
Övülen degil, yerilen “modernizm”
Günümüzde her sey o kadar hızlı degisiyor; öylesine çabuk tükeniyor ki; en gözde degerler bile hızla sorgulanır hale geliyor. Asrın basında moda olan ve övgü sıfatı olarak kullanılan kavramlar, bugün olumsuz özellikleriyle birlikte anılıyor.
Basta “modern” kelimesi birkaç on yıl öncesine kadar methetme amacıyla kullanılırken; günümüzde daha çok yol açtıgı sorunlarla birlikte anılıyor. Artık haberciler, bilim adamları, düsünürler, bu kelimeyi daha çok “modern hayat tarzının getirdigi hastalıklar” “modern toplum yapısının getirdigi psikolojik sorunlar” gibi cümlelerde kullanıyorlar.
Çünkü geçtigimiz asırda oldugu gibi “modern insan” denildiginde “geleneksel kurum ve kuralların çizdigi sınırlardan kurtulmus, kendi seçimlerini yapabilen ve ferdi gelisimini gerçeklestirebilen insan” anlasılmıyor. Artık modern insan denildiginde “hayatını kazanabilmek için ekonomi müesseselerinin talepleri dogrultusunda en yüksek verimle deger üretmek zorunda olan insan” anlasılıyor.
Getirdikleri ve götürdükleri
Faturalarını ve sosyal güvenlik primini ödeyebilmek için; gençlik çagını zorlu bir yarısın hüküm sürdügü egitim maratonunda; orta yasını ise ondan daha acımasız bir rekabetin bulundugu is dünyasında geçirmek; modern insanın uymak zorunda oldugu yeni toplumsal kural (norm) gibi görünüyor.
Evet, insan modernlesirken; anne babasına, konu komsu, akraba ve cemiyetine karsı geleneksel görevlerinden kurtulmustur. Çogunlukla dinden ve dinin fazilet anlayısından kaynaklanan toplum kurallarından da sıyrılıp arzu ettigi gibi yasayabilecektir. Artık esini, çocuklarını terk edip gittigi, yaslı anne babasına bakmadıgı için cemiyet tarafından kınanmak umurunda degildir. Ne de olsa akrabalarıyla komsularıyla sıkı bir dayanısma içinde olmak zorunda degildir.
Artık gençligini, zekâ ve kisisel yeteneklerini kullanarak bol kazanç elde edip arzu ettigi gibi yasayabilecektir. Ama buna karsılık, yaslılıgında emekli maası alabilmek için uzun yıllar sosyal güvenlik semsiyesi altında çalısmak mecburiyetindedir. Çünkü o anne babasına bakmadıgı gibi onun çocukları da ona bakmayacaktır.
Üstelik modern insan asla hastalanmamalı, sakat kalmamalı, ruhi veya bedeni bir sorun yasamamalıdır. Çünkü eger issiz, parasız, aciz bir duruma düserse ona kimse acımayacaktır. Nasıl ki o islerini büyütüp bol para kazandıgı zaman esini terk ediyorsa, acze düstügü zaman da esi onu terk edebilecektir. Ne yazık ki bu yeni zamanın acımasız ‘töre’sidir.
Yeni gelenek “modernizm”
Evet, isin dogrusu modernizm de bir nevi gelenektir ve onun da kendine göre norm ve degerleri vardır. Modern dünya görüsünün dayandıgı bireyciligi ve hazcılıgı esas alan fikirler her ne kadar insana, geleneksel törelere karsı özgürlük vaat etse de insanı yeni bir toplum düzeninin törelerine mahkûm etmistir.
Üstelik bu yeni töreler eski gelenekler gibi toplum nizamını esas alan kurallar degil, paranın gücünü esas alan ekonomi kurallarıdır ve bazen çok acımasız olabilmektedir. Bir baska deyisle, modern insan geleneksel baglardan kurtulurken, geleneksel dayanısmadan da mahrum olmus; ekonomi kurumlarının karsısında yapayalnız kalmıstır.
Modern toplum, ferdi hem yalnızlastırmakta, hem de para, teknik imkân, medya gücünün karsısında tamamen güçsüzlestirmektedir. Artık fertler medyanın reklam ettigi ürünleri ihtiyaç olarak görmek, propaganda ettigi fikirleri benimsemek ve telkin edilen davranısları sergilemek konusunda tamamen suursuzca uyup taklit eden bir sürü gibidir. Elbette medyaya hâkim olan güç de kitleleri gütme imkânını siyasi ve ekonomik nüfuzunu daha da artıracak sekilde kullanmaktadır. Böylece paranın kontrol ettigi medya ve siyaset gücü, yine parayı kontrol edenlerin çıkarına hizmet etmekte, halk kitleleri ise güçlüler karsısında iyice güçsüzlesmektedir.
