2018’İN İLK “GÜNDEM BULUŞMALARI” ORGANİZASYONU GERÇEKLEŞTİRİLDİ
2018’İN İLK “GÜNDEM BULUŞMALARI” ORGANİZASYONU GERÇEKLEŞTİRİLDİ
2018’İN İLK “GÜNDEM BULUŞMALARI” ORGANİZASYONU GERÇEKLEŞTİRİLDİ
UHİM olarak uzun yıllardır gerçekleştirdiğimiz, Türkiye ve dünya gündemine ilişkin meselelerin ele alındığı Gündem Buluşmaları devam ediyor. Bu kapsamda 2018 yılının ilk toplantısı dün Petrol-İş Sendikası’nın evsahipliğinde sendikanın Altunizade’deki genel merkezinde gerçekleştirildi. Toplantıda Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Ali Ufuk Yaşar “Yeni Taşeron Sistem ve Sendikal Bağlantılar” konulu bir sunum gerçekleştirirken, UHİM Hukuk direktörü Av. Mustafa Demiral ise “Batı’nın Ucuz İşgücü ve Beyin Göçü Kapısı: Mülteciler” başlıklı bir konuşma yaptı. Toplantıda ayrıca katılımcılardan Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Prof. Dr. Vecdi Akyüz, araştırmacı yazar Vahdettin İnce, Dr. Bekir Tank, Sultanbeyli Belediyesi Kültür İşleri Müdürü Mehmet Mazak ve diğer katılımcılar da görüşleriyle katkı sağladılar.
Toplantıda öne çıkan notlar şöyleydi:
 
ALİ UFUK YAŞAR
-Sadece basından seyrederek değil bazı şeyleri bir araya gelerek değerlendirmekte fayda var.
-Taşeron çalışanların kadroya geçmesi sürecini, 1 milyon kişiyi, aileleriyle beraber 5 milyon kişiyi ilgilendiren durumu masaya yatıracağız.
-Duyduğumuz taşeronu kadroya almakla insanların yıllardır beklediği özlemi dindirmeleri güzeldir ama bilindiği gibi değildir.
-Petrol İş Sendikası olarak taşeron sisteme bakış açımız dağ fare bile doğurmamıştır.
-Şu anki yapılan kadroya alma sisteminde aracının ortadan kaldırılması hem devlet, hem millet hem çalışan adına çok doğru ve önemi bir adımdır.
-Sektöre göre ücret olarak takdim etmese de geleceğine dair daha güvenli bakacak olması da sevindiricidir.
-Ama esas amacına baktığımızda ve insanların beklentisine dair bir şeyler söylemek gerekirse taşerondan kadroya geçmek dendiğinde insanlar “Kadroda olan çalışanın ne hakkı varsa ben de onu alacağım” diye algılıyorlar.
-Kadroya geçenlerin tek tesellisi güvenceli yapıya geçecek olmasıdır. 
-Maaşlarıyla alakalı tek avantaj 52 günlük bir ikramiyenin verilecek olmasıdır.
-Kuyu tamamlama dediğimiz, petrol arama dediğimiz, bizzat işin aslını yapanın yanında yardımcı olarak aynı işi yapan ve aralarında uçurum derecesinde ücret farkı olan, güvencesi olmayanların aslında kadroya alınması gerekirken 50 bin insan dışarda kalmıştır. Dağ fare bile doğurmadı dediğimiz durum budur.
-Elbette bu önemli bir karardır ama bu karara esas hizmet edecek olan bu 50 bin kişinin dışarıda kalmış olması bu işin en büyük handikapı ve hak ihlalidir.
-Destek hizmetleri personeli olan personellerin direkt kadroya geçmesi handikap oluşturacak.
-Temizlik işleri müdürlüğü ve park bahçelerdeki personeller ciddi sıkıntılar oluşturacak. Üsküdar’da sadece 1000 tane temizlik işçisi var. Bunların hepsinin kadroya geçtiğini düşünsenize. Şu an hükümete atılmış en büyük goldür bu. Belediyeler ciddi bir kamuoyu oluşturacak.
-Temizlik, güvenlik, yemekhanede çalışan, hizmet satın alınan yerlere kadro vereceğim diye girilen yerleri, asıl işi yapanın kadroya alınması lazım. Bunlar 170 bin kişi. Ama 700.000 denildi.
-Bu insanlar burada kadroya geçtim zannediyor ama aynı yapı imkanlar verildiğinde hiçbir işe yaramayacak. Bu insanlar kadroya geçtim noktası itibariyle geriye dönüp davalar açıp haklarını kadroluymuş gibi aldığında devlete atılmış büyük gol olacak.
-Bu konuyla alakalı ciddi bir suiistimal olduğunu düşünüyorum.
 
