın gözünü kulagını açtın, bu zulmün ayıbını hak edenlerin suratına bir tokat gibi vurdun, bu satırların size ulasmasını öyle çok istiyorum ki ah bir bilsen.” diyor yazısında. Yasadıkları zorlukları, eziyetleri, siddeti anlatmıs ve 'Biz atık kâgıt isçilerini toplasanız sadece Ankara'da bir Filistin olustururuz.' demis, bizi de görün manasına.
Seçim atmosferinde gündem çok yogun oldugundan bazı meseleler esas, bazıları ise teferruat olarak görülüyor. İnsana dair her mesele aynı kıymette aslında. Çünkü büyük acıların yolları küçük sanılan acıların görmezden gelinmesiyle döseniyor. Sorunlar arasındaki önem hiyerarsisi ortadan kalksa toplumsal barıs adına daha hızlı ve sahici bir yol kat edilebilir. Kocası tarafından öldürülen Ayse Pasalı olayına, verilen cezaya basında birinci sayfadan yer verilmesi bu kötülüklere kalkısacaklar için caydırıcı olmustur mesela. Her hikâye hepimizin ortak hikâyesinden koparılmıs bir parça ve her parçamız aynı degerde. Kâgıt isçilerinin sayısının bütün sehirlerde gözle görülür biçimde artması, çıg gibi büyümesi dikkatle izlenmesi gereken bir gerçeklik. Sadece kent sosyolojisi baglamında degisimin göstergelerine, sınıfsal farklılıkların belirtilerine ulasmak bakımından degil, hak ve adalet duygusunun siyasete daha derinden nüfuz edebilmesi için politikacılar anlamalı ve dinlemeli onların hallerini.
17.05.2011
Yıldız Ramazanoglu / Zaman