Ne acıdır ki Mevla Teâlâ “Arzı ve üzerindeki bütün canlıları insana hizmet ettirmek” üzere yaratmısken, simdi insan kendi eliyle insa ettigi kurumların mahkûmu olmustur. İnsanoglunun temel ihtiyaç maddelerini zaten bitkiler ve hayvanlar ona hazır sunmaktadır. İnsana düsen, sadece bu nimetleri hakça paylasmak için düzenleme yapmaktan ibarettir. Ancak insanlar, dünya düskünlügü ile ihtiyaçları çogalttıkça çogaltmıs, sonra da kurdukları sanayi/ticaret kurumlarının kölesi haline gelmislerdir. Üstelik insanların çogu, kendini bu gidisata öylesine kaptırmıstır ki modernizmin elestirisi yapılırken bile hatalardan geriye dönmekten ziyade, daha yeni çareler aramak, daha da ileri gitmek yolu arastırılmaktadır.
Her seye karsı mıyız?
Elbette müslümanlar modernizmin elestirisini yaparken bile adil ve haksinas bir tutumu benimsemelidirler. Bizim gayemiz, modernizmi körü körüne kötülemek ve yeni olan her seyi reddetmek degildir. Aksine, insanların yeni imkânlar gelistirmesi ve böylece bazı eski zorluklardan kurtulması da yine Rabbimizin ihsanlarındandır.
Müslümanlar modernizmin sagladıgı teknolojik nimetlerden yararlandıkları gibi bu gelisimin altında yatan akılcılık, ilerlemecilik ve meselelere yeni yöntemlerle çözüm bulma anlayısını da elestirmezler. Aksine, bugünkü dünyanın kurulmasında, peygamberlerin ve onlara uyanların büyük emeginin oldugunun bilincindedirler.
İyi düsünülecek olursa modernizmin akıl ve vicdana aykırı töre ve gelenekleri reddedip yerine insan hakları, ferdin hürriyeti ve fırsat esitligi gibi degerleri benimsemesi yeni bir sey degildir. Bu anlayısın tarihteki kökeni ve ilk örnegi, peygamberlerin insanlara armagan ettigi hukuk ve ahlak anlayısıdır. Bilhassa Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) gönderildigi toplumdaki katı kabilecilik ve törecilik anlayısını kaldırıp ilahi kanunun önünde herkesin esit oldugu, üstün hukuk nizamını getirmesi, günümüz toplumlarının bile henüz erisemedigi yüksek bir medeniyet seviyesidir.
Hayatın bütün yönlerini vahye göre yeniden düzenleyen Peygamberimiz (sav), basta kan davası gütme, kızları öldürme, zayıf kabileleri yagmalama ve kölelestirme, yoksulu faizli muamelelerle ezme gibi birçok çirkin töre ve âdeti yasaklamıstır. Kadın, çocuk ve kölelerin kabile ileri gelenlerinin malı gibi görüldügü anlayısı kaldırıp bunların kendi inançlarını ve dünya görüslerini seçme haklarını tanımıstır.
Kadınlardan biat almak, kölelerin hürriyete kavusturulmasını tesvik etmek, farklı statülerdeki kisileri İslam kardesligi ile kardeslestirmek; borçlulara ve kendi hayatını kazanacak sermayesi olmayanlara büyük bagıslarda bulunmakla en büyük devrimi Peygamberimiz (sav) yapmıstır. Ancak Peygamberimiz (sav), haksız ve çirkin töreleri kaldırırken; komsuya, akrabaya iyilik, anne babaya vefa, esine sadakat gibi toplumu ayakta tutan bagları koruyan örf ve adetleri muhafaza etmis, hatta bunları dini birer vecibe haline getirmistir.
Günümüzde ise ferdiyetçilik anlayısındaki asırılık ve hürriyetin, daha çok nefsanî basıbosluk olarak anlasılması; hem fertlere hem toplum yapısına büyük zararlar vermistir.
Tek tiplesen hayatımız
Modern zamanın fertlerde yaptıgı en büyük tahribat, onları tek tiplestirerek adeta sürüler haline getirmesidir. Sabahın erken saatlerinde apartmanlardan çıkıp otobüslere, servislere dolusanları gözlerseniz; 7’sinden 70’ine, kadınından erkegine, neredeyse bütün insanların evlerini terk edip bir yerlere kosustugunu görürsünüz. Çocuklar yasıtlarıyla birlikte sınıflara, yetiskinler fabrika, dükkân, ofis gibi is yerlerine dolusurlar. Aksam saatlerinde aynı kosusturmayla marketlere alısverise gidilir, reklamlarda görülen hazır ürünler alınır; aceleyle tüketilir ve yorgun argın televizyon karsısına geçilir.
Hayat bu kosusturmayla geçip giderken, davranıslar, düsünceler ve duygular tek tiplesir. Artık farklı yas gruplarıyla bir arada zaman geçirilmedigi için küçüklere merhamet, büyüklere hürmet, misafire ikram, yoksula ihsan gibi duygular hissedilmez olur.