MUSTAFA DEMİRAL
-80 yıllardan itibaren mültecilik konusunu sıkça duymaya başladık.
-O yıllarda Rusya Afganistan’ı işgal ettiği zaman çok sayıda Afganlı değişik ülkelere mülteci olarak gitmek zorunda kaldı.
-Daha sonra 1989’da Bulgaristan’daki iç savaş sebebiyle Türkiye’ye 300 bin mülteci geldi.
-1990’larda Irak Savaşı sebebiyle çok sayıda mülteci akınıyla karşı karşıya kaldık.
-2011 yılından bu yana Suriye’de devam eden içsavaş sebebiyle 7 milyon Suriyeli mülteci olmak zorunda kaldı, 3 milyonu aşkın kişi Türkiye’ye geldi.
-Türkiye kapılarını açtığı için kolaylıkla Türkiye’ye geliyorlar ama mültecilerin Türkiye’yi bir geçiş kapısı olarak gördüğü ve Avrupa’ya gitmek için geldiği bilinen bir gerçektir.
 
PROF. DR. VECDİ AKYÜZ
-Mülteci denilince sadece Suriyeli değil Özbekistan, Kırgızistan, Bulgaristan, Kafkasya, Gürcistan, Sırbistan’dan da mülteciler var. Sadece Suriyelilere yüklememeliyiz mülteciliği, her yerden varlar. Sayı olarak Suriye fazla evet. 
-Türkiye sadece bir geçiş yeri değil çoğu burada kalacak gibi görünüyor. Belki 500 ila 1 milyon arasında geri dönmemeyi düşünenler var.
-Türkiye’nin çalışma ortamı hayli müsait hele hele bir tahsil görmüşse.
-Afganistan’dan Orta Asya’dan her yerden var. Bunlara ilgi göstermek lazım özellikle Türkiye’ye katkı sağlayacaklara. Türkiye onlar için güvenli bir liman onlara ilgi göstermemiz sahip çıkmamız gerekir.
-İran cahiliye döneminden beri Arap Yarımadası’nın doğusunu kontrol etmiştir. Safevilerden sonra bu Şiîleşmeye döndü. Sadece orada değil, Afrika’da da İran faaliyet gösteriyor. Filipinler’de, Tayland’da dahi Şii özellikle faaliyetler gösteriyor.
-Suudi Arabistan’da bugün 6 milyon civarında ve en zengin bölgesinde yaşıyor. Müthiş faaliyetler gösteriyor.
-Türkiye’de de İran’ın aslında çok büyük yatırımları var. Entelektüel anlamda büyük yatırımları var.
-İlahiyat fakültelerinde İran devletini savunan ilahiyatçılar ortaya çıktı, bu hep yatırımlar sayesindedir. Ama yine de İran’da ortaya çıkacak sarsıntı bütün çevreyi etkileyecektir. İran kültürel olarak bitmez. Güçlü, tarihte büyük temsilciler yetiştirmiş bir devlettir. Siyasi açıdan sadece kendi coğrafyasını değil etrafındakileri de etkileyecek sonuçlara yol açar. Hareketlerin nereye gideceğini şuan kestirmek mümkün değil.
 
PROF. DR. SÜLEYMAN KIZILTOPRAK
-Araplar ve Müslümanların Kızıldeniz’de strateji kazandığı açık. 
-1956’da Sudan Mısır’dan ayrıldı. Aynı yılda Macaristan’da Rus yönetimine karşı bir ayaklanama vardı. Süveyş Kanalı’nı millileştirme vardı. Bağımsızlığını ilan edince İsrail Türkiye’ye yatırım yaptı. Somali ve Katar’da Türk varlığının olması, geleneksel Arap yönetimini çok rahatsız etti. Onlar başkaları adına konuşuyor. Temsilcisi oldukları devletler adına vekaleten bir konuşma yaptılar.
-Savakin Adasındaki mesele Askerî üs kurma meselesi değil. Cumhurbaşkanımızın ziyareti esnasında gündeme gelen bu ada lokasyon olarak güzel bir ada. Özlem de olabilir belki. Orada kervansaray var, dervişlerin kaldığı yerler var. Ticaret ve tasavvuf birlikte yürüyor. Evliya Çelebi’nin söylediği 260 binadan sadece 2 tanesi restore edilmiş. Cumhurbaşkanı da o yüzden restore etmek istiyor.
-Mehmet Ali Paşa Türkçe konuşan subaylarla çalışmak zorunda kaldığını anladı ve oraya hep Türkçe konuşan adamları gönderdi (defterdar vs.) Türklerin dönemi diye 1820’den 1899’a kadar ahd-i Türki diye adlandırılıyor. Ve ortam sorumluluk gerektiriyor. Cumhurbaşkanımızın cömertliği burada. Geri kalan kısım basının abartması.
 
Kayıt Tarihi : 4.1.2018
Bu sayfa 342 defa ziyaret edilmiştir.