Akrabanın komsunun zahmetine tahammül, sıkıntılarını paylasma, derdiyle dertlenme, hakkı ve sabrı tavsiye etme gibi degerler unutulur. Artık anneler, babalar yılın belli günlerinde hatırlanır; diger akrabalar ise eger dini bayramlarda da hatırlanmıyorsa artık hiç hatırlanmaz olur. Artık duygular tek tiptir; kumanda aletiyle kanal kanal atlayıp en eglenceli program neredeyse o aranır.
Ve… Büyük bir ihtimalle ömrün son çeyregi; bu hayat tarzının getirdigi hastalıklar ve duygu kütlügü ile bir huzur evinde hemsirelerden azar isitmekle geçirilir…
Tatminsiz nesiller
Duygu kütlügü sadece fertleri etkilemez elbette, bunun sonucu olarak toplum da mekaniklesir ve hayat damarları kurur. Duygu olarak yalnızca tüketim duygusunu tanıyan nesiller, dünyanın da can damarlarını kurutur.
Bugün haz düskünlügünün bir sonucu olan tüketim alıskanlıklarına, dünyanın bütün kaynakları hızla tüketildigi halde yetisilememektedir. Üstelik insanların iyilik, merhamet, yardımlasma gibi manevi degerlerin yerine geçirmeye çalıstıkları eglence, tüketim ve hazcılık anlayısı ruhları tatmin etmemektedir. Bütün dünyada kitleler anlamsızlık, amaçsızlık ve bosluk duygusuyla kıvranmaktadırlar. Gençlerin çogu ruhlarının açlıgını, her geçen gün daha asırı ve daha sapkın eglencelerle bastırmaya çalısmaktadırlar.
Ancak ne yazık ki modern hayat tarzının insan tabiatına ve ruhuna uygun olmadıgı açıkça görülse dahi, bu dünya görüsüne kökten bir elestiri yapmaktan genellikle kaçınılmaktadır. Ortaya çıkan meselelere, yine ilerlemecilik, maddecilik, bireycilik/hazcılık anlayısı içinde çözüm aranıyor. Oysa Einstein’ın meshur sözünde belirtildigi gibi “Bir düsünce tarzının ortaya çıkardıgı problemleri, o düsünce tarzı içinde kalarak çözemezsiniz.” Nitekim bugün modern dünya görüsünün ortaya çıkardıgı meseleler de aynı düsünce hatalarında ısrar edildiginden, kalıcı çözümler üretilememektedir.
Yeni ruhani gelenek olusturmalıyız
Evet; kabul etmek gerekir ki zaman degismistir. Artık insanları “komsu komsunun külüne muhtaç” gibi maddi zaruretleri hatırlatarak birbirine yaklastırmak mümkün degildir. Aksine, bugün esler bile birbirine muhtaç olmadan hayatlarını sürdürebilmektedir. Ancak bu imkânın esleri en ufak bir geçimsizlikte bosanmaya sürüklemesi düsündürücüdür.
Oysa akılcılıgın getirdigi imkânlar, nefsaniyet yerine ruhaniyetin emrine verilse eski geleneklerden daha yüksek seviyede yeni gelenekler tesis etmek mümkün görünüyor. Mesela, günümüzün haber alma ve ulasım imkânları dünyayı büyükçe bir köye dönüstürmüstür. Artık komsuluk, akrabalık anlayısı çok daha yüksek seviyeye gelistirilebilir.
Mesela, bugünün dünyasında “et pisirdiginiz zaman suyunu fazla koyun da komsunuza da bir çorbalık olsun verin” hadisi serifi, zahiri yönden uygulanabilir gibi görünmemektedir. Ama hadisi serifin asıl maksadı olan; “elindeki imkânı komsunla paylasma” düsturu; sınır ötesi dindaslarına egitim, saglık, teknoloji yardımı yapma ve siyasi haklarını elde etmesine destek olma yönünde hayata geçirilebilir.
Bununla birlikte, uzaktakiler kadar yanı basımızdaki kırık gönülleri de ihmale ugratmamak gerekir. Ne gariptir ki günümüz insanının gücü, birkaç tusa basarak kıtalar ötesiyle konusmaya yetmektedir de öz anne babasının hatırını sormaya yetmemektedir. Birkaç saatte dünyanın bir ucuna gidebilenler, aynı sehirde yasadıgı kardesini aylarca ziyaret etmemektedir. Dünyanın sorunlarını bilmekte ama hanımının derdini dinlememektedir. Çünkü imkânlar ancak kalpteki arzu ve niyetler dogrultusunda kullanılmaktadır.
Aslında biraz düsünülecek olursa günümüz insanının en büyük sorununun; yüksek ideallere ve samimi hislere sahip olamama, behimi arzular pesinde sürüklenme oldugu anlasılır. İste, hem fert hem de toplum olarak insanı bu durumdan kurtaracak olan ise yüksek duygularını harekete geçirecek olan maneviyat asısıdır.
HATİCE KÜBRA ERGİN
101. Sayı
Mayıs 2009
Kaynak : www.gulistandergisi.com